Unutmak Tükenmektir !

 

13 Şubat 2005

FAHRETTİN KIRZIOĞLU İÇİN

Dr. Ali Kurt
1969 veya 1970 yıllarıydı. Babam (O zaman Doç. Dr.) Ahmet Kurt, Dr. Fahrettin Kırzıoğlu ve halk edebiyatı asistanı Fikret Türkmen'le beraber bir jiple Yusufeli ilçesinin Barhal köyündeki tarihi kiliseyi görmeye gitmiştik.

Burada yol bittikten sonra Fikret Beyin makaralı teybini ve şarj cihazını köylüler taşımış, önce kilise hakkında Fahrettin Beyin görüşlerini dinlemiştik. Kendisi bize bu yapının kuzey Türkleri olan Kıpçak (Kuman)lar tarafından yaptırıldığını söylemişti,. Delil olarak binanın kemer ve kolonlarını vermişti. Bu görüşe göre Oğuzlardan yüzlerce yıl önce Karadeniz'in kuzeyinden batıya göç eden Türkler den bir bölümü de Kafkasları aşarak Karadeniz'in doğu bölümlerine yerleşmiş, Hıristiyan olmuş, daha sonra Osmanlıların gelmesi üzerine zaten dil birliği bulunduğundan kolayca anlaşarak zaman içinde barış yoluyla Müslüman olmuşlardı. Zaten bilindiği kadarıyla bölgenin İslamlaşması sırasında beyliklerini, halk üzerindeki hükümranlıklarını kaybetmek istemeyen bazı yerel derebeylerinin ufak direnişleri dışında kayda değer bir olay bulunmuyor. Bu köyde halktan ses kayıtları yapan Fikret Türkmen de konuşulan dilin kuzey Türkçesine uyumlu olduğunu belirtmişti. O zaman dinleyerek önemsediğim bu bilgilere hala daha, fakat daha sağlam olarak inandığımı bildirmek isterim. Daha sonra Artvin'e geçmiş, şehrin ana caddesi üzerinde, vilayetten sonra, askerlik şubesi yakınındaki, çıkarken sağda bulunan o zaman mevcut iki sinema salonundan biri olan, şimdi Uğur Güven tarafından üst katı, yani sinema salonu mobilya galerisi olarak kullanılan salonda Çoruh Boylarının Türklüğü üzerine bir konferans vermişti. Üniversite oditoryumunda (Şimdiki Orhan Yavuz Anfisi) verdiği Her Yönü İle Türk Olan Kürtler başlıklı konferansının da (Daha sonra kitap olarak yayınlanmıştır) diğer bütün konuşmalarında olduğu gibi tıkabasa
dolu olduğunu, katılımcılar hatırlayacaktır. Fahrettin Kırzıoğlu ve ailesi, üniversite lojmanlarında komşumuz olmuşlardı. Büyük oğlu Ilgar, ODTÜ'de okuduğundan sonradan tanıdık. Ancak Dede Korkut ve özellikle Kürşad ile anneleri Nebahat hanımı (Allah rahmet eylesin) çok daha yakından tanımaktaydık.

1917 yılında Kars'ta doğmuştur. Bir görüşmemizde öğrenciliğinde 1934 yılında mezun olduğu Erzurum lisesinin şimdiki Şair Nefi İlköğretim okulu binasında olduğunu söylemişti.

Henüz liseyi yeni bitiren bir genç olup memuriyete yeni başladığı günlerde, Ahıska'ya en yakın yer olan Posof'u tercih etmiştir. Posof'ta kaldığı bir yıla yakın bir zaman zarfında Ahıska'yla ilgili birçok bilgi ve halk edebiyatı malzemesi toplamıştır. Askere gittiği 1937 mayısında yedek subay okulundan sonra asteğmen olarak Sarıkamış Topçu Alayına geldi. Burada altı ay kıta hizmeti yaptıktan sonra 1938 Ekiminde terhis edildi. Kars Lisesinde Yardımcı Türkçe Öğretmenliğine başladı. Kars Lisesindeki öğretmenliği sırasında Halkevinin aylık dergisi Doğuş'un idaresini üstlendi. 16 sayfa olarak çıkan dergiyi 32 sayfa hâlinde çıkarmaya başladı. İlk yazı denemelerini ve daha önce Posof ve Arpaçay'da derlediği halk kültürü verimlerini, bu dergide yayımladı. Bu yazılar, yurdun dört bir yanından ses getirdi. Doğuş'taki yazıları ona, yurt çapında ün kazandırdı. Yine bu dönemde Kars gazetesinde birçok araştırma yazıları neşredildi.
1941 yılında Ülkü dergisinde çıkan Dede Korkut Kitabı'ndaki Coğrafî İsimler başlıklı incelemesiyle, ilim âleminin dikkatini çekti. Bu çalışma, 1952 yılında kitaplaşacaktır.

Soyadı Kanunu yürürlüğe girince aile adları verilmeyip Çelik soyadı verilmişti. Bu isim, 9 Kasım 1943 tarihli mahkeme kararıyla tashih edildi ve aile, Kırzıoğlu soyadını aldı. Bundan sonraki yazılarında imzasını, genellikle Kırzıoğlu M. Fahrettin şeklinde kullandı. Kırzıoğlu adı, aileden birinin lâkabından gelmektedir. Ulu dedelerinden birinin alnının sağ üst tarafında, doğuştan bir tutam beyaz/kır saç bulunmasından dolayı ona Kırzı Şerif derlermiş. Bu sebeple aile Kırzılar/Kırzıoğulları olarak
anılmaktaymış. Üç yıl önce geldiğinde şehrimizde üniversite ve Halk eğitim merkezinde konferanslar vermişti. O zaman eskiden başkanlığını yaptığı Erzurum Tarihini Araştırma ve Tanıtma Derneğinin yönetim kurulu olarak, Sait Durmuşoğlu, Şenol Mızrak, Cemal Kırzıoğlu ve İrfan Alyanak birlikte Erzurum Valisi Osman Derya Kadıoğlu'nu ziyaret etmiştik. Burada Kırzıoğlu tarafından valiye şehrin ve bölgenin tarihi üzerinde kısa önemli bilgiler verilmiş, Atatürk Erzurum ilişkileri üzerine yazdığı kitapçık ve Erzurum Kongresi kitabı hediye edilmişti.

1917 yılında Kars'ta doğan, kazandığı ve bir yıl okuduğu İstanbul Tıp Fakültesini terk ederek kendisini Türklük bilimi araştırmalarına vakfeden ve bölgemiz tarihi üzerinde çok kapsamlı araştırma ve yayınları bulunan bir dost kişiydi Fahrettin Kırzıoğlu. Doğrusu sağlığında yazıp 6 ay önce ve ölümü üzerine Cuma günkü (11.02.2005) gazetemizde yeniden yayınladığımız yazımızı hazırladığımız zamanki kadar rahat değiliz bu yazıyı yazarken. İnsan, tanıdıkları, dost ve yakınlarını kaybettiğinde tarafsızlığını kaybediyor ve duygusallaşıyor. Böyle olunca da yazıda bulunması gereken birçok şey eksik kalırken derin bir nostalji yükleniyor. Sizlere, uzun yıllar derneğimizde başkan ve üye olarak görev yaptığını hatırlatmak istiyoruz. Erzurum Tarihini Araştırma ve Tanıtma Derneği Başkanı iken yaptığı işlerle ilgili olarak hazırladığımız belgesel nitelikte uzunca
bir yazı, Kırzıoğlu Armağanı kitabı içinde yayınlanmayı beklemekteydi Çok verimli ve faal bir bilim adamı olup, birçok dernek ve kurulun kurucusu, yöneticisi veya üyesi olarak görev yapmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Erzurum Tarihini Araştırma ve Tanıtma Derneği, Kars Turizm ve Tanıtma Derneği, Selçuklu Tarihi ve Medeniyeti Enstitüsü, Türk Folklor Derneği, Türk Ocakları, Türk Dil Kurumu, Diyarbakır Milliyetçiler Derneği, Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Türk Tarih Kurumu, Muallimler Birliği, Malazgirt Fetih Âbidesini Yaptırma Derneği, Kars Lisesinden Yetişenler Cemiyeti, Selçuklu Fethini Kutlama Komitesi, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Derneği...

Kaybımızdan dolayı üzüntümüz sonsuzdur.



Can Verenler...