23 Haziran 2003
EFSANE KOMUTAN'IN EŞİ YAZDI
"Her
Çeçen bir generaldir, ben sadece milyon birincisiyim"
Çeçenistan'ın efsane komutanı Cevher Dudayev'in eşi
Alla Dudayeva, eşinin hayatını "Milyon Birinci"
adlı bir kitapta anlattı. Kafkas Vakfı'nın Feshane'de düzenlediği
kermeste kitaplarını imzalayan Dudayeva "Cevher yaşasaydı bu
gün herşey çok daha kolay olacaktı." dedi. Cevher Dudayev, 21
Nisan 1996'da bir Rus füzesiyle şehit edilmişti...
Cevher Dudayev'in "Her Çeçen bir generaldir,
ben sadece milyon birincisiyim" şeklindeki sözlerinden ismini
alan kitapta, Dudayeva'nın anılarının yanı sıra, Çeçen halkının özgürlük
mücadelesi, Kazakistan'da geçen sürgün yılları, Dudayev hakkında yazılan
şiir, makale ve mektuplar da yer alıyor. Kitapta ressam ve şair olan
Dudayeva'nın şiirleri ve resimleri de bulunuyor. Azerbaycan'ın başkenti
Bakü'de yaşayan Alla Dudayeva beş yılda yazdığı kitabın Türkçe çevirisinin
tanıtımı için geldiği Türkiye'de Kafkas Vakfı'nın düzenlediği kermese
de katıldı. Çeçenistan'da şu anda Ruslara karşı savaşan bir ordunun
olmadığını, tüm halkın mücadele ettiğini belirten Dudayeva "Savaş
devam ediyor ama asker yok, halk kendisi savaşıyor. Çeçenistan'ın
bir gün özgürlüğüne kavuşacağından kesinlikle eminim. Zamanını bilemiyorum
ama gerçekleşeceğine inanıyorum." diye konuştu. Cevher Dudayev
yaşasaydı herşeyin gerçekten çok daha kolay olacağını ifade eden Dudayeva
eşini şöyle anlattı: "Çeçenler O'nu bir baba olarak tanıyorladı.
O'nun hayatını kaybettiği haberi duyulduğunda halk gerçekten çok üzüldü,
ağladı. Sadece yaşlılar değil küçük çocuklar da gözyaşı döktüler."
Vakfın, Kafkas kökenli öğrencilerin eğitimlerine
katkı amacıyla düzenlediği kermes, 23 Haziran'a kadar Feshane Kültür
Merkezi'nin yanındaki çadırda açık kaldı. Kermeste, çeyizlik el işleri,
hediyelik eşyalar, parfümeri, her yaşa göre giysi, gıda ve oyuncaklar
ucuz fiyatlara satıldı...

Alla Dudayeva

Alla Dudayeva, Yusuf Ziya Arpacık
________________________
Cahar Dudayev
Çeçenistan'ı
özgürlüğü kavuşturan Cahar Dudayev, 1944 yılının Şubat ayında Çeçenistan'ın
Yalho köyünde doğdu. Hayata gözlerini açar açmaz Rus baskısı ile tanıştı.
23 Şubat 1944'te Sibirya'ya sürgün edilenlerin arasına katıldığında
daha annesinin kucağında 15 günlük bir bebekti. Çocukluk yılları Sibirya
bozkırlarında çok güç şartlar altında geçti. Orta öğrenimini burada
tamamladı. 1962 yılında Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu'ndan, 1966
yılında da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek
Okulu'ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi'ni
de bitiren Dudayev, 1. Sınıf pilot ve mühendis ünvanını kazandı. S.S.C.B.
hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe yükseldi.
Sovyet
tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri'nde Tümen Komutanı olmayı başaran
ilk Müslüman olarak adından bahsettirdi. Çeçenistan Devlet Başkanı
olmadan önce Baltık Cumhuriyetlerinde yaşanan bağımsızlık hareketlerini
bastırmadığı için adı isyancı generale çıktı. 1989'da Estonya'da Stratejik
Hava Kuvvetleri Filoları Komutanlığı'nda görev yaparken Baltık ülkelerinde
başlayan bağımsızlık hareketlerinin kuvvet kullanılarak bastırılması
için Moskova'dan emir aldı. Ancak bu emri "yurdunun bağımsızlığı
için mücadele eden bir halkın üstüne bomba atmam" diyerek yerine
getirmedi. Moskova bu itaatsizliği hazmedemedi ve Dudayev'e ceza olarak
askeri birliği ile birlikte Grozni'ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının
Mayıs ayında görevinden istifa etti. Rusya bu "isyancı"
komutanın önderlik edeceği birçok olaya gebeydi. Kasım 1990'da toplanan
Çeçen Halkının Kurultayı'na davet edildi ve sonradan "Çeçen Ulusal
Kongresi" adını alan bu halk meclisinin icra kurulu başkanlığına
seçildi. 19-21 Ağustos 1991'de Gorbaçov'a karşı girişilen başarısız
darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı.
Akabinde, darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş
Cumhuriyeti Hükümeti'ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin
başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini
destekledi. 27 Ekim 1991'de yapılan seçimlerde %85 oranında aldığı
oyla Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. Rusya'nın 11 Aralık 1994
tarihinde Çeçenistan'a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine
karşı Cahar Dudayev, "Son Çeçen canını vermeden Ruslar ülkemize
hakim olamaz" diyerek, halkına "Cihad" emrini verdi.
Dudayev'in önderliğindeki Çeçen halkı, iki yıla yakın bir süre devam
eden şanlı bir istiklal mücadelesi verdi. Sonunda Mayıs 1996'da Çeçenistan
Ruslardan temizlenerek, Kafkas tarihine yeni bir altın sayfa eklendi.
Bu özgürlük lideri, 21 Nisan 1996'da bir roket saldırılı suikast sonucu
kahpece şehit edildi.
************************
Kutlu bir direnişin öncüsü: Dudayev
Her anı acı her anı çile ve kahır dolu bir hayata
rağmen yılmadı, zorluklara ve yokluklara karşı direnmesini bildi.
Küçük bir orduyla dünyanın süpergücüne sahip kızıl orduya karşı savaşmak
elbette kolay değildi. "Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın
yanında olmak benim imanımdır" diyerek Şeyh Şamil'in bıraktığı
yerden mücadeleyi başlatmış ve Ruslara meydan okumuştu.
"Üzerimdeki üniformam kefenim, şehadete talibim.
Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar
ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım''.
Böyle diyordu Çeçenistan'ın kahramanı, Devlet Başkanı, cesur Çeçenler'in
Cesur Komutanı... Talih, Asya steplerinin yüzüne o büyük komutanla,
Dudayev'le gülmüştü.
Silahça ve sayıca çok kuvvetli Rus askerlerine karşı
bir avuç yiğitle, Şeyh Şamil'in bıraktığı yerden mücadeleyi başlatmış
ve Ruslara meydan okumuştu. Bu meydan okuyuşun arkasında bir kahraman
olmalıydı. Büyük savaşlar büyük kahramanlar isterdi çünkü. Çeçen savaşı
da dünyaya gözü kara, yüreği özgürlük ateşiyle yanan bir kahraman
tanıttı. O kahraman herkesin ardından ağladığı Şehid Cevher Dudayev'di.
Evet... Kafkasya'daki Mukaddes Gazavat'ı tanırken ilk önce bu gazavatın
keskin kılıcı, büyük komutanı Şehid Cohar Dudayev'i tanımak lazım.
Musa oğlu Cohar (Cevher Dudayev)'in hayatı ve mücadelesini elbette
yazmak zor. Çünkü bu konuda döküman yok denecek kadar az. Ançak onu
ziyaret ederek hayatını ve mücadelesini kendi ağzından dinlemeyi bana
nasip ettiği için yüce Alllah'a şükreterken aziz şehide rahmetler
diliyorum.
23 Şubat 1944 tarihinde sürgünde dünyaya gelen Dudayev,
daha bebek iken Rus zulmüyle karşılaştı. Tıpkı Kırım Tatar Türklerinin
lideri Mustafa Cemiloğlu gibi, Kırım, Noğay, Ahıska, Karaçay ve Balkar
Türkleriyle birlikte, Çeçen ve İnguşlar da vatanlarından bir gecede
sürgün edilmişlerdi. Kimileri Sibirya'ya, kimileri Özbekistan'ın ve
Türkmenistan'ın dağlık bölgelerine gönderilmiş. Cohar Cevher Dudayev'in
ailesi ve akrabaları Kazakistan steplerini yurt edindiler. Sürgün
esnasında binbir cile ve korkunun yanında açlık ve sefalet içinde
yaşam mücadelesi veren yiğit bir çeçen annesi oğlunun doğum sancılarını
çekiyordu. Sürgün konvoyunu idare eden Rus komutan, "Artık Çeçenya
diye bir yer yok. Geri dönüş yok. Bundan sonra ya ölümü ya da bu dağları
mesken tutacaksınız" derken yıllar sonra aynı orduda Tümgeneral
rütbesine kadar yükselecek ve daha sonra ülkesini Rus emperyalizminin
pençesinden kurtarmak için başlatılacak büyük direnişin komutanı olacak
bebekden habersizdi.
"Ben o acı dolu günlerin, o insanlık faciası
sürgünün çocuğuyum"
Evet her anı, acı her anı çile ve her anı kahırla
dolu bir yaşama rağmen yılmadı, zorluklara ve yokluklara karşı direnmesini
bildi. Sabır ve kararlılıkla yürüdü ve Kızıl Ordu’da general olmayı
başardı. Ancak O, milletine reva görülen sürgünleri, zulümleri baskı
ve toplu katliamları hiç unutmadı. Acılarını içinde gizledi sabırla
gelecek günü ve o anı bekledi. Ve o gün ve o an geldiğinde milletinin
önüne çıkarak haykırdı: "Şimdi bayrak açmanın zamanı, şimdi özgürlük
için bedel ödeme zamanı, şimdi bağımsız Çeçenistan'ı kurma zamanı,
kısacası şimdi din, hürriyet ve vatan için ölme zamanı" diyordu.
Tüm engelleri aşarak Rus kuşatması altındaki Çeçenistan'a varışımın
ilk günü onunla gittiğim Şali Şehri'nin kuzey cephesinde buluştum.
Cephelerde direniş hakkında bilgi almak ve askerlerine moral vermek
üzere geldiği cepheleri denetlerken bir yandan da bize Çeçenlerin
Ruslara karşı verdikleri 400 yıllık hürriyet mücadelesinden örnekler
vererek günümüzde yaşananlarla bağlantı kuruyordu.
Çeçenlere reva görülen sürgünü anlatırken gözleri
doldu ve boğazı düğümlendi. Sıkılmış yumruğunu havaya kaldırarak,
"Ben o acı dolu günlerin, o insanlık faciası sürgünün çocuğuyum.
Milletime yapılanları hiç mi hiç unutmadım ve unutmayacağım".
O gün, cephede başlayan sohbetimiz karargah olarak kullandığı evde
devam etti. Zaman zaman konuşmasına ara verip cepheden gelenlere talimatlar
veriyor, sonra özür dileyerek tekrar kaldığı yerden devam ediyordu.
Büyük bir mesuliyet duygusu içinde, hareket ederek başlattıkları direnişi
düşünüyor ve yönetiyordu. Kafasında yeni planlar ve stratejiler geliştirmeye
çalışıyor. Küçük bir orduyla dünyanın en süper gücüne sahip Kızıl
Ordu'ya karşı savaşmak elbette kolay değil.
İleriyi gören, imanlı bir komutandı
Gece geç saatlere kadar süren sohbetimizin bir tarih
olacağını biliyormuş gibi çok ciddi ve önemli açıklamalarına devam
ediyordu. Yorgun savaşçının gözleri uyku bilmiyordu. Sürgünde yaşadıklarını
ve neden savaştığını şu şekilde sıralıyordu. "Savaşa karşıyım
ancak haksızlığa karşı savaşmak karakterimdir" diyerek başladığı
konuşmasında "Bana göre haksız güç zulümdür, güçsüz hak ise mağdurdur.
Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın yanında olmak benim imanımdır.
13 yılım sürgünde geçti. Baskılar, açlık ve sefaletin yanında sürgünde
vatandan ayrı kalmanın verdiği ıstırabı hep içimde hissettim. Ben
o ruhla yetiştim ve hayatımın her anında milletime yapılan bu zulmü
hep hatırladım".
Onun vaktinin ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum
ancak bu tarihi söyleşiyi de bitirmeyi arzuladığımı kendisine bildirdiğimde
gülümseyerek gözlerimin içine bakıp, "Biz her ikisini de yapmaya
mecburuz. Bu savaşın tarihini bilmek ve yazmak da bu savaş kadar önemlidir"
diyordu. O, ileriyi gören tecrübeli bir devlet adamı, imanlı ve çok
cesaretli bir komutan idi. Ateist eğitimin verildiği askeri okullarda
yetişmesine rağmen dini inancını ve Çeçen kültürünü gizlemesini ve
korumasını başaran azimli ve kararlı bir kişiliğe sahipti. Sohbetimiz
esnasında "Ben dinimi annemin koynunda öğrendim" diyerek
şöyle devam etti: "Ben ateist bir eğitim aldım ve ateist bir
ordu olan Kızılordu'da generalliğe kadar yükseldim. Burada size bir
tarihi hakikati nakledeyim. Okul öncesi çok iyi bir terbiye aldım.
Sürgünde olduğumuz o yıllarda neden anavatandan çok uzaklarda olduğumuzu,
sürgün edilişimizi ve halkımıza yapılan zulmü rahmetli anam başta
olmak üzere büyüklerimden öğrendim. Çocukluğumda arkadaşlarımla oyun
aralarında hep bunları konuşurduk. Aramızda hep anavatanı hayal eder
mutlaka bir gün kendi vatanımızda özgür olacağımıza olan inancımızı
söyleşirdik. Bugün o çocukluk yıllarımı hatırladığımda düşünüyorum...
Bugün Çeçenistan'da olanlar geleceğin büyükleri olacak çocuklarımız
nasıl değerlendirecek acaba? Bu işgali ve zulmü unutmayacakları bir
gerçek! Ben müslüman olduğumu hiçbir zaman unutmadım."
"Yemin törenini İslam'a göre yaptım"
Büyük Komutan şöyle devam etmişti tarihi konuşmasına:
"Namaz kılmasını ve Kur'an okumasını okul öncesi ve okul sırasında
annem ve diğer büyüklerimden öğrendim. Düzenli bir dini bilgi almam
imkansızdı ve zaten yasaktı. Çocukluğumda geceleri yatakta annem okur
ben tekrarlardım. Namaz sürelerini böyle öğrendim. Allah'ın birliğine,
Hz Muhammed Aleyhisselam'ın O'nun kulu ve resulü olduğuna kendimi
bildim bileli iman etmiştim ve bu imanımı o günden bugüne Allah'a
çok şükür muhafaza ettim. Bu inancım sayesinde ateist okulların ve
komünistlerin etkisinde kalmadım. İnanıyorum ki inanç insanların mücadele
gücüdür. Toplumların birlik ve beraberliğini sağlar. Cumhurbaşkanı
seçildiğimde kendime taraftar toplamak için değil, inandığım için
yemin törenimi İslam'a göre yaptım ve Kur'an üzerine yemin ettim.
Bu vesileyle yüce Allah'a hamd ediyor ve bu iman ve inançla O'na kavuşmamı
bana nasip etmesini niyaz ediyorum." Evet O, bunu diledi ve Allah
ona şehadeti nasıp etti. Aziz ruhu şad olsun.
Mehmet Koçak