Unutmak Tükenmektir !

 

Recep Küçükizsiz

BİNGÖL'ÜN KIRSALINDA, YÜREKLER KAÇ KEZ YANDI !..

         HADİN ARİ
1.1.1960 20.5.1993 Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı Meşedalı köyünden olup 33 yaşındaydı. Evli ve 5 çocuk babasıydı.

Derehan mezrasında oturuyor, Genç MHP ilçe başkanlığı görevini yürütüyordu.

Olay günü, teşkilatlandırma çalışmaları yapmak üzere Servi beldesine giderken yolda, bölücüler tarafında bindiği araçtan indirilerek kaçırıldı.

Cenazesi, şehit edildikten 3 gün sonra bulunarak evinin yakınındaki aile mezarlığına defnedildi.

SAİT ARİ
12.11.1969 10.8.1993 Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı Meşedalı köyünden olup 24 yaşındaydı. Ailece Ülkücü olup Derehan mezrasında oturuyorlardı. Olay günü, Genç ilçesine giderken yolda, bölücüler tarafında bindiği araç durdurulup diğer yolcularla birlikte kurşuna dizilerek şehit edildi. Cenazesi, Meşedalı köyü mezarlığına defnedildi.

SÜLEYMAN ARİ
12.8.1923 23.9.1993 Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı Meşedalı köyünden olup 70 yaşındaydı. Evli ve 19 çocuk babasıydı. Ailece Ülkücüydüler. Derehan mezrasında oturuyor, hayvancılık yapıyordu. Kısa aralıklarla iki oğlunun şehit edilmesi üzerine Meşedalı köyüne göçmüştü. Olay günü, köyü basan bölücüler tarafından kalmakta olduğu baraka ateşe verilerek kurşunlandığında yanarak şehit oldu. Cenazesi, köy mezarlığına defnedildi.

YANDI YÜREKLER YANDI...

Bir şehrimiz var doğuda, Köroğlu destanlarının bir kısmı koynunda geçmiş, mavi dumanlı yaylaları şairlere ilham kaynağı olmuş, Bingöl'dür burası... Hemen il merkezine yakın, bir de Genç adında ilçesi vardır ki, 10 bin nüfuslu şirin bir yerdir.

Genç ilçesinin Meşedalı köyü sakinlerinden ARİ ailesi Derehan mezrasında yaşamaktadır. Ülkücü fikre mensup bu ailenin iki büyüğü, Süleyman ve Abdulaziz isimli kardeşler köyden uzak ama yemyeşil ormanlarla kaplı bir dağın yamaçında bulunan bu mezrada yaşarlar. Üç-beş sığır ve yirmi kadar keçidir ailenin bütün serveti... Şartlar çok ağır, hayat acımasız da olsa yaşama mücadelesi verilmektedir. Evdeki çocuk sayısı çok olduğu için her geçen gün mukavemet kuvveti artmakta, bazı güçlüklerin üstesinden gelmek daha da kolaylaşmaktadır. Büyük oğlu Nezir ile Hadin evlenmişler mezrada birer ev de onlara yapılmış, yani iki hane dört olmuştu. Süleyman Amca, artık bu güçlükleri evlatları ile göğüsleyecek bir durumda idi. Ne kadar yaşlansa da, 70 yaşına dayansa da gözünün arkada kalmayacağını düşünüyordu...

Bu yıl, acılı başlamıştı gerçi. Uzun zamandır acılar içinde kıvranan hanımı için doktor "kanser" demişti. Artık hastalık o safhaya gelmişti ki, iki iyinin birisine dua ediliyordu evde... Kısa sürdü bu ızdırap ve Hakk'ın rahmetine kavuştu Sariye hanım... Yurtluğun yanındaki aile mezarlığına defnedildi. 9 yavrusunu öksüz koydu gitti. Aile bu acı ile sarsılmıştı, en büyüğü 20 en küçüğü 5 yaşında olan tam 9 çocuk...

Baba çaresizlik içinde kıvranırken oğlu Hadin bir taraftan çözüm arıyordu. Nihayet bulundu da. Bingöl Yetiştirme Yurdu'na müracaat edildi, belgeler tamamlanıp önce Vahap 16 yaşındayken buraya yollandı. Sonra sırayla diğerleri de gidecekti Ömer, Hidayet, Ali ve Ahmet.

Ilık bir bahar akşamı Derehan'a korkunç bir haber ulaştı.

-Hadin'i eşkiyalar kaçırmış!

Bu bölgede bölücü eşkiyanın eylem yaptığı pek bilinmezdi. Solhan taraflarında geçen yıl bir takım kıyım olayları yaşanmış ama çok şükür Genç'te henüz böyle bir olay vaki değildi. Herkes, telaşla Hadin'in kaçırıldığı söylenen yere gitmek için seferber oldu.

      Yetimhanede ki Çocuklar
Hadin, Süleyman amcanın 2. oğlu... 33 yaşında yakışıklı, babayiğit bir Ülkücü. Genç MHP İlçe başkanlığı görevini yürütüyor. Servi diye bir beldesi var Genç'in. Hadin Başkan da o gün murat etmiş, daha önceden de haber verdiği ve teşkilat kurmak için çalışmalar yaptığı bu beldeye gidecek.

Minibüs süratle yol alırken birden yola atılan bir grup eli silahlı eşkiya aracı durmak mecburiyetinde bıraktı. Kiminin yüzü poşu ile kapalı bu karanlık adamlar herkesi aşağı indirdiler. Üstler arandı, çevre kontrola alındı. İçlerinde bölge halkını tanıyan olmadığı az sonra belli oldu: "İçinizde MHP ilçe başkanı hanginizse çıksın..!" Hadin, önce tereddüt etti fakat o anda beyninden geçen milyonlarca düşünceden birine "ihbar.."a gelince, durumu anladı.

"Benim!" diyerek diğerlerinden ayrıldı. Tedirginlik bu defa eşkiyayı sarmıştı. İçlerinden biri sanki korkusunu gizlemek ister gibi hemen avazı çıktığı kadar "hemen gidin burdan, defolun!" diye bağırmaya başlamıştı. Yolcular, doluştular. Minibüs çalıştı ve hızla uzaklaştı.

Üç gün üç gece sürdü aramalar, bu arada korkunç olaylar gelişiyordu bölgede... Tezkiresini almış evine dönmekte olan askerlerin bulunduğu otobüs Elazığ-Bingöl karayolunda durdurulup içindeki 33 er şehit ediliyordu. Solhan kırsalı kaynıyordu. Arama çalışmaları karların içinde eşkiya tehlikesi altında Hadin bulunana kadar devam etti. Cenazesi, Derehan'daki aile mezarlığına defnedildi.

Meşedalı, bu olayla epey çalkalandı, bir tepki oluşmuştu köyde, "biz de eylem yapalım" diyenler bile vardı. Ama bu haberler, eşkiyaya da gidiyordu. O halde tekrar bir gözdağı verilmeliydi. Önce, çevrede epey bir kıyım yaptılar. Sıra Meşedalı'na gelmişti. Bu sefer sadece ARİ ailesi değil, bütün köy idi hedef...

O gün, Ağustos'un korkunç sıcağı ortalığı kavuruyordu. Genç'e giden minibüs yolda Ardıçdibi köyü yakınlarında eşkiyalar tarafından durduruldu ve içindeki 9 kişi acımasızca kurşuna dizildi. Sait de içindeydi bu 9 kişinin... Masum ve savunmasız olarak gitti Sait... Köylüler olaydan sonra telaşla kaldırdılar cenazelerini... Artık korku dağa taşa sinmişti. Sait'in cenazesini bile götürmek istemediler Derehan'a... Meşedalı köyünde toprağa verildi

Süleyman amca bir daha yıkıldı...Yaşlı bedeni, kanlı göz yaşları ile bir daha ıslandı. Şimdi de öksüzlerin büyüğü Sait şehit edilmişti. Hadin şehit edileli daha üç ay olmamış, yetimlerinin göz yaşı kurumamıştı. Hediye Gelin karalar içindeydi. Beş yetim, bir ana... Başbuğ'dan bir haber geldi bu sıra, istiyordu ki, "Hediye Gelin çocuklarıyla Bingöl'e taşınsın". Nitekim de öyle oldu. Bu arada rahmetlinin çocuklarından ikisinin işlemleri yapıldı. Erdal ile Sinan da amcaları gibi Yetiştirme Yurdu'na verildiler.

Bingöl kırsalı o yaz olanca dehşeti ile kavruldu. Her tarafa bulaşan ve bir türlü çıkmayan o yapışkanımsı korku dağ kuytularından, ağaç kovuklarına kadar sinmişti. Meşedalı köyünde oturan akrabalar da çok huzursuzdu. Süleyman Amca'nın, dağ başındaki mezrada kalmasını istemiyorlardı. Israr edip iyice yüklendiler... Sonunda Süleyman Amca, istemiyerek de olsa "tamam" dedi. Sanıyorlardı ki, Süleyman Amca kendinin ve çocuklarının başına bir şey geleceğinden korkmuyor... sanıyorlardı ki, Süleyman Amca orada inadı tuttuğu için duruyor... Hayır, hiç birisi değildi Süleyman Amca'yı düşündüren. Muhanete muhtaç olmak var ya... işte elini ayağını bağlayan buydu.

Nereye gidecekti, bu kadar çocukla kimde kalacaktı, kimin evine sığacaktı? Kardeşleri vurulduktan sonra iyice muvazenesini kaybeden Yusuf'unu ne yapacaktı? Ahh ah... Süleyman Amca ne dertteydi, kimse bilemez anlayamazdı ki...

Sonunda ikna oldu sanmışlardı ama aslında Süleyman Amca kendi planını yapmıştı bile.

Yıllar önce deprem felaketi sebebiyle yapılan eski prefabrik barakalar vardı köyde. Önce, Muhtar ile konuşup bunlardan birini vermesini istedi, ardından da yaşı yetmiş işi bitmiş diyenleri utandırırcasına işe koyulup bu barakayı tamire etmeye, temizlemeye, oturulacak hale getirmeye girişti.

Bu arada Hüsna Hanımı ve çocukların bir kısmını da, evlenerek Keklikdere köyüne gelin giden kızı Zahide'nin yanına yolladı. Yusuf ile en küçük oğlu Ahmet yanında kalmıştı.

O meşum gece ne olmak bildi, ne de bitmek...

        Hadin'in Kabrini Ziyaret
Sonbaharın kendini hissettirmeye başladığı serin günlerden biriydi. Yorgun ihtiyar, kuru ekmekten ibaret azığını iki oğlu ile bölüştü. Çocukları yatırdıktan sonra abdestini tazeleyip yatsı namazına durdu. İçinde, tarifi mümkün olmayan bir duygu seli arada bir coşuyor, adeta onun nefesini kesiyordu. Huzursuzluk kaplamıştı içini. Namazını nasıl bitirdi bilmiyordu. Kafası düşüncelerle dolu bir vaziyetteydi. Hiç bir şeye aldırmadan sabırla, tevekkülle verdiği bunca yıllık hayat mücadelesi artık çok ağır geliyordu hele ki, son bir yılda yaşadıkları iyice kocatmıştı onu. Barakanın önüne çıktı, yıldızların göz kırpmadığı bunlu gecelerden biriydi. Uyumakta olan çocuklarına bakmak için içeri girdi. Bu defa barakanın önüne oturdu, sigarasını yaktı... "Hadin'im şehit olalı tam 4 ay oldu, bir hafta sonra da Sait'imin ölü yemeği var" dedi, kendi kendine, "Buranın işini hemen bitirmeliyim." Barakanın bulunduğu yerden aşağıları dinledi bir süre. Karanlık ve sessizlik burgaçlarının her şeyi yutttuğu sızılı gece başlamıştı. Derinden nefes alıp hınçla göğüs geçirdi. "Allah büyüktür"

Ne olduğunu tam anlamayamadığı bir takım sesler duyarak uyandığında burnuna gelen keskin bir yanık çaput kokusu ile telaşlandı. Toparlanıp da kalkayım derken ortalık birden bire aydınlandı. Dev bir ejderhanın ağzından çıkan alevlerin içinde kalmışa benzeyen baraka korkunç çatırtılarla yanıyor, dağılıyordu. Uyuyan çocuklarını sürükleyerek çekip çıkarmak isterken etrafında kopan cayırtının ne olduğunu bile anlamadı. Bölücü eşkiya, barakayı ateşe vermiş çıkanlara da kurşun yağdırmaktaydı.

O saatte, cayır cayır yanan Süleyman Amca'nın kokusu ve şehit olurken devamlı olarak haykırdığı "Allah Allah" nidaları kapladı Meşedalı köyünün her bir yanını... Geceyarısı kızılca kıyamet kopmuştu ama korkudan kimse çıkıp bakamamıştı bile olanlara... Yakındaki Jandarma Karakolu'na bile hemen haber gittiği halde sabahleyin gelmişlerdi ancak o da kaç ölü var diye tesbite...

Bu olayda Yusuf da yanarak yaralandı. Art arda anasını ve iki abisini kaybetmek onu zaten ruhen çoktan yıkmıştı. O meşum gecede her tarafını alevler kapladığında, kendini durumunu değilde babasının Allah Allah haykırışları ile şehit oluşunu seyretmesi bütün akli melekelerini kaybetmesine sebep oldu. Yusuf çıldırmıştı. Yıllarca da taşkınlıkları bitmedi.



Yusuf Ari

Bir gün Elazığ Tren İstasyonuna yolunuz düşer de pejmürde kılıklı, iki eli havada bozkurt işareti yaparak dolaşan birine rast gelirseniz işte biliniz ki o ailesinden üç şehit vermiş ÜLKÜCÜ YUSUF'tur.

Ruhları şad mekanları cennet olsun.



Hadin Ari'nin Kabri 2003


23 Aralık 2006, Yusuf Ziya Arpacık kabrin başında


Hadin Ari'nin makamında Şevket Ovun, Yusuf Ziya Arpacık, Ergani İlçe Başkanı Akif Aydın



Can Verenler...