Unutmak Tükenmektir !


İnsanlık Düşmanları

Ermeni Terörizmi:
Zehir ve Panzehir Olarak Tarih

Assoc. Prof. Dr. Justin Mc CARTHY

Tarihçiler genellikle bugünkü terörizmin tartışmalarına pek katkıda bulunmazlar. Özellikle Ortadoğu tarihçileri Ermeni terörizmi ile ilgili herhangi bir yorumdan kaçınmakta ve daha az geri tepme ihtimali olan konulara eğilmektedirler. Ancak Ermeni terörizmi konusunda tarih gözardı edilemez. Çünkü, Ermeni terörünün sebebi ve yegane çözümü tarihte yatar. Ermeni terörizminin kökü, saptırılmış bir tarihi görüşe dayanır ki, Ermeni terörizminin yenilmesi için bu görüşün yıkılması şarttır. Ben bu durumda, terörizmle mücadelede pek kullanılmayan bir yöntem önereceğim: Tarihin incelenmesi.

Bir insanı terörist yapan birçok etken vardır; belki bunlardan pek azı teröristin inandığı dava ile ilgilidir. Buradaki birçok kişi, teröristlerin psikolojik ve ekonomik gerçeklerini benden çok daha iyi bilmektedir. Yine de her teröristin, ölmek ve öldürmek için bir felsefe ve davaya ihtiyacı vardır. Burada tarih önemli rol oynar, çünkü, terörist sık sık halkının mutlu olduğu ideal bir geçmişe bakar, tarihi kin ve nefretle doludur: Viet-Minh, Mau, IRA veya büyük emperyalist güçlere saldıran diğer teröristler gerçek veya hayali tarihi acıların öcünü almaya çalışırlar. Ancak birçok terörist için tarih, kendi gerekçelerinin ufak bir kısmıdır. Bu gerekçenin asıl ağırlığı ise halkını zincirden kurtarıp, onların kendileri ve topraklarını bağımsızca yönetmelerini sağlama isteğidir. Bugün yalnızca Ermeni teröristlerinin kendilerini hakli göstermek için tek dayanakları tarihtir. Çünkü, kurtarılacak kimse yoktur. Ermeni teröristlerinin gayesi geçmişte yapıldığına inandıkları hataların öcünü almaktır.

Ermeni terörizmini haklı gösterecek bir neden bulunduğu söylenemez. Sovyetler Birliği gibi Ermeni terörüne destek sağlayan bazı ülkelerin Türkiye ve NATO'yu zayıflatmak açısından bazı çıkarları olabilir; ama Ermeniler bu terorden hiçbir kazanç elde edemez. Bölgenin bir zamanlar kendi vatanları olduğunu iddia etmeleri de dayanaksızdır. Bugün Sovyetler Birliği'nin dışında yaşayan Ermenilerin sayısı üç milyondan azdır; bunların da çok az kısmı yeni yaratılan bir Ermenistan'a göç edebilir. Aynı bölgede ise onbir milyonun üzerinde Müslüman ve Türk yaşamaktadır. Bu durumda Eımeniler, nüfusun ancak % 10'unu teşkil edebilirler. Onbir milyon Müslümanı yok edecek bir büyük savaş dışında Anadolu'da Ermeni devleti bir hayaldir.

Ermeni teröristlerin kendi halklarını baskıdan veya politik bir boyunduruktan kurtarıp onlara daha iyi bir hayat veya özgürlük sağlamak için savaştıkları da iddia edilemez. Çünkü kimse Türkiye'deki Ermenilerin politik bir baski altında olduğuna ciddi bir şekilde inanmamaktadır. Zaten, teröristler de Türkiye'de Ermeni vatandaşlarının isteyerek Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parçası olmalarından dolayı onları "gerçek Ermeni" saymamaktadırlar.

Eğer, Ermeni teroristleri gerçekten kardeşlerini politik baskıdan kurtarmak isteselerdi, saldırılarını Türkiye'ye değil, Rusya'ya yöneltirlerdi.

Kısaca, Ermeni terörizminin gerçekleşebilir bir politik amacı olmadığı gayet açıktır. Erzurum'a veya Harput'a "geri dönmek" gibi soyut politik laflar ve velveleden arındırılınca, Ermeni terörizmi bir intikam isteğinin ürünüdür.

Ermeniler, Türklerin insanoğlunun yapabileceği tüm vahşet de dahil olmak üzere çok ve çeşitli cürüm işlediklerini iddia etmektedirler ancak iki konu çok önemlidir. “Türklerin Birinci Dünya Savaşı sırasında 1,5 milyona yakın Ermeniye uyguladıkları söylenen soykırım."

Bunlar tarihi iddialardır. Bunların doğruluğu yalnızca Ermeniler tarafından değil, Batı Avrupa ve Amerika vatandaşlarının çoğu tarafindan sorgusuz sualsiz kabul edilmiştir. Bu nedenle birçok masum diplomatın ve insanın katli Ermeni olmayan toplumlarda son derece az bir manevi tepki uyandırmıştır. Çünkü, bu tarihî iddialar yüzünden bunlar cinayet değil haklı bir intikam olarak telakki edilmektedir.

Ermeni terörizmi ile, teröristleri yakalayıp büyükelçilik binalarında bomba kontrolü yaparak mücadele etmek şüphesiz gereklidir. Ancak bu, hastalığın aslını bulmadan, belirtileri tedavi etmeye benzer. Çünkü, çocuklara atalarının düşmanlarından nefret etmek öğretildikçe terörizmin tohumları yaşamaya devam edecektir. Sonuçta bu hastalığın tedavisi için gerçek tarihin incelenmesi şarttır.

Burada Osmanlı Ermenilerinin tarihini ayrıntılı şekilde inceleyecek kadar vaktimiz yok. Zaten Ermeni tarihinin büyük bir kısmıda bilinmemektedir. Buradaki en önemli sorunlardan biri bağımsız tarihçilerin uzun müddet Ermeni sorununu incelemekten kaçınmalarıdır. Çünkü, Ermenileri incelemek yarardan çok zarar getirmektedir.

Ben de kabul etmeliyim ki benim niyetim de Ermenileri incelemek değildi. Bir nüfus bilimci olarak, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin 300 yıldır çeşitli şekilde yazılmasına rağmen, İmparatorluk'ta kimlerin yaşadığı konusunda pek bilgi bulunmaması çok ilgimi çekti.

Osmanlı devletinde yaşayan milletlerin nüfusunun ne kadarının Anadoluda yaşadığı ve Osmanlı İmparatorluğu'nu çökerten savaşlar sonunda bu Anadolu çocuklarına ne olduğunu araştırmaya başladım. İlk başta, Ermenilerden çok daha fazla Anadolu Müslümanınm öldüğünü anlayınca, Ermeniler hakkında genellikle kabul edilen şeylerde yanlışlar olduğunu farkettim. Bu soykırıma benzemiyordu.

Araştırmalarım sonunda elde ettiğim bulgular Türkler ile Ermeniler hakkındaki alışılmış iddiaların doğu olmadığıni ispatlamaktadır. Bulguların çoğu Osmanlı nüfus kayıt programına göre toplanan nüfus istatistiklerine dayanmaktadır. Bunlar demografik yönden tutarlı ve sağlam veriler olup, kendi istihbaratı için Ermeni sayısını bilmesi gereken bir idarece tespit edilmişti. Bunlar hiçbir şekilde politika veya propaganda amacıyla toplanmış değildi. Çünkü, bunların toplanmış olduğu I. Dünya savaşı öncesinde, Osmanlı hükümeti bunların bir Ermeni sorunu tezinde kullanılacağını bilemezdi. Yani bunlar tüm dünya ülkelerinin yaptığı tipte nüfus istatistiklerinden başka bir şey değildi. Bu istatistikler 70 yıldan uzun bir süredir mevcut olmasına rağmen bunlardan hiçbir şekilde faydalanılmamıştır. Politikacılar, teröristler ve Ermeni tarihçileri bu doğru veriler yerine kendi tahminlerini kullanmayı tercih etmişlerdir. Tabii ki, tahminlerin milyonlarca Ermeninin öldürülmüş ya da Ermenistan'dan sürülmüş olduğu savını desteklemektedir. Fakat gerçek istatistikler çok daha değişik bir görüntü çizmektedir.

19. yüzyıl haritalarında gösterilen ve gerçekleri bilecek durumda olmayan Avrupalı politikacıların sık sık öne sürdüğü "Ermenistan"a rağmen, Osmanlı İmparatorluğu içinde bir Ermenistan yoktu.

"Türk Ermenistanı" olduğu iddia edilen bölge Altı Vilayet olarak bilinirdi: Bitlis, Van, Mamuretulaziz, Diyarbakır, Sivas ve Erzurum. 1912'de bu altı vilayette yaşayan Ermenilerin sayısı 870.000 idi. Dolayısıyla Ermeni nüfusu Altı Vilayetteki tüm nüfusun beşte biri bile değildir. Bu Altı Vilayetin bazılarında Müslümanların sayısı Ermenilerin altı misli idi. Buna karşılık Ermeniler yalnızca Doğu'da yaşamayıp tüm İmparatorluğa dağılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nun diger kısımlarında Altı Vilayetteki kadar Ermeni yaşıyordu. Yine de, tüm Ermeniler Doğuda toplansalardı bile Müslümanların sayısı yine onların iki katından fazla olurdu. Bu sayılarla modern bir devlet kurmanın imkânsızlığı gayet açıktır.

İkinci olarak Ermenilerin uğradığı söylenen soykırımı ele alalım. Talât Paşa'nın bir günlügünün ortaya çıkması haricinde, Paşa'nın Ermeniler haklandaki niyetlerini ispat etmek imkânsızdır. Çünkü artık biz Hitler'in ünlü sözü gibi, Talât Paşa'nın imha emirlerinin de sahte olduğunu biliyoruz. Mevcut Osmanlı dokümanları da göç ettirilen Ermenilere karşı genellikle koruyucu bir tavır göstermektedir. Tabi ki I. Dünya Savaşında Müslümanlar da Ermenileri öldürmüş ve Ermeniler göçler sırasmda tehcirde hayatlarını kaybetmişlerdir. Mevcut dokümanlar, ne kadar Osmanlıların niyetlerinin kötü olmadığını belirtse de Ermeni yandaşlarının bunları gerçek olarak kabul edeceği şüphelidir. Fakat eldeki istatistikler daha kesin deliller ortaya koymakta ve I. Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu'daki durumu etnik bir önyargı olmadan değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır. Çünkü, istatistiklerin "millet"i olmaz.

Doğu Anadolu'daki tarihi olaylar tek yönlü bir katliam veya tehcir hikayesinden ibaret değildir. 1915'in Nisanında Osmanlı- Rus Savaşları son safhalarına eriştiğinde Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermeni liderleri iki değişik tavır koydular. Ermeni iş adamları, din adamları ve eğiticiler, askerlik gibi kaçınılmaz vatandaşlık vazifelerini kabul etmelerine rağmen, tarafsız bir politika benimsediler, Ermeni tedhiş çeteleri ise Osmanlılara karşı eylemlerini hızlandırıp Doğu Anadolu şehirlerine silah yığmaya başladılar. Öte yandan, Rusya Ermenileri Çar'ı destekleyerek Osmanlı Ermenistanı'nı almak ve kardeşleri ile birleşmek amacıyla Rus kuvvetlerine katıldılar.

Bu sırada, hem Osmanlılar hem de Ruslar sınır bölgelerini boşalttılar. Osmanlı hükümeti daha önceki savaşlarda Ermenilerin Ruslara sağladıkları desteği de göz önüne alarak Ermenileri savaş bölgesi ve haberleşme noktalanndan uzaklaştırma kararı aldı. Tarihi veya manevî açıdan tehcirin doğru olup olmadığı bugün tartışılabilir ama Osmanlı devletinin Anadolu'daki Ermenilerin çoğuna güvenmemesinin sebebi açıktır. Türkler'in 1828, 1854 ve 1877 savaşlarında işgalci Rus ordusuna her türlü yardımda bulunan Ermenilere güvenmemek için, II. Dünya Savaşı'nda Japon kökenli Amerikalılara güvenmeyen Amerikalılardan çok daha haklı sebepleri vardı. Zorunlu bir tehcir başlatıldı. Osmanlı otoritesinin zayıf olduğu bölgelerle savaş alanlarında Ermeniler çok acı çektiler. Birçok yerde Kürt eşkiyanın ve hatta bazı Osmanlı görevlilerinin saldırısına uğradılar. İlginç olan nokta, bu sonuncu kişiler çoğu zaman Rusyadan sürülmüş ve Kafkasyadaki yurtları Ermenilere verilmiş bulunan Müslümanlardı. Güneyde Osmanlı otoritesinin kuvvetli olduğu yerlerde ise bu tip olaylar pek olmadı ve göçmenler nisbeten rahatça Suriye'ye geldiler (bu, Ermenilerin kendileri tarafından da tasdik edilmektedir).

Ermeni tehciri başlamadan evvel Osmanlıların Rus toprağına yaptıkları ilk saldırı başarısızlıkla sonuçlanmış ve akabinde Ruslar büyük bir karşı saldırıya başlamışlardı. Osmanlı ordusunun gerisinde ise Ermeni çeteciler Van eyaletini işgal ederek binlerce Müslümanı yurtlarından sürdüler. Bu göçmenlere, daha sonra, Ruslar tarafından işgal edilmiş bölgeden 800.000 Müslüman daha eklendi. Savaş bitene kadar, Kafkaslardan sürülen 400.000 Türk de bu insanlara katıldı. Müslüman göçmenler de Ermeniler gibi Kürt eşkiyanın saldırısına uğradılar, ve ayrıca Ermeni çetecileri ve Kafkaslardan gelen Ermeni gönüllüleri tarafından katledildiler. Ermeni ve Müslüman göçmenlerin kaderleri birbirlerine çok benzemekte idi. Savaş, eşkiya, açlık ve hastalık Türk, Ermeni ayırmadan birçok kişinin hayatına mal oldu. Doğu Anadolu'da savaş sona erdiğinde, Doğu Anadolu ve Kafkasya'da 1.2 milyondan fazla Müslüman yerlerinden sürülmüştü. Doğu Anadolu'da 1 milyondan çok ve Kafkas göçmeni Müslümanlardan da 130.000 kişi hayatını kaybetmiş bulunuyordu. Altı Vilayette ise 870.000 kadar Ermeni yerlerinden göç etmek zorunda kalmış veya ölmüştür. Anadolu'nun tümünde 600.000 Ermeni ve 2.5 milyon da Müslüman öldü. Eğer bu bir soykırımsa, kurbanlardan daha çok katillerin öldüğü ilginç bir soykırımdır. Ermenilere karşı olan hayali soykırım olayını daha açmak istersek en güçtü devlet kontrolü olan İmparatorluğun başşehri İstanbul'a bakmak yeterlidir. Osmanlı devleti için utanç verici bir olay olan 200 Ermeni politikacının mahkemesiz idam edilmesi dışında, Osmanlı hükûmeti İstanbul'a kendine tehdit oluşturmayan Ermeni vatandaşlarına savaş boyunca dokunmadı. Bunların çocukları halen İstanbul'da yaşamaktadır. Soykırımın en korkuncunun olduğu Nazi Almanya'sında Hitler'in Berlin'de yaşayan hiçbir Yahudiye dokunmaması düşünülebilir miydi? Türklerin yaptıkları hareketlerin soykırım kelimesi ile tanımlanması ve Osmanlılar ile Naziler arasında herhangi bir karşılaştırma yapılması gülünçtür. Çünkü, Türkler ile Ermeniler arasında olan olaylar soykırım değildi, savaştı. 1915'de Türkler ile Ermenileri birbirine düşüren bu savaş 19. yüzyılda Ruslar ile Türkler arasında olan bir seri savaşın sonuncusu idi. İşte bu savaşlar Ermenileri Anadolu'daki yerlerinden etti. 1700 yıllarında ilk olarak Kırım Tatarlarından Kırım’ı alan Ruslar 1800'lerde Kafkaslara dayandılar. Bu bölgelerdeki nüfusun büyük bir kısmı Müslümandı. Kendi sömürge politikaları gereği Ruslar, bu bölgelerin demografık yapılarını değiştirmeye başladılar. Rus politikası iki yönlüydü: Müslümanların sürülmesi ve yerlerine Hıristiyanların getirilerek yerleştirilmesi. Sürülmeler hem barış hem de savaş zamanı tüm hızıyla devam etti. 1828 ile 1920 arasında iki milyondan fazla Müslüman sürüldü ve birçoğu da öldürüldü. Kaçanlar Osmanlı İmparatorluğu'na sığındılar. Bu süreç sırasında Kırım Tatarları, Abazalar ve Çerkezler gibi birçok millet, ana yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar. Rus sömürge politikasının dayandığı ikinci önemli nokta ise, Kırım'a, Steplere ve Kafkaslara Hıristiyanların yerleştirmesi idi. Slav Hıristiyanları Kırım'a ve Kuzey Kafkasya'ya yerleştirildiler. Ermeniler de Güney Kafkasya'ya buyur edildi.

1828-29 savaşı başlamadan evvel Ruslar Ermenilere, Türklere karşı onlara yardım etmeleri şartıyla imtiyazlar ve özerklik vaat ettiler (halen yerine getirilmemiş bir vaat). Ruslar 1828 ve 1854 yıllarında iki kere Doğu Anadolu'yu işgal ettiler ve her seferinde geri çekilirken beraberlerinde 100.000 kadar Ermeni sempatizanını da Kafkasya'ya götürdüler. Bu Ermeniler, sürülmüş veya katledilmiş Türklerin topraklarına yerleştiler (Bugünkü Sovyet Ermenistanı'nın başşehri olan Erivan'ın nüfusunun % 80'i 1828'den evvel Müslüman idi). 1877-78 savaşı sırasında da Ruslar Kars-Ardahan bölgesini işgal ederek Müslümanları sürdüler ve onlarm evlerine Anadolu'nun diğer bölgelerinden gelen 70.000 kadar Ermeni yerleştirdiler. 1895-96 olayları sırasında 60.000 kadar Ermeni Kafkasya'ya geçti. En son olarak da I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu'daki 400.000 Ermeni ile Kafkaslardaki 400.000 Müslüman yer değiştirdi. Göçmen sayısı ile ilgili olan bu sayılar pek hassas olmayıp bu araştırmanın konusu da değildir. 1820 ile 1920 arasında 600.000 Ermeni'nin Osmanlı İmparatorluğu'ndanRusya'ya ve 2 milyon Müslümanın da Rusya'dan Türkiye'ye göç ettiği bilinmektedir. Görüldüğü gibi burada da çekilen acılar tek taraflı degildir. Tarihi gerçek ise, Rusya'nın Emperyalist genişleme politikasının Kafkaslar'da ve Doğu Anadolu'daki halkların geleneksel dengesini bozduğudur. Tüm insanlar acı çekmiştir. Ama ölen ve sürülen insan sayısı açısından bakılırsa en çok acı çekenler Kırım ve Kafkas Türkleridir. Eğer bir soykırım kurbanı var ise, bunlar Büyük Katerina'dan başlayıp Josef Stalin'e kadar planlı bir şekilde kendi topraklarında katledilen Kırım Türkleridir. Bunlara rağmen Müslümanların soykırım yaptıklannı kolayca iddia edenler, onların kendilerinin bir soykırımın kurbanlan olduğunu kabul etmekte nedense pek istekli davranmamaktadırlar.

Buraya kadar anlattığım, kısaltılmış bir şekilde de olsa gerçeğin kendisidir. Bu insan acılarının bir hikâyesidir ve bu tip hikâyelerin çoğunda oldugu gibi, içinde ne bir kahraman, ne bir kötü adam, yalnızca kurbanlar (Ermeni veya Türk) vardır. Fakat ne yazık ki, hikâye böyle anlatılmamaktadır. Hikâye, bir insanlık felaketi yerine, "kötü Türk- iyi Ermeni" konusunu işleyen bir efsaneye çevrilmiştir. Bu efsane, Ermenilerin çektiği acıların anlatıldığı hikâyelerle sürdürülmektedir. Anlatılan bu hikâyeler genellikle doğru olabilir, ama Türklerin çektiği benzeri, belki de daha büyük acılardan hiç bahsedilmemektedir. Bu efsaneye genellikle Ermeni olmayanlar inanmaktadır.

Çünkü, bu yüzyıllardır süren "korkunç Türk" efsanesine çok uygundur. Beş yüzyıl kadar Türklerden korkarak yaşamış Avrupalı için Ermeni soykırımı onlara öğretilen vahşi Türk kavramını belgeleyen örneklerden biridir. Ders kitapları, vaızlar, ve "Doğudan gelen atlılar''la ilgili halk hikayeleri, sonunda Türkler haklanda bir önyargı doğurmuştur.Türkler hakkındaki bu sahte imaj o kadar kuvvetlidir ki, gerçeklerden kolay kolay etkilenmez.

Türkler, kendi görüşlerinin dinlenilmesi ve Ermenilerin ölüleri için yas tutulurken kendi ölülerine saygı gösterilmesini istedikleri zaman hiç bir sempati veya anlayış görmediler. Ne delil gösterirlerse göstersinler, ne söylerse söylesinler, hiçbir şekilde kimseyi kendilerine inandıramadılar ve sonunda bu adeletsizlige itiraz etmekten vazgeçtiler. Kendilerini Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliğinde yeni bir Cumhuriyet kurmaya adadılar. Çünkü, modern bir millet yaratmanın "korkunç Türk" imajına karşı en etkili silah olduğunu anlamışlardı.

Türkler bunda büyük oranda başarılı oldular. Avrupa ve Amerika'daki politikacılar ve devlet adamları Türkleri dost ve müttefık olarak kabul ettiler. Fakat Türklerin sessizliği Ermeni efsanesini yok etmekte etkili olamadı. Kendi davalarına inanmış, iyi eğitilmiş ve kitle iletişiminin önemini kavramış bir grup Ermeni kendi çocuklarının da aynı davaya inanmalarını sağlayarak bu sahte soykırım görüntüsünü devam ettirdiler.

Bu makaleyi yazarken posta kutumda bir kitap buldum. Yayıncılar, derslerimde kullanırım umuduyla, her öğretim üyesi gibi bana da yayınladıkları ders kitaplarından örnek gönderirler. Modern Middle East and North Africa (Modern Orta Doğu ve Kuzey Afrika) adındaki bu kitap Lois Aroian ve Richard Matchell adlı yazarlar tarafından yazılmış ve Amerika’nın en büyük yayınevlerıinden biri olan Macmillan tarafından basılmıştır. Tabi ki, büyük bir ihtimalle Orta Doğu tarihi ile ilgilenen her profesöre bir kopya yollanarak pazarlanmaya çalışılıyordu. Belki de, binlerce Amerikan üniversite öğrencisi bu kitabı okuyacaktır.

Bu kitapta, "Ermenilerin Sonu" adlı bir bölüm vardır. Size oradan birkaç cümle aktaracağım. "Tüm Anadolu'daki Ermeniler Güneye veya Doğuya, Suriye Çöllerine doğru sürülmeye başlanıldı. Türk ve Kürt kuvvetleri onların dinlenmelerine imkân tanımadıkları gibi, onlara yiyecek ve su da vermediler. Yolda binlercesi öldü. Sağ kalanların çoğu da Fırat üzerindeki Dayr-El-Zor'a eriştikleri zaman öldürüldüler. Doğuda yakalanan Ermenilerin birçoğu anında katledildi... "

Kitap'ta ayrıca "Tarihçiler kaç Ermeninin öldüğünü tespit edemediler" şeklinde bir ifade de vardı (Bu ifade beni özellikle üzdü, çünkü ben bu işi yaptığımı sanıyorum). Ermenilerin kayıplan hakkındaki bu bilgi eksikliğinin sebebi de şöyle açıklanmakta, "Osmanlı hükümeti bu hikâyeyi yazabilecek olan Ermeni aydın tabakasını, yazar, öğretmen, iş adamı ve önde gelen kilise mensuplarının büyük bir kısmını önce hapsetti sonra da katletti". Sonunda, bu kadar delil eksikliğine rağmen yazarlar bir sayı tespit edebililmişler ki, şöyle diyorlar, "Hükümet tarafından idam edilen 200.000 kişi de dahil olmak üzere tarihçiler 1,5 milyon Ermeninin öImüş olabileceğini kabul etmektedirler". Bu kitapta, Ermeniler haklanda yazılanlardan bazısı kısmen doğru, bazısı tamamen yanlış, ama hiçbirisi tamamen doğru degildir. Ders kitabı yazmanın en büyük kolaylıklarından biri iddialannızı ispat etmek zorunda olmamanızdır.

"Tarihçiler genellikle kabul ederler ki" şeklinde ifade yeterli sayılır. Bu kitabı okuyan kişinin yalnızca Ermenilerin acı çektiğine inanması çok doğaldır, çünkü kitap çağlar boyunca ölüp giden Müslümanlara yalnızca yarım cümle ayırmış bulunmaktadır.

"... Anadolu'daki Yunan, Kürt ve Türk sivil halk da açlık ve hastalıklardan ölmüşlerse de onlardan hiçbiri organize bir kampanya ile katledilmedi".

Tabii ki, Türklere yapılan organize Ermeni ve Yunan saldınlarından hiç bahsedilmemektedir. Türk Milli Kurtuluş Savaşı'nın bütününe ise yalnızca iki paragraf ayrılmıştır.

Bazı Ermeni ve diğer bilim adamlan tarafından yazılan kitaplann aksine, bu kitap Türklere karşı bir Ermeni polemiği yaratmak amacını gütmemektedir. İyi yazılmış, güzel basılmış bir ders kitabıdır. Birçok öğretim üyesi ve öğrenciye çekici gelecektir. Kısacası, bu efsane böylece devam etmektedir.

Ermeni ve Türkler haklarıdaki tarihin saptırıldığı bu tür örnekler çok fazladır. "Ermeni sorunu" çok nadir olarak yarı-gerçekler ve saptırmalar olmadan yazılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa'da bir "yapma tarih" rüzgarı esmektedir. Ermeni sözcüleri Nazi Almanya'sındaki soykırımın (Holocaust) acılarını hiçbir zaman unutmamaya niyetli olan bir grupla dayanışmaya girmiş ve Ermenilerin yaşadığı olaylar bir Yahudi soykırımı ön provası olarak gösterilmeye başlanmıştır. Televizyon gösterileri ve gazete makaleleri bu efsaneyi tekrarlayıp güçlendirmekte, Avrupalı ve Amerikalılar da gerçeği hiç duymadıklanndan buna kolayca inanmaktadırlar. Yeni kuşak Ermeniler ilerde onları teröre sürükleyecek hikâyeler öğrenmektedirler.

Çıkarılacak sonuç açıktır suskunluk işe yaramamaktadır. Eğer aksi ispatlanmazsa, tarihi yalanlar kendi kendilerine sürdürecektir. Ermeni çocuklan, büyükbabalarının Türkler tarafından öldürüldüğüne inandıkça, bazıları intikam amacıyla cinayet işlemekten çekinmeyecektir. Dünya da Türklerin suçlu olduğuna inanmaya devam ettiği müddetçe, bu katilleri durdurmak için pek birşey yapılamayacaktır.

Bu sorunun çözümü epey zordur. Gerçekler korkusuzca ifade edilmelidir. Korkusuzca diyorum, çünkü Amerika'lı bir profesör, Stanford Shaw, Ermenilerin kaderi hakkında yaptığı açıklamalardan dolayı ailesiyle birlikte birçok saldırıya hedef olmuştur. "Korkunç Türk" imajına inanç devam ettiği müddetçe gerçeklere belki de kulak verillmeyecektir. Fakat artık gerçeğin söylenmesi gerekir. Bilim adamlan, özellikle Avrupalı ve Amerikalı eğiticiler, tarihi tarafsız ve önyargısız bir şekilde incelemelidirler. Bu yapılırken, Türkler de bu araştırma için gerekli tüm arşivleri ve dokümanları araştıncılara sunmalı, Rus ve Ermenilerin de aynısını yapmalarını talep etmelidir. Tabiî ki hızlı bir çözüm bulunamayacak ve genç Ermenilerin, davalarının haklı bir dava olmadığını anlamaları için uzun yıllar geçecektir. Benim fikrime göre, eğer Osmanlı Ermenilerinin gerçek tarihi otuz yıl önce yaygın olarak bilinse idi, bugün Ermeni terörizmi diye bir sorun olmazdı. İşte tarihçiler olarak vazifemiz, bu ifadenin otuz yıl sonra da geçerli olmamasını sağlamaktır.

Söze başlarken, Ermeni terörizmine karşı en etkili silah tarihin incelenmesidir demiştim. En etkili silahın gerçek olduğunu söylemek daha da doğru olacaktır.



Can Verenler...