ERMENİ MESELESİ
Osmanlı Devletindeki Türk-Ermeni ilişkileri, Osmanlı
İmparatorluğunun kurucusu Osman bey zamanında başlamıştır. Osman Bey
Ermenileri, Bizans baskısına karşı korumuş ve bunların Batı Anadolu’da
ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerini sağlamıştır. Adana-Mersin
ve Karaman yörelerinden göç ederek Kütahya civarına yerleşen Ermeniler
, burada Batı Anadolu’daki ilk dini merkezlerini kurmuşlardır.
Orhan Gazi, Bursa’nın fethinden ve başkent yapılmasından
sonra Kütahya’daki Ermeni dini merkezini Bursa’ya taşımıştı.
Fatih sultan Mehmet ise 1461 yılında Bursa’da bulunan
Ermeni dini lideri Hovakim’i İstanbul’a getirterek, İstanbul’da bir
Ermeni patrikhanesi kurdurmuş ve patriğe “Bütün Türkiye Ermenileri
Patriği” unvanını vermiştir. Bu tarihten sonra İstanbul’a gelen Ermeniler
Kumkapı, Yenikapı, Samatya, Narlıkapı, Edirnekapı ve Balat kapısı
(ya da diğer isimleriyle Karagümrük odaları, Malta odaları, Çarşamba
odaları, Aya kapı, Tekke odaları, Kömürcü odaları Ahırkapı odaları)
çevresine yerleştiler. 1475’te Osmanlıların ele geçirdiği Kefe’den
getirilen Ermeniler Edirnekapı’da yerleştirildiler. 1479’da Fatih
Karaman Ermenilerini getirterek bunları Samatya tarafına yerleştirdi.
XIX ncu yüzyıla kadar İstanbul Patrikliğine ait fermanlarda Altı Topluluk
Patriği unvanı vardı.
Yavuz Sultan Selim, Çaldıran zaferinden sonra Tebriz’den
birçok Ermeni sanatçının da İstanbul’a gelmesine vesile oldu.
Osmanlı İmparatorluğu içerisinde yaşayan Ermenilere,
diğer Hıristiyan unsurlarda olduğu gibi dini ve toplumsal işlere müdahale
edilmiyordu. Patrikhanenin kendi mahkemeleri ve hapishanesi vardı.
Dini olmayan cezalar, sürgün kararları verebilirlerdi. Patrik, Osmanlı
imparatorluğuna karşı sorumlu kişi olarak adamlarıyla haraç toplar,
mahkemesinde hukuki ve cezai davaları görür, nikah işlerine bakar
dini olmayan kararlar da verirdi.
Bunun sonucu olarak Osmanlı İmparatorluğuna diğer
ülkelerden Ermeni göçü başladı. Bu durum İmparatorluk topraklarının
genişlemesine paralel olarak Ermeni nüfusunun artmasına neden oldu.
İmparatorluk içerisindeki birçok etnik gruptan birisi olan Ermeniler
, kendilerine sağlanan olanaklardan ve Ortodoksların mezhep baskılarından
kurtulmanın da etkisi ile Türkler ile beraber, devlete bağlı, çalışkan
ve iyi bir vatandaş olarak yaşamlarını sürdürdüler. Osmanlı Ermenileri
Türkiye’de sakin bir hayat sürüyorlar, ticaret ve sanayi ile uğraşarak
hallerinden tamamıyla memnun durumda yaşıyorlardı. Askerlikten muaf
tutulmaları nedeniyle de nüfusları artıyor, sosyal ve ekonomik durumları
çok iyi durumda idi. Emeni tarihçisi Varantyan 1914’te Ermenice olarak
yayınladığı Ermeni Harekatının tarihi adlı eserinde bu durumu şu şekilde
vurguluyordu :
"Türkiye Ermenisi, Rus Ermenisine bakılırsa
, Ermeni kültürü, dili, tarihi, edebiyatı itibariyle çok kuvvetli
ve özgür idi. On dokuzuncu yüzyıl başlarında, Ermenilik bir millet
olarak Avrupa’da bilinmiyordu.
Avrupalılar bunları İstanbul’dan biliyorlardı. Ermenileri,
yeryüzüne dağılmış tüccarlar, kendi çıkarlarından başka bir şeye bağlı
olmayan kimseler, Yahudiler gibi vatansız, milliyetsiz, serseri ve
bahtsız olarak tanıtıyorlardı.” diyor.
XIX ncu yüzyılda Ermeniler Türkiye’de ticaret ve
sanat hayatında rahat bir yaşam sürüyorlar, devlet işlerinde de kullanılıyorlardı.
III ncü Selim zamanındaki Dadyan’lar, II nci Mahmut döneminde Düz
Oğulları, Balyan Aileleri ve Kazaz Artin gibileri bunların canlı örnekleridir.
1839 yılında Sultan Abdülmecit tarafından Tanzimat
Fermanı ilan edildi. Bu karar ile Osmanlı azınlıkları için ırk ve
mezhep farklılıkları olmaksızın eşitlik, can, mal emniyeti sağlanıyor,
Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki fark kaldırılıyordu.
1856 Islahat fermanı da Patriklere verilmiş olan
verilmiş olan imtiyazları teyit etti. 1839 Tanzimat fermanı Ermenilerin
politik açıdan gelişmelerine imkan sağladı. Eşitlik perdesi arkasında
Ermeniler arasında sınıf mücadelesi başladı. Ermeni vatandaşları Osmanlı
yönetiminde yer alan Amira denilen Ermeni ekabirlerine karşı , bunların
milli işlerdeki nüfuzlarını kırmak amacıyla mücadeleye başladılar.
Fransız ihtilali sonrasında İmparatorluk içerisinde başlayan milliyetçilik
akımları ülkenin batısında yaşayan Hıristiyan Balkan milletlerinde
olduğu gibi, doğusunda da Ermeniler üzerinde etkisini gösterdi. Dış
kışkırtmalar, ayrılıkçı örgütlerin çabaları Ermeni ayaklanmalarına
ve buna karşı devletin aldığı zorunlu önlemler sonucu “ERMENİ SORUNU”
gündeme geldi. Ermeni Sorunu 1878 Berlin Kongresi ile uluslararası
gündeme oturdu.
1878’de uluslararası gündem ; hasta adam denilen
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ve yıkılan imparatorluk içerisinde
Avrupalı devletlere bağlı irili ufaklı devletlerin kurulması üzerine
kurulmuştu. Zira 1821 Mora isyanı ile başlayan ve Yunanistan’ın uluslararası
bir çözüm sonrasında Avrupalılar tarafından devlet haline getirilerek
Osmanlı İmparatorluğundan koparılması ile denenen yöntem artık imparatorluk
içerisindeki bütün azınlıklara uygulanacak ve imparatorluk bu şekilde
dağıtılarak ŞARK MESELESİ çözümlenecekti.
Bu yöntem ; Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı
1830 yılından itibaren, derhal uygulanmaya başladı. Yöntem çok basitti.
Önce bir azınlık grubun hakları bahane edilerek uluslararası vesayet
altına alınıyor, bu vesayet çerçevesinde görevlendirilen kişi ve kuruluşlar
vasıtasıyla kendi dilleri ile eğitim ve ibadet imkanları sağlanıyor,
bu azınlıklara reform yapılması dikte ettiriliyor, bilahare azınlık
grubun bağımsızlık istekleri doğrultusunda isyanlar çıkarması sağlanıyor,
Osmanlı bu isyanları bastırmak için kuvvet kullanmaya başlayınca ,
derhal Avrupalı devletler konuya müdahale ediyorlar, isyancılar önce
özerklik daha sonra da bağımsızlıkla mükafatlandırılıyor ve bu şekilde
Avrupalı devletler Osmanlı devleti ile direkt olarak savaşmadan, imparatorluğun
küçülmesini sağlıyorlardı. Bunun yanı sıra İmparatorluğun uzak eyaletlerine
İmparatorluğun müdahale etme şansı yok olduğu için buraları da kolaylıkla
işgal edilerek İmparatorluk parçalanıyordu. Bu çerçevede Osmanlı devletinden
koparılan devletler şunlardır ; Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan,
Romanya, Arnavutluk, Tunus,Fas, Cezayir,Libya ,Mısır ve Kıbrıs. Avrupa’nın
bu politikası On dokuzuncu yüzyıl boyunca Osmanlı’nın Avrupa ve Afrika’daki
topraklarında başarılı olmuş, Asya’daki topraklarında ise neticesiz
kalmıştı.
Avrupalılar 20 nci yüzyılda bu sefer gözlerini Osmanlı’nın
Asya topraklarına çevirdiler ve Kafkasya, Ortadoğu ve Arap yarımadasında
aynı yöntemi kullanarak imparatorluğu küçük bir devlet haline getirdiler.
Sevr antlaşması ile Osmanlının yok edilişini tescil
etmek isteyen Avrupalı Emperyalistlere karşı başlatılan Türk Kurtuluş
Savaşı ile 223 yıl süren Türk gerilemesi sona ermiş oldu.
Şüphesiz, emperyalistler için bu mücadele bitmemişti
ve bitmeyecekti de. Lozan’da yırtıp atılan Sevr Antlaşmasını tahakkuk
ettirmek için mücadelelerini kaldıkları yerden devam ettirerek ŞARK
MESELESİ’ ni çözmeye kararlı görünüyorlar.
Ama bu kez karşılarında azınlıkların mozaiği olan
bir imparatorluk yerine milli temeller üzerine oturmuş güçlü ve üniter
bir devlet var.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Tarih tekerrürden ibarettir. Ama ders almayanlar için. Biz tarihten
gereken dersi aldığımıza inanıyor ve ülkemize yönelen tehditleri önlemek
yolundaki kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.
ERMENİ TERÖRÜ HORTLATILMAYA ÇALIŞILIYOR
Türkiye, bulunduğu jeostratejik konumun bedelini ödemeye
devam ediyor. 1983 yılından bu yana uğraştığı PKK terörünün belini
kıran Türkiye’nin karşısına şimdilerde eski bir senaryonun yeni versiyonu
getirilmeye çalışılıyor.
Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Ekim ayında Amerikan
Ermeni Ulusal Komitesi Başkanı Murad Topalyan terörizmle ilgili beş
ayrı suçlama ile ABD’nin Cleveland Eyaletinde tutuklanmıştı.
Terörist olarak suçlanan Topalyan, patlayıcı, makinalı
tüfek ve seri numaraları silinmiş ateşli silahlar bulundurmaktan Haziran
ayı içerisinde yargılandı fakat serbest bırakıldı.
Topalyan, Ekim 1980’de, New York’taki Birleşmiş Milletler
Türk misyona yönelik bir bombalamada olayına ve bu olayda çalınarak
kullanılan silah ve patlayıcıları çalan bir grubu yönetmekle suçlanıyor.
Bu olayda üç kişi yaralanmıştı.
Topalyan, silah ve bomba eğitimi görmeleri için Ermeni
gençlerini Massachussetts’e kurduğu bir terör kampına göndermekle
de suçlanıyor. ASALA terör örgütünün ABD'deki adamı olduğu bilindiği
halde bugüne kadar kendisini gizlemesini beceren Topalyan, 1976 ve
1977 yıllarında, Franklin-Massachusetts’de bir Ermeniye ait çiftlikte
ASALA örgütü militanlarına yarı otomatik silah kullanma konusunda
eğittiği de ortaya çıktı.
Bir kolejde de yönetici olarak da çalışan 56 yaşındaki
Ermeni eylemci, üç yıl süren bir soruşturmanın ardından, ABD Ateşli
Silahlar Bürosu ve Bedford Polisi tarafından tutuklandı. Soruşturmanın
başlamasına, Topalyan’ın masa çekmecesinde, çok miktarda patlayıcı
bulunması gerekçe oldu.
23 Yıl önce Türklere karşı bombalı ve silahlı eylem
düzenleyen ASALA'nın ABD'ndeki adamı Topalyan bunca yıl serbest dolaştıktan
sonra birden bir terörist olduğu hatırlanması ve yakalanması biraz
garip olsa gerek. ABD basınında yer alan konu ile ilgili bir haberde
Başkan Clinton ile de karşılıklı kahve içtiklerinden de bahsediliyor.
Bu olaydan birkaç gün sonra Ermeni Terör örgütünün
Güney Kıbrıs’taki örgütü, Rum politikacı Vasos Lissaridis'e Ermeni
mücadelesine verdiği hizmetlerden dolayı bir ödül verdi. Bir hafta
sonra da bir ASALA timi Erivan'da Parlamentoyu bastı Başbakanı, Meclis
Başkanını ile yedi parlamenteri öldürdüler. Saldırıyı yapanlar Ermeni
Taşnak Partisi’nin üyeleriydi.
ERMENİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SEMBOLLERİNDEN BİRİ
Öte
yandan Marsilya'daki Ermeni örgütlerinin içinde de bir hareketlenme
tespit edildi. İyi haber alan kaynaklara göre ASALA yeniden örgütleniyormuş.
Bir diğer haber ise çok daha önemli, PKK'nın dağıtılmasından
sonra bu ayrılıkçı Komünist Kürt örgütünün bünyesinde Türkiye'deki
eylemlere katılan 80 kadar Ermeni militan Fransa'da bulunuyorlarmış.
Bunları da Ermeni cemiyetleri himayelerine almışlar.
Bu arada Ermenistan'da üslenen bir grup PKK'lının,
ASALA ile yakın temasta bulundukları söyleniyor.
TAŞNAK, ASALA, sözcüklerinin şu günlerde ortada çok
dolaşması ve FBI'ın , ASALA'nın Amerika'daki şefi olarak bilinen Topalyan’ı
yakalaması gelecek günlere yönelik bir uyarı olarak kabul edilebilir.
ASALA'nın, Ermenistan Parlamentosuna yaptığı kanlı
baskınla ilgili olarak Moskova kaynaklı haberlere göre, Ermenistan
başbakanının öldürülüş nedeni ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerini
geliştirmekten yana bir politika izlemesiymiş.
TOPALYAN’IN ERMENİ TERÖRÜNÜ HORTLATMA ÇABALARI
Sıradan bir terörist olarak Kasım 2000’de yargı önüne
çıkacak olan Topalyan, bunun önüne geçebilmek ve davasını siyasi bir
platforma çekebilmek için yoğun faaliyet içerisine girdi. Yoğun bir
propaganda kampanyası başlatan Topalyan, geniş çaplı bir para toplama
faaliyetine başladı. Amerikan Temsilciler Meclisi üyelerinde Cumhuriyetçi
Parti Kaliforniya Temsilcisi George P. Radanovich ve Demokrat Partili
Michigan Temsilcisi David E. Bonior tarafından Temsilciler Meclisine
Ermeni Soykırımı ile ilgili bir yasa tasarısı sunuldu.
Ermenistan Parlementosu Topalyan’I milli kahraman
ilan ederek ona madalya verme kararı aldı. Bu karar Ermeistan’ın uluslararası
teröre verdiği desteğe önemli bir kanıt olarak tarih sayfaları arasındaki
yerini alacaktır.
1973 yılında Kaliforniya’da Türk diplomatları Mehmet
Baydar ve Bahadır Demir’i katleden Yanıkyan’ın yargılanması esnasında
davayı siyasi bir arena haline getiren ve bu şekilde 20 nci yüzyılın
son çeyreğinde Ermeni teröristlerinin Türk hedeflere saldırmasını
sağlayan Taşnak Partisi ve onun uzantısı olan Ermeni Milli Komitesi
şimdi de yargı önüne çıkan başkanları Murat Topalyan’ı kurtarabilmek
için benzeri bir oyunu sahneye koymaya hazırlanıyorlar.