I. DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA AZERBAYCAN TÜRKLERİ’NİN
ERZURUM AHALİSİNE YAPTIĞI “
KARDEŞ KÖMEĞİ”
( YARDIMLARI )
Betül ASLAN*
Bilindiği gibi, Aralık 1914 – Ocak 1915’te, Sarıkamış Harekatında
Türk Ordusu büyük bir yenilgiye uğramış ve Türk kuvvetlerinin büyük
bir bölümü, savaştan çok soğuk ve hastalıklardan dolayı kaybedilmişti.
Sarıkamış’ta Rus kuvvetlerine karşı uğranılan bu yenilgi, aynı zamanda
Erzurum yolunun ve diğer pek çok bölgenin Rus istilasına açılması
sonucu doğurmuştur. Nitekim General Yudeniç komutasındaki Rsu kuvvetleri
Sarıkamış harekatından bir yıl sonra Erzurum kapılarına dayanmış ve
nihayet 16 Şubat 1916’da Erzurum Rus işgaline düşmüştür . Böylece
işgal esnasında şehirden kaçamayan Türkler için iki yıl kadar sürecek
acılı, ıztıraplı, karanlık günlerde başlamıştır. Bu ıztıraplı, kara
günlerde, Erzurum halkının imdadına Azerbaycan Türkleri yetişmiş ve
Bakü Müslüman Cemiyet – i Hayriyesi vasıtasıyla Erzurum halkının imdadına
koşmuşlardır.
Bakü Müslüman Cemiyet–i Hayriyesi Kafkasya Cephesinde
Türk – Rus savaşının başlamasından hemen sonra, Rus işgaline düşen
ve savaştan zarar gören Müslüman Türklere büyük bir yardım çalışması
başlatmış, Kars’ta, Ardahan’da, Kağızman’da, Batum ve Iğdır bölgelerinde
binlerce insanı sefalet ve felaketlerden kurtarmışlardır.
Erzurum’un işgal edildiği haberi alınır alınmaz
Bakü Müslüman Cemiyet–i Hayriyesi harekete geçerek, çalışmalarını
bu bölgeye de yaymak, bu bölge Türklerine de yardım götürmek için
girişimlere başlamış, izin almak için müracaat etmiştir. Ancak bu
bölgeye yardım getirmek için izin almak hususunda Cemiyete pek çok
zorluklar çıkarılmış ve izin verilmek istenmemiştir. Çünkü Rus Hükümeti’nin
“ Şehirler İttifakı” yeni işgal edilen yerlere yapılacak yardımı sınırlı
tutuyor ve Cemiyetin, Erzurum’daki Müslümanlara yardım etme teşebbüsüne
karşı çıkıyordu. Halbuki yeni işgal edilmiş, bu yerlerdeki Ermeni
halka yardım yapılması konusunda hiçbir sorun çıkarılmadığı gibi kendileri
de destek oluyorlardı. İşte bu nedenle Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin
Tiflis’deki Baştemsilcisi Dr. Hüsrev Paşa Bey Sultanov, “ Şehirler
İttifakı” Başkanı ile, yeni istila edilmiş olan yerlerdeki Müslümanlara
yardım konusunda sıkı bir irtibata girişerek, bölgede Ermenilere yapılan
yardımların, aynı şekilde Müslümanlara da yapılmasını istemiş ve Cemiyetin
bu hususta yaptığı bir çok girişimler sonucunda yardım konusunda izin
alınabilmiştir .
Bundan sonra Cemiyet-i Hayriye 1916 yılının Haziran
ayında General Mayor Han Talişinski ve İlyasov’u Erzurum’a göndermiştir
. Halkın durumu ve ihtiyaçları hakkında bir ön araştırma yapan bu
temsilciler, Erzurum ve çevresinde 16 bin harpzede Müslüman bulunduğunu
belirleyerek, bunların listelerini çıkarmışlardır .
Rus işgali sırasında özellikle Rus ordusunda bulunan
Ermeni askerler girdikleri köy ve kasabalarda Müslümanları katletmiş,
evleri yakmış, eşyalarını ve yiyeceklerini ellerinden almış olduklarından,
Müslüman halkın elinde hiçbirşey kalmamış ve büyük bir yiyecek ihtiyacı
doğmuştu . Bu nedenle Cemiyet, ilk etapta bu ihtiyacı karşılamak amacıyla,
temsilcilerini İlyasov, ABDULLAH Sultanov ve İsmail Nazaraliyev aracılığı
ile önce Kars’tan 400 pud un, daha sonra 5000 pud un getirerek halka
dağıtmış, ayrıca Hınıs ve Tortum’a da un gönderilerek ihtiyacın giderilmesine
çalışılmıştır. Fakat bunlarda yeterli olmayınca, 5000 pud da arpa
gönderilmiştir .
Erzurum’da inceleme yapan Cemiyet temsilcilerinin
üzerinde durduğu bir nokta da, şehirde tıbbi malzeme ve hastaneye
duyulan ihtiyaç sorunuydu . Çünkü, daha Rus işgalinden önce Erzurum’daki
hastahaneler, Köprüköy ve diğer yerlerde yapılan savaşlarda yaralanan
Türk askerleri ile dolmuştu. Hatta bütün camiler, kışlalar, okullar
ve bazı büyük konaklar hastahane haline getirilmişti. Fakat yaralıların
çoğu bakımsızlık ve tıbbi malzeme yokluğundan ölmekteydi. Ruslar şehri
işgal ettikleri zaman çoğu ölülerle dolu olan bu binaların büyük bir
kısmını boşaltmışlardı .
Cemiyet-i Hayriye temsilcileri işgalden sonra Erzurum’a
geldiklerinde hastahanelerin ve Müslüman yaralıların bu kötü durumunu
Cemiyet merkezine bildirmişlerdi. Bunun üzerine Baştemsilci Sultanov,
Tiflis’te Kızılhaç Cemiyeti’nin yetkilileriyle görüşmüş ve onlardan
Erzurum’da Müslümanlar için bir hastahane açılmasını istemiştir .
Ancak Cemiyetin, Erzurum’da bir hastahane açılması hususunda yapmış
olduğu girişimlerin sonuçsuz kaldığı anlaşılmaktadır. Çünkü bu dönemde
Erzurum’da böyle bir hastahane açıldığına dair herhangi bir bilgi
yoktur.
Cemiyet-i Hayriye’nin, ilk etapta üzerinde durduğu
meselelerden biri de, diğer bölgelerde olduğu gibi, sahipsiz Müslüman
çocuklarının toplanarak, bakımlarının sağlanmasıydı. Cemiyet temsilcilerinin
çabaları sonucunda Erzurum ve çevresinde, yüzlerce çocuk sokaklardan
ve Rus askerlerinin ellerinden alınarak Bakü ve Tiflis’teki sığınacaklara
götürülmüş ve buralarda bırakılmıştır . Cemiyet temsilcilerinin bu
çalışmaları sayesinde daha ilk ay içerisinde 250 sahipsiz çocuk ve
150 bakıma muhtaç kadın felaketten kurtarılmıştır .
Cemiyet-i Hayriye’nin Erzurum’a göndermiş olduğu
ilk temsilcileri, burada halkın acil ihtiyaçlarının karşılanması hususunda
yaptıkları çalışmalardan sonra şehirden ayrılmışlardı . Bundan sonra
Cemiyet-i Hayriye Erzurum’da uzun süre kalacak ve halkı teşkilatlandırarak,
uyanık tutmak ve aynı zamanda çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere
Cemiyetin bir şubesini Erzurum’da açmak amacıyla Seyidov başkanlığında
bir heyet göndermiştir .
Cafer Erçıkan, Seyidov’un Erzurum’a gelişi ve Cemiyet-i
Hayriye’nin çalışmaları hakkında şunları anlatmaktadır :
“ Kafkas ( Azerbaycan ) Türkleri, Türklük ve Müslümanlık
uğrunda ( 1915’de Kars ile Batum illerinde, Oltu, Şenkaya, Olur ve
Artvin’de yaptıkları gibi 1916’da Rusların işgaline uğrayan Erzurum
ve Trabzon Vilayetlerimizde) esarette kalan Türklere bir çok muavenette
iane ve himaye de bulunmuşlardır. ( Rus istilasındaki) her Kaza ve
Vilayette, Türklük için hayatını feda eden birer, beşer Türkler, Türk
Müslümanları ( Azerbaycanlılar) gelmişler. Ve bunlar meyanında Kafkas
( Bakü İslam ) Cemiyet-i Hayriyesi Mümessili bulunan ve Kafkas Türkleri’nin
verdikleri ianeleri, gazyağıları, unları ve hatta zürra’a çift kotanları
( pullukları) tevzi’ine memur edilen yirmiiki yaşında genç ve dilber
simalı ( Genceli aydınlardan ) Saidov ( Seyidov) Erzurum’a büyük hizmetlerde
bulunmuş.”
Kantarcızade Hacı Mustafa hatıratında; “ Seyidov’un
Erzurum’a geldiğinde Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi Merkezi’nden
Erzurum halkına ve belediyesine hitaben bir mektup getirdiğini anlatmakta
ve bu mektubun içinde yazılı olanları şu şekilde dile getirmektedir
:
“ Asırlardan beri sizlerden ayrı düştüğümüzden bugüne
kadar da babalarımızdan, annelerimizden duygulu sözlerle tarihlerimizin
yazılışından, eski haritaların çizgisinden anlıyoruz ki, bizler sizin
haritanızdan çıkarılmış bugün Rus elinde yaşamaktayız. Zaman geliyor
ki bu harita birleşecek sizinle birlikte bir harita olarak görüneceğiz.
50 – 100 sene evvel bizlerin başına gelen felaket bugün de sizin başınızdadır.
Bu acıklı feryadları duydukça iki kol açarak birisi
Türkistan, Kafkasya Azerbaycan Cumhuriyetleri, siz kardaşlarımıza
yardım için büyük cemiyetimizden siz İslam kardaşlarımıza iane olarak
gönderilen bu hedayeleri alınız, halkın ihtiyacı olanlara tevzi ediniz.
İkinci kolumuz, düşmanlarınız sizlere bir dakika değil… böyle bir
yan bakarlarsa oraya gönderilen bu vekilimiz Seyidov’a hemen malumat
veriniz. Vekilimiz derhal bizleri haberdar eder. Bu iki kol kapanmaz,
yorulmaz, yumulmaz, yatmaz, uyumaz sizin gibi Türk kardaşlarımızın
istirahatını bekler bir cemiyettir
Bütün özlerimiz halka birlikle selamlar.”
Cemiyet-i Hayriye heyeti Erzurum’a geldiğinde beraberinde
Müslüman halka dağıtılmak üzere çok miktarda yiyecek ve giyecek malzemesi
de getirmişlerdi. Bu yardım miktarı 62 bin telis un, arpa, mercimek,
buğday, mısır gibi yiyecek maddeleriyle, 13.252 telis ve sandıklar
içerisinde kadın, erkek ve çocuk elbisesi ile ayakkabıdan oluşmaktaydı
. Ayrıca bu yardım malzemelerinin yanında bir de Bakü ve diğer Kafkas
şehirlerinde basılmış gazete, dergi ve bir çok edebi şiir kitapları
da getiren Cemiyet temsilcileri bunları tek tek kendi elleriyle halka
dağıtıp, bu tür kitap ve dergilerin belirli zaman dilimleri içerisinde
yeniden geleceğini bildirmişlerdi .
Seyidov ve arkadaşları Erzurum’a gelri gelmez Müslüman
halkı uyanık tutmaya çalışmış, birlik ve beraberlik içinde olmalarını
telkin etmişlerdi. Rus işgalinde Erzurum’da bulunan Refik Savaşçı,
yardım heyetinde bulunan Azerbaycanlı Türklerin bu konuda gayretlerini
şöyle ifade etmektedir :
“… Hepsi münevver kişiler olan Azeri gençleri taassup
ve hurafelerden uyumuş, enerjisini kaybetmiş halkın uyarılmasına çalışıyorlardı.
( kar yağanda elde üşür ayak da ) çare küsüp bir kenara çekilmek değil,
çare aramak, çalışmak lazımdır, diyorlardı.”
Cemiyet-i Hayriye temsilcileri Rus ve Ermeni askerlerin
Türklere karşı yaptıkları, hakaret ve saldırıları engellemeye çalışarak
ve gerekirse bu askerleri komutanlarına şikayet ederek, Türk halkını
koruyorlardı. Özellikle Seyidov’un Türkleri korumak için yaptıkları
hakkında Kantarcızade Hacı Mustafa şunları anlatmaktadır :
“ Bu milletvekili Seyidov, genç, çalışkan, cesur
bir Türk evladı idi. Bir Türk’ün burnunun kanamamasına çalışırdı.
Hatta çarşılarda gezerken bir Ermeni bir Türk’e en ufak bir harekette
bulunduğu vakit bu Ermeniye karşı koyar, bağırır ve söylerdi ki, “
Şark’taki Büyük Türkistan, Kafkasya,Azerbaycan buradaki Türk kardaşlarına
sahiptirler.”
Devamlı bir surette Türklerin ittifak içinde olmaları
gerektiğini, bu yapılmazsa Müslüman – Türk halkın büyük zarara uğrayacağını
anlatan Azerbaycan heyeti, halkın aydınlatılması ve çocukların yetiştirilmesi
amacıyla Erzurum’da okulların açılması girişiminde de bulunmuşlardı.
Hatta, ilk, orta okullarının ve lisenin açılması halinde, bütün masrafların
Cemiyet-i Hayriye tarafından karşılanacağını bildirmelerine rağmen,
bu teklif ne Ruslar tarafından, ne de şehirdeki bazı “gericiler” tarafından
kabul edilmemiş, okulların yerine birkaç adet medrese ve çeşitli tarikatlara
mensup tekkeler açılmış, bunların başları da dini lider sayılmıştı.
Diğer dini teşekküller gibi tekkeler de Ruslar tarafından büyük himaye
ve teşvik görmüştü .
Zaten, Cemiyet temsilcilerinin halkı teşkilatlandırma
ve uyanık tutma faaliyetleri gerek Ermeniler, gerekse Ruslar tarafından
hissediliyor ve bu durumdan rahatsız oluyorlardı. Ruslar, halkın uyanmamasına
büyük önem veriyordu. Halka hoş görünmek için, Rus idaresinin, Müslümanların
dini vecibelerini yerine getirmelerine çok önem verdiğini göstermek
istiyorlardı. Hatta elleri kırbaçlı polislerini Cuma günleri şehirde
dolşatırarak, halkı zorla camilere sevkediyorlardı. Dini kıyafet giyen
kişilere dokunmuyor ve onlara serbest gezmek için kartlar vererek
hürmetkar görünmeye çalışıyorlardı. Ayrıca Belediyenin Ramazan günlerinde
top atmasına da izin veriyorlardı . Müslüman halkın bir çoğu bu davranışları
Rusların İslam dinine olan hürmetlerine bağlıyor, hatta gizli İslam
dininde olan Rus generallerin mevcudiyetinden bile bahsediyorlardı.
Papazların en büyük amirlerinin de gizli din taşıdıkları, fakat maddi
düşünce ile Müslümanlıklarını belli etmedikleri propagandası yapılıyordu
.
Bu sırada Erzurum’un hakiki din adamları, vaizleri
ve imamların birçoğu muhacir olup, şehirden gittikleri için buların
yerlerini alan, eğitimsiz ve cahil kişilerin kendilerini halkın mümessili
olarak gördükleri ve halkı yanlış yönlendirdikleri görülmüştür .
Rusların bütün bu halkı uyutma ve uyuşuk tutma çabalarına
karşılık, Cemiyet temsilcilerinin Türklerin birlik içinde bulunmaları
ve düşmanlarına karşı uyanık olmaları için çaba göstermesi üzerine,
Ruslar tarafından Cemiyet temsilcilerine karşı bir anti propaganda
başlatılmıştı. Rusların etkisiyle, halktan bazı kişiler Cemiyet temsilcilerinin
şii mezhebinden olduklarını, Şiiliği yaymak için geldikleri, hatta
getirdikleri gıda maddelerini bile yemenin günah olduğunu yayarak,
Türkçe, gazete ve kitapların okunmasını yasaklamışlardı .
Refik Savaşçı, Erzurum halkının kendilerine yardım
için Azerbaycan’dan gelen Türkler’e karşı tutumları hakkında şunları
anlatmaktadır :
“Halk o zamana kadar ne Azerbaycan diye bir memleket
ve ne de Azeri Türkü diye bir şey işitmişti. Bunlara şüpheli gözlerle
bakıyordu. Azerbaycanlı gençler güler yüzlü, tatlı sözlü insanlardı.
Kendilerinin kim olduğunu halka anlatmaya çalışıyorlar, rastgeldiklerine
ihtiyar genç kim olursa olsun selam veriyor, hatır soruyorlardı.”
Bu sırada Ermeniler de Cemiyet-i Hayriye temsilcilerine
karşı düşmanca bir tavır içinde bulunuyorlardı. Türklere her fırsatta
saldırmaktan geri durmayan Ermeniler, Cemiyet-i Hayriye temsilcilerinin
Türk ahaliyi korumaları ve Ermenilere karşı, onların haklarını savunmasından
rahatsız oluyorlar, Türkler arasındaki bu yardımlaşmayı önlemek istiyorlardı
. Hatta bu yüzden Cemiyet temsilcileri özellikle de Seyidov, Ermeniler
tarafından artık istenmeyen kişi olmuştu. Ermenilerin Cemiyet temsilcilerine
karşı tavırları hakkında Kantarcızade hatırlarında şunları yazmaktadır
:
“Seyidov, bir günde çarşı, mahallatı yüz defa gezer,
halkın istirahatini temin için çalışırdı. Seyidov’un bu hareketinden
böyle halka iane getirip dağıtılmasından, İslam milletinin birbirlerine
yardım etmesinden, çarşı ve mahallatı gezip ufak ufak teftişinden
Ermeniler hoşnut değildiler. Yavaş yavaş kuşkulanmağa başladılar.
Ellerinden gelse bir an evvel bu adamı parça parça edeceklerdi. Lakin
korkuları da yok değildi. Ermenilerin bazıları Seyidov’a Taşmağazaları
çarşısında gözümün önünde hücum etmek, silaha davranmak istedilerse
de, Seyidov göğsünü açarak kabara kabara Ermenilere söyledi ki: “
Ben bir tek adam, bana karşı gelmek, hatta Erzurum’da Türk kardaşlarıma
ve bana ufak bir hareketiniz sonra sizin başınıza gelen felakettir.
Güneşin doğduğu tarafa bakın oradan yüz milyon İslam tarafından sadaya
karşı perişan olursunuz.” der bağırırdı.
Erzurum’da Rus işgali devam ederken bu arada, Rusya’da
önemli gelişmeler olmuş, 1917’DE Petersburg ve Moskova’da meydana
gelen olaylar, Çarlığın çöküşünü hazırlamış ve Bolşevikler idareyi
ele geçirmişlerdi. Bu durum üzerine Rus ordusunda da bozulmalar başlamış,
cephedeki Rus askerleri geri dönmeye başlamışlardı. Bütün bu olumsuzluklar
üzerine Rus Kafkas ötesi komutanlığı Türklere mütareke teklif etmek
zorunda kalmıştı. Türk ve Rus temsilcileri Erzincan’da 15 Aralık 1917’de
bir araya gelerek mütareke maddeleri tesbit edilmiş ve 18 Aralık’ta
mütareke imzalanmıştı. Bu mütareke ile çekilmeye başlayan Rus ordusu
bölgeyi Rus topçusu ve subayları yönetiminde Ermenilere bırakıyorlardı
.
31 Aralık 1917’de Doğu Anadolu’dan çekilmeye başlayan
Rus Ordusu’nun yerini çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu birlikler
almış ve Erzurum, Türk ordusunun ileri harekatı üzerine Erzincan’dan
çekilen firari Ermenilerle dolmuş idi . Erzurum halkı büyük bir tedirginlik
içindeydi. Çünkü Ermeniler açıktan açığa saldırılara başlamışlardı.
Türkleri gördükleri yerde öldürüyor, dükkanlarına, evlerine girip
yağma ediyorlardı .
Bu sonu gelmeyen saldırılar karşısında Cemiyet-i
Hayriye temsilcileri Ermeni saldırılarına karşı Erzurum ahalisinin
silahlandırılması gerektiğine inanıyorlardı. Bu amaçla Seyidov, Erzurum’un
ileri gelen ve nüfuzlu kişilerinden Belediye Reisi Hakkı Paşa, Hoca
Ahmet Efendi, Komiser Küçük Ali Efendi, Hafız Davut Bey ve diğer birkaç
kişiden oluşan oniki kişilik bir heyetle Erzurum’da bulunan Rus Müstahkem
Mevki Komutanı’na müracaat etmişlerdi. Heyet, Rus komutanından, Ermenilere
silah verilmemesini, bu mümkün değilse, kendilerini korumak için Türklere
de silah verilmesini ve Ermeni taşkınlıklarının bir an önce önünün
alınmasını istemişti. Komutan bu talebe; Rus kanunlarının, Rus vatandaşlarının
haricindekilere silah vermeyi yasakladığını, bu yüzden Türklere silah
veremeyeceğini, yalnızca Cemiyet-i Hayriye temsilcilerine ( Bunların
da Rus tebası olması sebebiyle) silah verebileceğini bildirmiş, fakat
Ermenilerin yaptıkları mezalime karşı herhangi bir tedbir alacakları
konusunda bir şey söylememiştir. Heyet, Ruslardan yalnızca Cemiyet-i
Hayriye temsilcileri adına verilen 50 silahı alabilmişti .
Rusların, Ermeni saldırıları karşısında herhangi
bir tedbir almayacakları ve Türklere de silah verme niyetlerinin olmadığı
anlaşılınca, Seyidov ve heyette bulunan Erzurumlular kendi başlarının
çaresine bakmaları gerektiği düşüncesiyle Ermenilere karşı şehirdeki
silahları ele geçirmek üzere bir hareket yapılmasına karar verdiler.
Bu hareket için önce şehir dahilideki Müslüman halkın elinde bulunan
silah miktarını tesbit etmek gerekiyordu. Bu iş Cemiyet-i Hayriye’nin
temsilcileri ile birlikte çalışan Zakir Bey’e verildi.
Zakir Bey, bütün mahalleleri, ev ev dolaşarak hem
Cemiyetin vermiş olduğu erzak ve giyecekleri dağıtmış, hem de herkesten
evlerinde silah bulunup bulunmadığını öğrenerek bunları teker teker
kaydetmişti. Sonuçta; Erzurum’da 600 kadar silah bulunduğu tesbit
edilmişti. Bu tesbitten sonra, 16 Şubat 1918’de Seyidov ve Zakir Bey’in
de bulunduğu 13 kişilik heyet, Cemiyet-i Hayriye’nin şubesinin bulunduğu
Hacı Hayri Efendi’nin evinde toplanarak yapılacak işleri kararlaştırmışlardır
.
Buna göre Seyidov’un daha önce yaptırıp Cemiyet’in
binasında sakladığı 6 el bombasından üçünü Seyidov ve üçünü de Seyidov’un
yardımcılarından Abdülmabud alacaklar ve Abdümabud, Gez mahallesindeki
Ruslara ait harp malzemesinin saklandığı kayık anbarına giderek, oradaki
nöbetçileri bombalarla imha edecek, bomba gürültüsü işitecek olan
Gez, Murat Paşa, Yoncalık, Dere Mahallelerinden silahlı Müslümanlar
hemen oraya koşacak kayık ambarını zaptederek diğer ahaliyi de silahlandıracak
ve Gürcükapısı’na doğru yürüyeceklerdi .
Aynı saatte Seyidov, elindeki bombaları Çifteminareler
karşısındaki Ermenilere karakol vazifesi gören bir kahveye atacaktı.
Bu sesi işitecek olan Hasanbasri mahallesi ahalisinden dörtyüz kişi,
ikiyüz baltalı, ikiyüz silahlı olarak silah deposu vazifesi gören
Camiikebir’e ve Durmuş Paşa Camiine hücum edecekler ve orada silahlandıktan
sonra onlar da Taşmağazalar yolu ile Gürcükapısı’na ineceklerdi.
Bu plan uygulanabilirse, Erzurum’da Ermenilerin
yapacakları katliamların önüne geçilebilecekti. Fakat bütün bu çalışmalara
rağmen, planı önceden haber alan Ermeniler derhal harekete geçerek
şehir içinde her yerde Türk halka saldırılarını artırmış ve planın
uygulanmasına engel olmuşlardı .
Seyidov ve arkadaşları gittikçe artan Ermeni saldırıları
karşısında, Türk halka devamlı olarak birlik içinde bulunmalarını
yoksa Ermenilerin bu durumdan faydalanarak Türkleri katledeceğini
söylüyor ve Erzurumlularla birlikte bu mezalime karşı durmanın yollarını
arıyordu. Bu amaçla, Erzurum Türk halkının uğradığı mezalimi ve çektikleri
sıkıntıları sık sık Tiflis’deki başmerkeze bildirerek Cemiyetten yardım
istiyordu. Bu yardım istekleri üzerine Tiflis’te bulunan “Tiflis Müslüman
Milli Komitesi”de Ermeni Milli Şurası’na başvurarak, Rusların Türkiye’den
almış olduğu yerlerde özellikle Erzincan, Erzurum, Bayezid ve diğer
yerlerde Ermenilerin Türk halka mezalim yaptıkları, bunun önüne bir
an önce geçilmesi için, gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek,
bu kötü durumun Kafkasya’da her iki millet arasındaki ( Azerbaycan
– Ermenistan ) münasebetlere de kötü etki edeceklerini bildirmişlerdi
.
Türk ordusunun Erzurum’a yaklaştığı bu tarihlerde
Ermenilerin Müslüman halka karşı saldırıları daha da artmış ve bu
sırada şehre Ermenilerin meşhur çete reisi Antranik kumandasında bir
müfreze yerleştirilmişti . Antranik’in gelmesinden sonra durum daha
da kötüleşmiş, Ermeniler şehrin birçok yerlerinde hapishaneler tesis
ederek, şehirdeki Türklerden ele geçirdiklerini buralara doldurmuşlardı.
Bu sırada belediye binasına yerleşmiş bulunan Antranik
de, emellerini bir an önce gerçekleştirmek ve Erzurum halkını toptan
katletmek amacıyla planlar kuruyordu. Antranik Erzurum’da bulunan
Rus Topçu Komutanı Çiçeri ile anlaşarak bir plan yapmışlardı. Buna
göre, Erzurum Türk halkı silah verileceği bahanesiyle bir yere toplanacak
ve burada toplu halde Ermeniler tarafından katledileceklerdi. Bu maksatla
Şubat 1918 ortalarında, Rus Komutanı, içlerinde Seyidov’un da bulunduğu
Belediye Heyeti’ni çağırarak; kendisinin şehirden gideceğini bu nedenle
ellerinde bulunan silahları, kendilerini Ermenilere karşı müdafaa
etmek için Türklere vereceğini, fakat bunun için bütün Türk halkının
eksiksiz olarak İstanbul Kapısı’nda Numune Hastanesi’nin yanındaki
talimgahda toplanmasının gerektiğini bildirmişti .
Seyidov’un da dahil olduğu Belediye Heyeti Rus komutanının
yanından ayrılarak, aralarında görüşme yaptıktan sonra, silah verilecek
mevkinin çok tehlikeli bir yer olduğu, bu nedenle de silahların başka
bir şekilde Türklere verilmesi konusunda karara varmış ve tekrar Rus
komutanının yanına gitmişlerdir. Heyet, Komutana, Şehrin her tarafında
Ermenilerin Türkleri, gördükleri yerde öldürdüklerini, hal böyleyken
evlerinden silah almak için gösterilen mevkiye gelecek olan Türklerin,
yollarda Ermeniler tarafından katledileceğinin kesin olduğunu, ayrıca
halk bu mevkiye gelmeyi başarsa bile, burasının boş bir düzlük olduğunu,
halkın burada çok kolay katledilebileceğini söyleyerek, silahların
Türklere başka bir şekilde dağıtılmasını istemişler ve şu teklifi
sunmuşlardı: Öncelikle Rus komutanlığı Ermenilerin her tarafta silah
atmalarını yasak edip, kendi askerlerini şehirde belirli noktalara
yerleştirerek emniyeti sağladıktan sonra, her mahallenin muhtarı arabalarla
gelip silah dağıtılacak yerlerden bu silahları alarak kendi mahallesindeki
halka dağıtmalıdır .
Belediye heyetinin bu teklifi Rus komutan tarafından
kabul edilmemişti. Bu teklifin kabul edilmemesi belediye heyetinin
ne kadar yerinde bir karar verdiğini göstermişti. Seyidov ve Belediye
heyetinde bulunanlar eğer bu şekilde davranmayıp halkı Rus komutanının
istediği yere toplasalardı, Erzurum halkı çoluk, çocuk toplu bir katliama
uğrayacaklardı . Kantarcızade Hacı Mustafa, Türk Ordusu Erzurum’a
girdikten sonra şehirde katliama uğrayan ahaliyi tesbit için çalışmalar
yapılırken, bir binanın kapısında asılı Antranik imzalı şu yazıyı
bulduklarını kaydetmektedir :
“Ey Belediye Heyeti siz eğer muvafakat etmiş olsa
idiniz, İstanbul Kapısı’nda talimgah mevkiine eğer halk gelmiş olsa
idi, Türk’ün Erzurum’da bir tek halkı kalmayacak ve alacağımız intikamımız
Ermeni tarihine yazılacaktı. Sebep siz oldunuz. Şimdi siz burada yatınız.
Ben yarın yine sizden intikam almağa Hasankale’ye gidiyorum.”
Antranik, Cemiyet-i Hayriye temsilcileri ile Belediye
heyetinin halkı uyanık tutup, onları yönlendirdiğini ve bu yüzden
de kendi planlarını tam anlamıyla fiiliyata geçiremediğini görünce,
bunları ortadan kaldırmaya karar vermişti.
Bu maksatla Belediye heyetinin toplanmasını ve kendisi
ile görüşmeye gelmelerini istemiş, bunun üzerine Belediye Reisi Hakkı
Paşa, Baş Katip Ahmet, Belediye azalarından Hacı Kazım, Hoca Ahmet,
Tevfik ile Hafız Davut, Haşmet, Komiser Ali, Narman mahallesi imamı
Ziya, Kabe mescidi imamı Mehmed Molla, Ağazade Tevfik, Hoca İbrahim
Efendi ve Cemiyet-i Hayriye temsilcileri Seyidov ve Abdülmabud toplanarak
hep birlikte Antranik’in yanına gitmişlerdir .
Antranik’in bulunduğu binaya üzerlerindeki para
ve ne varsa her şeyleri alındıktan sonra içeri alınan heyet, Antranik’e
Ermenilerin Türklere karşı yapmış oldukları mezalimi anlatmışlardı.
Antranik heyete, onları Trabzon’daki Sulh Konferansı’na katılmak üzere
ve sulhun bir an önce yapılmasına tesir etmeleri için Trabzon’a göndereceğini
bildirmiştir. Bu durumdan şüphelenen heyettekiler, bir an önce oradan
ayrılmak bahanesiyle, evlerine gidip hazırlık yapmaları için izin
istemişler, fakat Antranik bütün ihtiyaçları kendisinin karşılayacağını
söyleyerek heyetin ayrılmasına izin vermemiştir .
Bundan sonra heyettekileri zorla ve bir sıra halinde
binanın kapısı önüne dizdiren Antranik, dışarıda bulunan halka hitaben
şunları söylemiştir : “İslam ve Hristiyan birdir. Bir çocuğun bile
burnunun kanamasını istemiyorum. Ben hükümetin emri ile mevkii müstahkem
kumandanı oldum. Mühasama nihayet bulmuştur. Artık aramızda bir dostluk
tesis edilmiştir. Emelim adalettir. Ahali müsterih olsun, dükkanlar
açılsın korkulacak bir şey kalmamıştır.”
Antranik’in bu şekilde davranmasının amacı şuydu:
Halk Belediye heyetindekilere güveniyordu ve onların verdiği direktiflere
göre de evlerinden ve gizlendikleri yerlerden dışarı çıkmıyordu. Fakat
Antranik, Belediye heyetindekileri, kendi binasının önünde ve herkesin
görebileceği şekilde bulundurarak, artık dostluğun kurulduğunu ve
bu nedenle de herkesin dışarı çıkmasını, dükkanlarını açmasını istiyordu
ki, bundan sonra Türk ahaliyi rahatça katledebilsin .
Artık kendilerine yol gösterecek Belediye heyetinin
de bulunmaması dolayısıyla Antranik’in sözlerine inanan bir çok kişi
çarşılara çıkıp dükkanlarını açtılar. Bunu fırsat bilen Ermeniler
rastladıkları Türkleri toplamaya başlayarak şehrin birçok yerinde
hapishane olarak tesis ettikleri kışlalara, büyük evlere müstahkem
yerlere, istasyon civarındaki barakalara doldurdular. Halbuki Belediye
heyetinin almış olduğu karara göre halk hiçbir surette evlerinden
çıkmayacaktı. Cemiyet-i Hayriye temsilcisi Seyidov’un da birlikte
olduğu Belediye heyeti de Ermeniler tarafından o zamanki Rus kilisesinin
karşısında bulunan bir binaya götürülerek hapsedilmişlerdi .
Bundan sonra Türk Ordusunun iyice yaklaştığını anlayan
Ermeniler hastahane ve diğer binalara doldurmuş oldukları Türkleri
yakmaya başlamışlar ve Ermenilerin bu katliamından, şehirden topladıkları
Türkler ve Belediye heyeti de dahil kurtulan olmamıştır .
Rus ordusunun çekilmesi sırasında onlarla Azerbaycan’a
dönmeyip Erzurum’da Türk kardeşlerine yardım etmek amacıyla kalan
ve bunun için de her fedakarlığı göze alan Cemiyet-i Hayriye temsilcisi
Seyidov ve arkadaşları da Ermeniler tarafaıdan çok feci bir şekilde
öldürülmüşlerdir . Aynı akıbete uğramaktan son anda kurtulan ve Belediye
heyetinde bulunan Hoca İbrahim Efendi, Erzurum’daki katliam ve Belediye
heyetinin ölümü hakkında şunları söylemiştir :
“… Ermeniler sırf benim mahallemden 15 haneye girmişler,
bu hanelerde ele geçirdikleri 45 kişiyi kılıç ve baltalarla katletmişlerdir.
Tiflis’e götürüldüklerini sandığımız Belediye reisi Hakkı Paşa’yı,
arkadaşlarını ve o koca hastahaneyi dolduran masum halkımızı onar
onar götürdükleri kabristan aralarında türlü işkencelerle katletmişler
vakıa bu maktülleri ben de gördüm…”
Bu sırada Erzurum’a yaklaşan, Kazım Karabekir komutasındaki
Türk ordusu 11 Mart 1918 sabahı güneş doğmadan ileri harekete başlamış,
bir gün süren çarpışmalardan sonra 12 Mart 1918’de Erzurum’a girmiş,
böylece Erzurum halkının iki yıl süren esaret hayatı da sona ermiştir
.
İşte Anadolu halkının bu sıkıntılı günlerinde, onlara
kardeş elini uzatan Azerbaycan Türkleri ve bu maksatla buralara göndermiş
olduğu Cemiyet-i Hayriye temsilcileri, Türk kardeşlerine yardım için
ellerinden gelen her yardımı yapmışlar. Hatta Seyidov ve arkadaşları
gibi birçoğu bu uğurda canlarını feda etmişlerdir.
KAYNAK: ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ DERGİSİ,
SAYI:6, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ BASIMEVİ, ERZURUM, 1996,s.
161-178.