ERMENİLERİN HİYANETLERİ
VE ERZURUM’DAKİ CİNAYETLERİ
Prof. Dr. Zeki BAŞAR
Erzurum’un Kurtuluşu, baharın başlangıcı olan mart
ayına rastlamaktadır. 3 Şubat 1916 tarihinde düşman eline düşen şehir,
12 Mart 1918 gününde kurtulmuştur.
12 Mart, Erzurum’un Ermenilerden temizlendiği, İstiklal
Marşımızın Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği, tarihimizin yapraklarında
ve milletimizin kalbinde yer alan en güzel günlerden biri… Ermenilerin,
hala heyecanını yaşadığımız o gün ve daha önceki günlerde işledikleri
cinayetleri zikretmeden evvel, daha eski yılların hadiselerine ve
o yılları dolduran hiyanetlerinin mahiyetlerine temas etmek isteriz.
Coğrafya; han olmuş, tarih yolcu… Bununla, insanların,
insan topluluklarının ve çeşitli milletlerin türlü tesirlerde durmadan
yer değiştirdiklerini, uzun veya kısa süreli yerleşmeler yaptıklarını
belirtmiş oluyoruz. Umumi hayat içerisinde Ermenilerin de M.Ö VII.
Yüzyılda, fakat daha çok İranlıların akınları sırasında Doğu Anadolu’ya
sızdıkları veya yayıldıkları söyleniyor. Sonraki yüz yıllarda ( M.Ö.
V - IV ) ise, Mezopotamya’dan Karadeniz’e doğru çekilen bir hattın
doğusuna düşen ve İran’a doğru uzayan yüksek yaylalar bölgesine Armeniya
adı verildiği biliniyor.
Coğrafya bakımından bir köprü durumunda olan bu bölgeye,
Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular hakim olmuşlardır. Bu imparatorluklar
içinde Ermeniler, belki de farklı hususiyetlere sahip parçalar veya
birbirlerinden kopmuş küçük topluluklar halinde şurada, burada tutunabilmişlerdir.
Durumun böyle oluşu, Türkiye topraklarında yaşayan Ermenilerin hiçbir
yerde ve bu arada Erzurum’da çoğunluğu teşkil etmeksizin Osmanlı İmparatorluğunun
son günlerine kadar sürüp gelmelerinden anlaşılıyor.
Nitekim, XVIII. yy. da Erzurum şehrinin nüfusu 24.400
iken, bunun 18.000’i Türktür. Ermenilerin sayısı ise sadece 6.000
kadardır. 1871’de Erzurum’un nüfusu 116.588’i bulmuştur. Bunun 86.901’i
Türk, 29.687’si Hıristiyandır. 1898’de il olarak Erzurum’un nüfus
toplamı 669.000’dir. Bu miktarın 538.422’si Türk, 115.982’si Ermeni,
geri kalanı ise Rum vesairedir. Demek ki Ermeniler, Erzurum’da hiçbir
zaman nüfusun üçte veya dörtte birinden fazlasına ulaşamamışlardır.
Ermeniler, gerçek yüzlerini 93 harbindeki yenilgimiz
üzerine göstermişlerdir.
Ruslarla yaptığımız 1877 ( 1293 ) savaşı sonunda
imzalamak zorunda kaldığımız Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları (
1878 ) biz Türkler için, ciddi bir Ermeni meselesi doğurmuştur. Rusların
Yeşilköy’e kadar gelmeleriyle tarihimizin kara günlerinden birini
yaşadığımız bir sırada, yüzyıllar boyu makamların en yücesine oturtup
Devlet işlerinin en mahremlerini kendilerine emanet ettiğimiz ve nihayet
çeşit çeşit nimetlerimizden yararlandırdığımız Ermeniler, fırsat düşkünlüğü
yapmışlardır. Patrikleri Nersis Vartabetyan’ın başında bulunduğu bir
heyet aracılığı ile, İstanbul öncelerine gelen Rus komutanı Grandük
Nikola’yı ziyaret etmekte acele davranmışlardır.
1878’den sonra Ermeniler dış devletleri kışkırtmak,
Kilikya ve Doğu Anadolu’da kurdukları fedai teşkilatları ile silahlı
baskınlar yapmak suretiyle huzursuzluklara yol açmışlardır. Yıllar
geçtikçe daha çok azgınlaşarak Babıali’ye yürümek, Osmanlı Bankası’nı
basmak, Sultan Abdülhamid’e suikast hazırlamak ilh… gibi çeşitli hadiselere
sebebeiyet vermişlerdir. Defalarca ( 50 den fazla ) kıyımlara kalkışmış
ve isyanlar çıkarmışlardır. Bu arada, Ermeniler, 1894’de patlak veren
ve binlerce masum kanının akmasına yol açan Sason ( Siirt’in bir ilçesi)
hadisesine zemin hazırlamışlardır.
Bu tarihlerde,yani 1877 Türk- Rus savaşı yıllarında
Osmanlı Meclis-i Mebusanında, Erzurum Mebusu Ermeni Hamazasp Efendi
şöyle konuşuyor:
“ Senelerden beri Rusya, Hristiyanları korumak vesile
ve hiylesiyle meydana çıkmıştır. Giriştiği desiseler malumdur. Fakat
biz hristiyanlar, halimizden memnun olup, asla himayeye ihtiyacımız
yoktur. Şu kadarını beyan edeyim ki, Ermeni milleti, 500 seneden beri
Osmanlı Devleti’nde tam bir himaye ve asayiş görmüştür. Ben, Erzurum
mebusu, bir Ermeniyim. Bundan 48 yıl önce, 1828-1829 savaşında, bin
türlü hile ile kandırılıp Rusya’ya göç ettirilen 100.000 Ermeni orada
hakikatı gördükten sonra tekrar anavatana dönmek mecburiyetinde kaldılar.
Burada yeniden şefkat ve himaye görmüşlerdir. Ben, Osmanlı Devleti
denilen bir babanın evladıyım ki, şimdi bu mecliste, millet mebusluğu
fırsatı ile şereflenmiş bulunuyorum.
Şimdi Erzurum’da Ermeniler, her türlü mal fedakarlığında
bulundukları gibi Ermeni gençleri de Müslüman kardeşleriyle beraber,
silah elde taburlar teşkil etmekte ve müşterek düşmana karşı koşmaktadırlar.”
[1]
Hamazasp Efendi böyle konuşuyor ama, çok geçmeden
Ermeniler Erzurum’da silah aranmasını vesile sayarak veya bahane ederek
şimdiki Atatürk Yapı Enstitüsü yerinde bulunan Sanasaryan okuluna
kara bayrak çekmişler ve isyan çıkarmışlardır. ( 1890 ) Bundan sonra,
1889’da teşkilatlanmış olan Hınçaklar ve 1890’da kurulan Taşnaksutyunlar
yapmadıklarını bırakmamışlardır.
1877 savaşında Ruslara kılavuzluk yaparak, şehrin
doğusuna düşen ve hemen yanıbaşında bulunan Top dağındaki Aziziye
tabyasında Ruslarla boğazlaşmamıza sebep olan yerli Ermeniler, I.
Dünya Savaşı’nda da Türklere karşı ellerinden gelen her fenalığı yapmışlardır.
Muhtelif tarihlerde hususiyle 1967’de köyleri dolaşarak
yaptığımız sıhhatli inceleme ve tesbitlere dayanarak Ermenilerin,
Erzurum’da hunharca işlemiş oldukları cinayetlerin saymakla bitmeyecek
kadar çok olduğunu söylemek isteriz. Ermeniler halkımıza kalemle anlatılmayacak
kadar kanlı ve kaba sahneler yaşatmışlardır. Şöyle ki:
Her şeyden evvel halkın ileri gelenlerini toplayıp
Rusya içlerine sürdürmüş, sonra merkez ve köylerde bulunan gözü pek
kimseleri öldürmüşlerdir. Bunlardan Avukat Ali, Sabri Selimoğlu, Yahya,
Veyisefendi Mahalleli Emoç, Kumludereli Hasan ilk günlerde asılanlar
arasında zikredilenlerdir.
Bugünkü mülki taksimatımıza göre, Erzurum’un 13
ilçesi ve 1000’den fazla köyü vardır. Ermeniler, bunlardan çoğunu
yakıp yıkmışlar, duvarlarda taş; bağ ve bahçelerde ağaç bırakmamışlardır.
Unutulmayacak acı sahneler yaratmış, çeşitli işkencelerle tek tek
veya toplu halde katliamlar yapmışlardır.
İlk iş olarak gittikleri veya girdikleri her yerde,
çevreye korku salmak, halkın moralini bozmak ve direnmelerine engel
olmak üzere göstermelik cinayetler işlemişlerdir.
Mesela, kışkırttıkları Ruslara, İspir ilçesinin
Norgah bucağında bir dama doldurdukları 65 kişiyi en feci şekilde
öldürtmüşlerdir. Bunun gibi, aynı ilçenin Gülçimen köyünde 35 kişiyi
en insafsız şekilde kurşuna dizmişlerdir. Mohorgot ve Hodiçer köylerinde
kadın ve çocuklara varıncaya kadar nice canlara kıymışlardır. İleri
gelenlerden öldürdüklerinin boyunlarına ipler takarak sokaklarda sürüklemişlerdir.
1917’de Bolşevik ihtilali üzerine, Rusların Erzurum’dan
çekilmeleri Ermenileri savaş malzemesi bakımından çok daha güçlü bir
hale getirince, onlar iyiden iyiye azıtıp azgınlaşmışlardır.
Her yeri ve herkesi iyi bilen yerli Ermeniler, cani
kesilmiş, başlarına bir aralık Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Erzurum’u
temsil etmiş olan Karakin Pastırmacıyan ile yine bölgede yetişmiş
olan Antranik gibi cellatların geçmesi, mahalli halk için bir şanssızlık
olmuştur.
Bir aralık kaçtığı Rusya’dan dönüp Tero – Çeho teşkilatının
başına geçen Karakin Pastırmacıyan ile Ermenilerin baş komutanı olan
Antranik elele vermişler ve Türklerin ölümlerden ölüm seçmelerini
ve kitle halinde öldürülmelerini planlayıp tatbik mevkiine koymuşlardır.
Göç edip içlere gidemeyen veya kaçıp kurtulamayan
Erzurum köylülerinden pek çoğu Ermeni zulmüne uğramışlar ve sayısız
şehit vermişlerdir.
Mesela, Çat ilçesinin Babaderesi köyünde Ermeniler,
20 kişinin bir anda canına kıymış, Oyuklu ve Parmaksız köylerinden
ellerine geçirdikleri 60 kişiyi bir derede göz kırpmadan öldürmüşlerdir.
Oltu ilçesinin Çamlıca köyü halkını, köy deresi
karşısına düşen Ambartaş mevkiinde Ruslardan kalma binalara doldurarak
yakmışlardır.
Pasinler’in Serçeboğazı, Emerkom, Avlar ve diğer
köylerinde yakaladıklarını sadist bir zevkle öldürüp parçalamışlardır.
Karayazı ilçesinin Hanik komunda, 70 kişiyi bir
ahıra doldurup yakmışlar ve yine bu ilçenin Mescitli köyünde 30 kadar
genci kollarından ve ayaklarından halkavari birbirlerine bağlayıp
sonra gözleri açık olduğu halde orta yerde yaktıkları ateşin alevleri
arasında bağırtarak öldürmüşlerdir. Aynı köyde kollarından ve bacaklarından
birbirlerine bağladıkları diğer bir çok kimseleri de acı işkencelerle
öldürmüşlerdir.
Tekman ilçesinin Hacıömer köyünde, erkeklerden başka
kadınları da kurşuna dizmişlerdir.
Tortum, Narman, Olur ve Şenkaya ilçelerimizde dahi
ölümlerden ölüm beğendirerek nice canlara kıymış ve öldürdüklerinin
cesetlerine bile işkence yapmışlardır.
Merkez ilçeye bağlı olanlardan Tekederesi köyünde
kadın-erkek 80 kişiyi iki eve doldurup bombalamış ve bir bur kadar
Türk’ü de Tuzcu köyünde camiye doldurarak yakmak suretiyle öldürmüşlerdir.
Erzurum merkez<inde toplattırılan 12 bin Türk,
Başkomutan Antranik’in emri ile 1918 senesinin 11 Mart günü Tahtacılardaki
Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarında yakılmak, istasyon barakalarında
kurşunlanmak ve Yanıkdere’de boğazlanmak suretiyle yok edilmişledir.
Böyle bir makalenin çerçevesi içerisinde Ermenilerin
bütün yaptıklarını köy köy, mahalle mahalle zikretmeye imkan olmadığı
için biz bu mevzuda birkaç misal vermekle iktifa ediyoruz. Gerçekte
bu şekilde öldürülenlerimizin sayıları nice 10 binleri bulmaktadır.
Savaş yıllarındaki tarihlerde Türkiye ve Kafkasya’daki
toplam nüfusları 1.5 milyon etrafında olan Ermeniler, istatistiklere
ve gerçeklere hiçbir suretle uymayan mübalağalı bir dil ile, kendilerinden
öldürülenlerin fazlalığı iddiasıyla dünya efkarı umumiyesi önüne çıkmış
bulunuyorlar. Hakikatte, kendi kayıplarından çok daha fazlasını öldürdüklerini
unutmuş görünüyorlar.
Mahalli bir deyimle “ Bara çıkan oynamasını, savaşa
giden ölmesini bilecektir”, elbet! Fakat bu işte, Ermenilerin hadiseleri
ne kadar tersyüz ettiklerini, insanlığa ve erliğe sırt çevirerek ne
derece barbarlık gösterdiklerini anlatmak ve işkencelerini gözler
önüne sermek için bazı örnekler vereceğiz [2]:
1- Yollarda çalıştırma teklifleri ve diğer çeşit
teminatlarla evlerinden uzaklaştırıp bir araya topladıkları halkı,
sokaklarda canavarca öldürmüşlerdir. Ayrıca bazılarının vücutlarını
süngülerle delik deşik ederek gözlerini oymuşlardır.
2- Savunma gücünde olmayan masum kimselerin kafa
taslarını parçalamışlar, kılıçla boyunlarını vurmuşlar, ağaç budar
gibi parmaklarını, kollarını, bacaklarını kesmişler ve ayrıca bazılarını
parça parça doğramışlardır. Bir kısmını çarmıha gerercesine direklere,
duvarlara çivilemiş veya kazıklara oturtmuşlardır.
3- İnsanlık duygularından sıyrılarak, hatta insanlıktan
çıkıp sırtlanlaşarak yatağa düşmüş hasta ve yaşlı kimseleri çiğneyerek
öldürmüşlerdir. Kadınların, gelinlerin ve kızların yüzüklerini almak
için işkence olsun diye parmaklarını, bleziklerini çıkarmak için bileklerini
kesmeyi tercih etmişlerdir.
4- Gebe kadınların karınlarını yararak çıkardıkları
bebeklerini süngüleri ucunda teşhir etmiş, 7-8 yaşındaki kız çocukları
dahil olmak üzere, toplayıp götürdükleri her yaştan kadınları günlerce
yanlarında tutup lekelemişlerdir.
5- Hınıs misalinde olduğu gibi anaları, gözleri
önünde kuzu boğazlar gibi kestikleri yavrularının etlerini, yanmakta
olan tandırlarda pişirerek yemeğe zorlamışlardır.
6- Köylerde ve şehirlerde bir kısım halkı ahırlara,
mereklere, konaklara, camilere doldurarak bombalamış ve yakmışlardır.
Yukarıda temas ettiğimiz gibi Tahtacılardaki Osman
Ağa, Mürsel Paşa konakları ile Konaklı köyündeki Salih Ağa’nın ve
Derviş Bey’in evleri, Tekederesi köyünde Musagilin Hasan ile diğer
hemşehrilere ait evler ve Tuzcu köyü camii sadece birkaç misaldir.
7- Yaylım ateşle öldürdüklerini ayrıca süngülemiş
ve aynı zamanda cesetler arasında yaşayanları kandırıp meydana çıkarmak
üzere Türk askeri kıyafetine girerek ezan okumuş, vahşice öldürmelerine
devam etmişlerdir.
8- Zulüm, işkence, kötülük ve aşağılık adına akla
gelen neler varsa hepsini işlemiş ve bu arada çok acı sahneler yaratmışlardır.
Bir misal olmak üzere, yukarılarda verdiğimiz Karayazının Hanik köyündeki
hadiseyi ele alacağız. Bu köyde 70 kadar kadın ve erkeği bir ahıra
doldurduktan sonra, ahırlıklarına bağlı hayvanları başıboş hale getirmişlerdir.
Bu başıboş hayvanlardan bir camış ( manda )ın sırtına bir yorgan koyup,
Mirza adlı vatandaşımızı bindirerek sıkı sıkı bağlamışlardır. Sonra
başından aşağı gaz dökerek ateşe vermişlerdir. Yanmaya başlayan Mirza’nın
çığlıkları ve tutuşan yorganın alevleri içerisinde deliren mandanın
her şeyi altüst etmesi ve yanmaya başlayan diğer hayvanlar tarafından
çiğnenip ezilen insanların hep birlikte yanıp kül olmaları sağlanmıştır.
Direklerin dahi tutuşup damın çökmesi ile ahır, bir benzeri dünyanın
hiçbir yerinde görülmemiş işkencelerin kurbanı olan insanlarla hayvanların
ortak mezarı haline getirilmiştir.
Sadece Erzurum ve merkez ilçeye bağlı köylerde tesbit
ettiğimiz bu türden ve diğer işkencelerle öldürülenlerin sayıları
20.000 kişiyi bulmaktadır. Bunlara ilimizin 13 ilçesi ile sayırlı
1000’den fazla olan köylerinde benzer işkencelerle öldürülen halkı
da eklersek genel toplamın ne olabileceğinin hesaplanmasını, okuyucularımıza
bırakıyoruz.
Yalnız, kurtuluşu takip eden yıllarda teşkil edilen
bir inceleme, tesbit komisyonunda vazife alan bir yazarın, sadece
Erzurum’dan Hasankale ve Sarıkamış’a giden yol boyuna düşen köylerde
öldürülen Türk sayısının 80.000’i bulduğunu bildirdiğini kaydetmek
isteriz. Yazdıklarımızdan anlaşılacağı şekilde, yapılanların sadece
bir kısmını aksettiren acı gerçekler ve örnekler Ermeniler hesabına
yüz kızartıcıdır.
Bütün bunları yapanlar, 1921’de Berlin’de Talat
Paşa’yı, Roma’da Sait Halim Paşa’yı, 1922’de Tiflis’te Cemal Paşa
ile yaveri Nusret ve Süreyya’yı öldürmekle de yetinmemişledir.
Türkleri hedef tutan teşkilatlarda vazife alarak
hınçlarını sürdürmüş, kıyımlar yapmış ve zaman zaman ellerinden gelen
fenalıkları geri bırakmamışlardır. Bir zamanlar Sovyet Rusya casusluk
teşkilatlarının başında İvan İvaniç Agayan adlı Ermeni asıllı bir
general bulunmuş olması çok manidardır.
1958 tarihli Irak İhtilalinin 1. yıl dönümü münasebetiyle
14 Temmuz 1959 gününde Türklere karşı planlanan katliamı tatbik edenlerin
arasında halk mukavemet teşkilatı başı Ermeni asıllı komünist Ojini’de
vardır [3].
Bu şekilde insanları parçalayanlar, kaderlerinin
tarihi tecellisini görerek parça parça olmuş ve bir millet parçası
halinde dünyanın birçok memleketlerine dağılmışlardır. Bununla beraber
geçmişte yaptıklarını ve içinde bulundukları durumları unutan Ermeniler,
Kuzey Amerika’da ( Birleşik Devletler ), Güney Amerika’da ( Uruguay
), Fransa’da, Lübnan’da ve diğer memleketlerde intikam haftaları düzenleyerek
tamamen ters düşen iddialarla dünya halk efkarı önünde yermekten usanıp
utanmıyorlar.
( Su yerine Türk kanı içmek) parolalarının yeni
bir nişanesi olarak Fransa’nın Lyon şehrinden başka birde Marsilya’da
yeni bir abide dikmiş bulunuyorlar. Bütün bu tertip ve tahrikler acaba
Ermenilere neler kazandırmış olacaktır. Neden düşünmüyor ve düşünemiyorlar?
KAYNAK: TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİ, SAYI: 156; EKİM 1975, AYYILDIZ MATBAASI,
ANKARA, 1975, S.321-327.