Minik Devlet=Büyük Güç [ Bölüm
-1- ]
İnanılması güç sırları,
gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla Vatikan, tam anlamıyla
Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir
Bilinmeyen Vatikan ve Papaları anlatan
bu yazı dizisine, “Vatikan Nedir?” sorusuyla başlamak
kanımca yerinde ve yararlı olacaktır. Türkiye’de Vatikan’ın
adı bilinmekte ve/fakat gerçekte “ne” olduğu geniş Müslüman
kitle tarafından hiç bilinmemektedir. En iyimser deyişle Vatikan,
Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen
minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada
doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu.
Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan
daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la
ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla
“Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum.
VATİKAN DEĞİL LATERAN
Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı
yeryüzündeki tek “Tanrı–Kenti” statüsündedir. Vatikan
bu özelliği nedeniyle “Kutsal–Kent”tir. Bu Tanrı–Kenti
aynı zamanda bir “Devleti” içinde barındırır. Vatikan
yeryüzündeki tek “Tanrı–Kenti ve Devleti”dir. Vatikan’dan
başka “Tanrı–Devleti” yani “Teokrasi”
yoktur, fakat halen de kutsal sayılan bir çok kent vardır. (Örneğin,
Kudüs, Kom, Hinduların, Budistlerin ve Şintoistlerin kutsal kentleri
gibi).Vatikan’ın bugünkü statüsü 1870’de İtalya’da
bulunan Papa–Devletleri’nin, İtalyan Ulusal Birliği’nin
kurulabilmesi amacıyla ilga edilmeleriyle başlamış ve son hukuki şeklini
Faşist Diktatör Mussolini ile Vatikan’ın Dış İşleri Bakanı Kardinal
Gaspari arasında 26 Ekim 1926’da imzalanan “Concordat”
(Mukavele) ile almıştır. Böylelikle Vatikan İtalya’da “devlet
içinde devlet” statüsü edinmiştir. Vatikan’a tüm girişler
Roma’nın sınırlarından yapılabilmektedir. Diğer bir deyişle
Vatikan, İtalya Devleti’nin tüm haklarından yararlanabilen fakat
kendi bayrağına ve egemenliğine sahip ayrı bir devlettir.Vatikan adı,
ilginçtir ki, Hıristiyanlığın ilk 1350 yıllık döneminde hiç ağıza
alınmamıştır. Çünkü 1267’ye kadar böyle kutsal sayılmış bir
yerleşim alanı yoktu. O zamana kadar Papalar Vatikan’da değil
Lateran diye bilinen yerleşim alanında otururlardı. Papalar yaklaşık
1000 yıl buradan yönetmişlerdi Katolik alemini. 14. Yüzyıl’da
Papalar, Fransa’nın şimdi tiyatro şenlikleriyle tanınan Avignon
şehrinde yaşamaktaydılar. Bunlar Hıristiyanlığın en tartışmalı Papalarıydılar.
Fransa kralları tarafından korunan bu Papalar 13. Ve 14. Yüzyıllara
damgalarını vurmuşlardı. Papaların Vatikan’a geçişleri 1377
yılında, Avignon’daki Papaların sultasının yıkılmasından sonra
olmuştur. Bu nedenle “Lateran Kilise Kararları” daima
Vatikan kararlarına öncelik sağlamıştır. Bugünkü Vatikan’ın
tesisi sırasında da yine Lateran Sözleşmeleri (Treaties) rol oynamıştır.
MİNİK DEVLET=BÜYÜK GÜÇ
Bugünkü Vatikan, yerleşim alanı itibariyle,
kalın surlarıyla birlikte 44 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Çevresindeki
surlar bir saatte dolaşılabilir. 1527’de İspanyolların işgaline
uğrayan Vatikan’ın yıkılan surları ve binaları yeniden inşa
edilmişlerdir. Vatikan’ı İsviçreli Katolik askerler, geleneksel
giysileri içinde korumaktadırlar. Ünlü Devlet kuramcısı Makyavel,
aynı zamanda “prens” olan Papaların kendilerini paralı
asker olan İsviçrelilere korutmasını sert bir dille eleştirmişti.
Ona göre bu paralı askerler, kendilerine daha fazla para veren düşmanlara
Papa’yı satabilirlerdi. Makyavel’in dediği doğruydu. Nitekim
bir kaç kez Papalar, İsviçreli askerlerin ihanetine uğramışlardı.
Ama yine de Papalar kendilerini İsviçreli paralı askerlere korutmaktan
vazgeçmemişlerdi. Nedeni de çok ilginçti. İsviçreli paralı askerler
ihanet etseler bile Vatikan’ın hiç bir sırrını açıklamıyorlardı.
Vatikan’ı gizemli bir Kilise–Devleti yapan budur işte.
Öğretiye göre “Vatikan’da öğrenilen sırlar öbür dünyada
bile açıklanmaz.” Vatikan’ın sırlarını açıklayanların
ve nesiller boyunca ailelerinin canları ve malları güvenlikte olmaz.
Çünkü Vatikan gerçekten de inanılması güç sırları barındıran, gizli
geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla tam anlamıyla “esrarengiz”
sayılan bir yerdir ve bu şöhretini de yüzlerce yıldır sadece kendisine
sakladığı sırlarının başkalarınca öğrenilebilmesini önleyerek edinmiştir.
SİYASİ VE DİNSEL YAPTIRIM SAHİBİ
Vatikan, kendi pasaportu, kendi devlet kuruluşları
ve bürokratları olan bir devlettir. Nedir ki, bu devleti diğer devletlerden
ayıran temel farklılıklar vardır. Bunları kısaca sayalım.Vatikan Devleti’nin
gece yerleşik nüfusu 600 kişidir. Bu sayı sürekli konuk sayılan kişilerle
birlikte 1014 olur. Gündüz nüfusu ise 3599’a yükselir. Bunlar
Vatikan’da görev yapan işçiler ve diğer memurlardır. Vatikan
Pasaportu bizzat Papa tarafından verilir. Bu pasaport geçicidir. Vatikan
istediği zaman tek taraflı olarak iptal edebilir ya da hiç vermemiş
gibi kayıtlardan çıkartabilir. Pasaportun özelliği hiç bir ırk ya
da milliyet gözetilmeden verilebiliyor olmasıdır. Ne var ki tek koşulu,
pasaport alacak şahsın Katolik Kilisesi’ne kayıtlı dindar olarak
tanınmış bir Katolik olmasıdır.Vatikan’da altı dikkatle çizilmesi
gereken bir özellik vardır. Çoğunlukla devlet olarak bilinen Vatikan
ile “Papalık Makamı” bir ve aynı (özdeş) sanılmaktadır.
Bu eksik bilgilenmedir. Papa, Katoliklerin başı olarak yeryüzündeki
tüm Katoliklerin “Kutsal Pederi”dir, ama sadece ve sadece
Vatikan Devleti’nin Devlet Başkanı’dır. Tüm Katolikler’in
“Devlet Başkanı” değildir. Bu görevinde Papa’nın
bir Başbakanı, bir Senatosu ve Bakanları vardır. Bunlar da siyasi
yaptırımları itibariyle sadece Vatikan’la tanımlı ve sınırlıdırlar.
Ancak, dinsel yaptırımları itibariyle tüm Katolikleri bağlarlar.
VATİKAN DEVLETİNİN BEYNİ “CURİA”
Devlet ve siyasi erk olarak Vatikan’ın
en önemli ve güçlü kurumu, “Curia”dır. Bu kurum Devlet
olarak Vatikan’ın beynidir.Vatikan’ın 1983’de kabul
edilen en son Anayasası’nın (Code of Canon Law) 360. paragrafında
Curia, “Papa’nın adına ama Kiliselerin hayrına ve yararına
çalışma yapmakla yükümlü kılınmış bir kurumdur.” Curia, Papalık
Sekreteryası (Devlet Bakanlığı); Kilise Kamu İşleri Konseyi (CPAC);
Katolik Cemaatleri (Congregations);Yargı Kurumları ve diğer enstitülerden
oluşmaktadır. Curia’yı oluşturan bu bakanların, deyim yerindeyse
“sinir sistemi” Kilise Kamu İşleri Konseyi’ dir.
Vatikan’ın yukarıda sözü edilen Anayasasına göre Curia, çok
önemlidir ki, “Dini / Ruhani” bir kuruluş olarak değil,
tartışmasız “Dünyevi / Seküler” bir kuruluş olarak bizzat
Tanrı tarafından değil, bizzat insan tarafından oluşturulmuş bir birim
olarak kabul ve tasdik edilmiştir. Dolayısıyladır ki, Vatikan’ın
bu dünya ile ilgili tüm işleri, başta da siyasi, diplomatik ve ekonomik
kararlarla, uluslararası ilişkileri “Dinsel” değil, “Dünyevi”
olan bu kurum aracılığıyla ele alınır ve yönlendirilir.Curia ilk kez
1605’de diğer ülkelerdeki Kardinal Büyükelçileriyle çalışan
Devlet Bakanlığı olarak kurulmuş, daha sonra 1721’de kendi içinde
tüm Papa Devletlerinin Başbakanlığı adı altında bir makama sahip olmuştur.
Papalığın Başbakanı aynı zamanda Dış İşleri Bakanıdır. Şunu da belirtmek
gerekir ki Curia, Tanrı tarafından öngörülmüş bir kurum olmadığı için
gerekli görüldüğü takdirde Papa’nın emriyle ilga edilebilir.
KUŞBAKIŞI VATİKAN
Vatikan’daki “Tanrı–Devleti”nde
irili ufaklı 200’den fazla bina vardır. Vatikan’ın
üçte biri bina, üçte biri park ve üçte biride kaldırımdır. Papalık
makamının bulunduğu yere Roma’yla Vatikan’ı ayıran ünlü
Bronz Kapı’dan girilir. Vatikan “Kent ve Devleti”ne
giriş ise Bronz Kapı’nın yaklaşık 300 metre kadar sağında yer
alan Saint Anne Kapısı’ndan yapılır. Araçlar ve halk Vatikan’a
ancak buradan giriş yapabilirler. Kapılarda İsviçreli Muhafızlar beklerler.
Dilerlerse kimlik denetimi yapabilirler; içeriye sokup sokmamakla
serbesttirler. Bronz Kapı ise sadece önemli törenlerde açılır. Bu
kapıdan içeri girildikten yaklaşık 150 metre kadar ileride genişçe
bir avlu ile buna bakan mahzeniyle birlikte beş katlı bir saray bulunur.
Papalar işte burada otururlar. Pencereleri Vatikan’ın ve dünyanın
en ünlü ve görkemli binasına bakar. Bu bina St. Peter Kilisesi’dir.
70.000 metre karelik bir alanı kaplayan bu Kilise, Vatikan “Tanrı–Kent”in
en yüksek binasıdır.Bronz Kapı’nın tam karşı sınırında, Papa’nın
helikopteri için yapılmış olan küçük iniş pisti vardır. Onun sağında
Vatikan Radyosu, onun yanında da yabancı öğrencilerin kaldıkları yurt
binası yer almaktadır. Bu iki binanın arasında park bulunur. Park’ın
ucunda “Curia” sarayı vardır. Devlet olarak Vatikan buradan
yönetilir. Parkın diğer alt yanına doğru İlahiyat Akademisi (Kardinaller
Koleji) bulunur. Burası bir bakıma Papalığın Senatosu gibidir. Kolejin
önünde Vatikan Müzesi, yanında paha biçilmez arşiviyle Vatikan Kütüphanesi
yer alır. Bunlara bitişik binada Vatikan’ın “Laik Konsey”
binası vardır. Vatikan’da bir de işçi sendikası vardır ve o
da bu binadadır. Papanın sarayının uzantısında ise Vatikan Bankası
bulunur. Az ilerisinde de Vatikan’ın resmi yayını olan “Osservatore
Romano” gazetesinin yönetildiği bina vardır.
Vatikan'ın gizli ilişkileri [ Bölüm
-2- ]
Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız
cinayet, entrika ve skandalla doludur. Vatikan’da gece sapasağlam
yatıp sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur
Vatikan’ın servetinin
tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan bir sırdır.
Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar biraz
da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla açıklanmaz.
Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin
azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir,
biraz daha fazla para kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir.
Mali komisyonda kardinaller vardır ve başkan da (Prefektür denir)
Amerikalı
Kardinal Edmund Szoka’dır.
DÜNYANIN SERVETİ SIR EN KÂRLI
ŞİRKETİ
Vatikan şu anda dünyanın
en zengin devletlerinden biridir. Ünlü Vatikan uzmanı Peter Hebblethwaite’nin
dediğine göre de bu devlet hiç bir özel girişimcinin ya da kapitalistin
baş edemeyeceği kadar katı “Sosyalistce” kurallarla yönetilmektedir.
Aynı uzmana göre bu nedenle Vatikan yeryüzündeki tek Sosyalist Tanrı–Devleti
sayılmalıdır. Gerçekten de Vatikan’da hiç bir devletin yapamayacağı
bir “sistem” ve yönetim anlayışı yürürlüktedir. Gördükleri
işe göre dünyada en az maaş ve ücret alan insanlar buradadır. Buna
rağmen toplam 1000 kişiyi geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle
dünyanın en kalabalık dinsel topluluğunu (yaklaşık 900 milyon) hiç
bir aksama olmadan yönetmektedirler. Bu gerçeği yeni öğrenen bir Amerikalı
zengin kendini tutamamış ve “Aman Tanrım! Meğer dünyanın en
kârlı şirketi Vatikan’mış” deyivermişti. 600 kişinin yönlendirdiği
900 milyon insan koşulsuz olarak Vatikan’a bağlıdırlar ve onun
emirlerine tabidirler. Dahası, onu korumak, geliştirmek ve gerçekte
daha da zenginleştirmekle yükümlüdürler. Bu emeklerine karşılık Papa’dan
alabilecekleri tek “gelir” her Pazar günü
Papa’nın onlar adına yaptığı şükran “Duası”dır,
o kadar.
DÜNYAYI SARAN AĞ
Vatikan’ın doğrudan
ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık
ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu
veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Bu
yayınlar 24 saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi sarmaktadırlar.
Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den
kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse
Senedi–Tahvil–Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri;
hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır.
Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır.
Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil
eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya
sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Bu açıdan
bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini
en iyi pazarlayan holding olduğu apaçık görülebilir!Vatikan’ın
gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen bir
çok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü
vardır. Bir çok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde
çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a
bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği”
onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı,
yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve
ortaklıkları vardır.Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu ABD’yi
yönetebilmek için sadece Washington’da 250.000 devlet memuru
bulunduğu düşünülürse Vatikan “Mucizesi (!)” daha iyi
anlaşılır. İhraç malı olarak sadece “Dualar ve Emirleri”
olan bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu yönetip dünyanın
en zengin devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle tanımlanabilir
ki...
VATİKAN’DA İKTİDAR KAVGASI
Böylesine zengin ve güçlü
bir devletin başında kim olmak istemez ki? Bu nedenle Vatikan’ın
içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri
ve güçleri tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi
“Laik”, dördü “Dinsel” niteliktedir. Laikler
OPUS DEI (Tanrı’nın İşleri demektir) ile Malta Şövalyeleri’dir.
OPUS DEI, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir örgüttür. Buna
rağmen günümüzde Vatikan’da en etkili olan “Laik”
kurumdur. Gizli bir örgüt olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik
meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir
Kardinal bulunmaktadır. Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in
dokunulmazlıkları vardır ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar.
Curia bile bunlara diş geçirememektedir. Malta Şövalyeleri ise öncekinden
çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi
kapalı devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik
inancını savunarak edinmiştir. İlkin Rodos’ta kurulmuş, burası
Osmanlı’nın eline geçince Malta’ya sürülmüşlerdir. Türklüğe
ve İslamiyet’e kökten karşı bir örgüttür. İlginçtir ki bu sofu
Katolik örgütü ölümünden bir yıl önce Turgut Özal’a özel statü
sağlayarak onursal üyelik beratı vermişti!
ENGİZİSYONUN MUCİDİ
Vatikan’ın iç siyasetinde
ve çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan
birincisi, Dominiken tarikatıdır. Bunlar için en önemli olan husus
kurum olarak Kilise’nin sürekliliğinin korunması ve her koşul
altında savunulmasıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen
tarikattir. Aristokratik ama aynı zamanda da gaddar ve dogmatik olmakla
tanınırlar. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar
kurdurmuşlar ve milyonlarca insanı –özellikle de cadı diye nitelendirdikleri
kadınları– yaktırmışlardır.Dominikenler’in tam karşısında
Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise
değil, “Önce Hıristiyanlık” gelir. Fransiskanlar yoksullardan
yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Onlar için
önce Kilise veya Papa değil, Hıristiyanlığın yeryüzünde egemen olması
önemlidir.Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler
kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar Katolik aleminin
“Entellektüelleri” konumundadırlar. Bunlar için önemli
olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaların kendileri veya
Kilise’nin kendisi değil, “Papalık Makamı”nın korunması
ve savunulması öncelik taşımaktadır. Cizvitler bu anlayışla bir çok
Papa’ya –halen Papa olan 2. John Paul da dahil–
karşı çıkmışlardır. Papaları yücelten OPUS DEI ile Papalık Makamı’nı
yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitlere göre OPUS DEI, Papa–Tapınıcılığı
(Papolatry) yapmaktadır. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür. OPUS
DEI dördüncü akımın temsilcisidir. Onlara göre Papa’nın kimliği,
Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa,
Tanrı–Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir
mertebeye erişebilen kişi de elbette “Olağanüstü” bir
kişidir. Bu nedenle OPUS DEI, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından
temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi
ikinci planda görür. Vatikan Devleti’nin uluslararası “Resmi”
ideolojisi ise işte bu dört akımın ortak paydalarıyla oluşturulmuş
olan ve tüm Hıristiyan alemini bir çatı altında toplamayı öngören
Ekümenizm Hareketidir.
KİRLİ İŞLERİNDE MAFYAYI KULLANAN
DEVLET
Vatikan’ın ve Papalığını
tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Bugüne kadar
gelip geçmiş 263 Papadan kaçının eceliyle, kaçının cinayete kurban
giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, bugünkü Papa’dan
önce Papa seçilen ve sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur.
Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop’un belgeleriyle açıkladığına
göre bu Papa Vatikan’ın içindeki bir “Konspirasyon=Fesat
Örgütü” ile “P2 Mason Locası”nın ortak girişimiyle
öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp sabaha ceset
olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur.Vatikan’ın
özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş bir istihbarat
ağı vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların –başta
Fransa, Polonya ve Almanya– istihbarat örgütleriyle birlikte
çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa
yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul,
gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak
tanınıyordu. Vatikan “Kirli” işlerinde daima taşeron kullanan
bir devlettir. Bu pis işleri temizlemek Mafia’nın görevidir.Vatikan’ın
siyaset aleminde de yarı–gizli yarı–resmi desteklediği
partiler ve siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki
CDU/CSU (Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan
Halk Partisi) çizgisidir. Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi
yapıyla, örneğin öğrenci ve işçi kuruluşlarıyla, organik bağları vardır.
Bunlara yeri geldikçe değineceğim. Vatikan, BM’de, UNESCO’da,
FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de “gözlemci”
statüsündedir.“Vatikan nedir?” sorusunun gerçek yanıtı
da işte bu ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi–politiğiyle “Devlet
Sosyalizmi”ni uygulayan –kendisi sosyalizme karşı olsa
da– bir Kilise Devleti’dir. Toplumsal–Tarihsel bağlamında
ise işlevleri itibarıyla “Dogmatik–Dinci” bir devlettir.
Bu özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan Fundementalizm’in
(köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü temsilcisidir. Gerçekten
de Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist
Tanrı–Krallığıdır.
Ateizmin kaynağı Vatikan[ Bölüm -3-
]
Ateizmin kaynağı bizzat Roma Kilisesi olup
özellikle de son 400 yılın ilk öncü Hıristiyan kökenli Ateistlerinin
hep bu kiliseden çıktıkları görüldü
Bütün dünyada kısaca Papa
denilen şahsın resmi sıfatı Papa değildir. Üç ayrı sıfatı vardır.
Ve Papa’ya ancak bu sıfatlarıyla hitab edilebilir. Bunlardan
ilki, “Supreme Pontiff”tir. Bu, en üst düzeydeki ruhani
önder anlamına gelir. Roma İmparatorluğu döneminden kalma bir sıfattır.
O dönemde imparatorlar kendilerine “Pontifus Maximus”
dedirtiyorlardı. Bu, en yüce ruhani ve dünyevi buyurucu anlamına geliyordu.
İmparatorluk yıkılıp Hıristiyanlık egemen din haline gelince Papalar
kendilerine geçmişteki imparatorlar gibi bu sıfatı taktılar. Papaların
resmi evraklarda ve belgelerde kullandıkları ilk sıfatları budur.İkincisi
Papalar, “Roma Başpiskoposu”durlar. Dikkat edilirse Vatikan’ın
değil, 1926’ya kadar Kutsal–Kent statüsünde olan Roma’nın
başpiskoposudurlar. Bu sıfatı özellikle Doğu ve Ortodoks Kiliseleri
tarafından öne çıkartılır. Ortodokslar Papa’ya yazılı metin
göndermek isterlerse en fazla “His Holliness Pope” diye
yazarlar ve bununla da makamının önemli ve kutsal olduğunu vurgulamış
olurlar, kendisinin değil. Papalar’ın üçüncü sıfatı ise “Holy
Father (Kutsal Peder)”dir. Bu sıfat onların belki de en eski,
en anlamlı sıfatıdır. Hıristiyanlığın ilk yüzyılından kalma, siyasi
ve ideolojik olmaktan çok sempati toplamak amacıyla verilmiş sembolik
bir babalık mevkiidir. Kutsal Peder nitelemesi aynı zamanda Ana (Bakire)
sayılan Evrensel Kilise’yle (Katolik demek Evrensel demektir)
evli oluş anlamına gelir. Diğer bir deyişle sembolik olarak Ana’dan
(Kilise) doğmadan yani Vaftiz olmadan Kutsal Baba’nın evladı
olunamaz. Papalar’ın Hıristiyan olmayan devlet ve siyaset adamları
için de ayrı bir sıfatı vardır. Örneğin Müslüman bir devlet adamı
Papa’ya doğrudan yukardaki üç sıfatla hitab edemez. “His
Holliness” veya “Your Holliness” demek zorundadır.
Yani, temsil ettiği makamı itibariyle Kutsal sayılan kişi olarak tanımlanır.
Benzer şekilde Kardinal Büyükelçiler için de “Ekselans”
denilir. Diğer Kardinallere de “Monsenyör” denilir. Bu
hitaplar çok önemlidir. Bunların ne zaman, kime, nasıl kullanılacakları
bilinmeden Vatikan mensuplarıyla
görüşme yapılamaz.
PAPALAR VE MODERN DEVLET
Papalık ve daha sonraki yüzyıllarda
ortaya çıkan Papalık Devletleri yüzyıllar boyunca dünya siyasetine
ve askeri, diplomatik ve ekonomik dengelere yön vermişlerdir. Papalar’la
Müslümanlar ve Osmanlılar arasında çok yoğun ilişkiler kurulmuş, karşılıklı
askeri ve siyasi girişimler yapılmıştır. Bunlara ilerde değineceğim.
Ama önce Papalık kurumunun günümüz dünyasına armağan ettiği en önemli
toplumsal–tarihsel gelişmelerden birinin üzerinde durmakta yarar
vardır. Bu, “Modern Devlet” veya diğer bir deyişle “Ulus
Devleti” fikri ve oluşumudur. Papaların ve onların devletlerinin
günümüzde etkili olan Ulus Devleti’ni yapan temel taşları hazırlayanlar
oldukları inanın bir çok toplumbilimci tarafından dahi bilinmez. Ama
gerçek budur. Ulus Devleti’ni ortaya çıkartan ve yaşatan kurumların
tamamına yakınını gerçekte ilk kez Papalar ve onların “Kilise
Hükümetleri” bulmuşlar ve tarihe aktarmışlardır. Bu nedenle
Roma Kilisesi, Batı Avrupa’da ortaya çıkan Ulus Devleti’nin
öncüsü durumundadır. Örneğin, Ulus’u “Devlet” yapan
en önemli kavramı, “Egemenlik” kavramını ilk kez formüle
edip bunu “Hükümdarların Uhdesine” veren yine bir Papa,
2. Pius olmuştur. Bu Papa 1453’de İstanbul’un Osmanlı’nın
eline geçmesi üzerine “Egemenlik” kavramının imparatorlara
ait olduğunu bir belge yayınlayarak onaylamıştır.Papalık tarihi araştırmacısı
Paolo Prodi’nin belirttiği gibi Roma Kilisesi, günümüz Batı
Hıristiyan aleminde yer alan modern devletlerin temel esaslarını oluşturan
yargı sistemlerini; üst mahkemeleri; hiyerarsik yargı kurumlarını
ve pozitif hukuku Avrupa’ya ilk sokan kurumdur. Daha önce ne
krallar ne de halk bu tip bir yargıdan ve hukuktan haberdardılar.
İlginçtir ki ilk avukatlar da Kilise’den çıkma papazlardı. Bunlar
Prensler’in ve Krallar’ın himayesine girerek o yüzyıllarda
çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen kralların Kilise karşısındaki
haklarını ve toprak bütünlüklerini savunmuşlardı. Avrupa’da
ilk sınır belirlemeleri işte bu Papaz–Avukatlar’ın bilgileri
ve gayretleriyle oluşmuştu. İkincisi, Papalık tüm Avrupa’da
ilk kez toplu vergilendirme yöntemini uygulamaya sokmuştu. Ayrıca
Roma Kilisesi, tarihte ilk kez Dış İşleri Bakanı kullanmış, elçilik
ve konsolosluklar tesis etmiştir. İlk kez paralı asker kullanan, düzenli
ordu kuran da onlardı. Matbaa ve yayıncılık alanında gelişmeler yaptırmış
olan da oydu. Benzer şekilde ilk “Yasak Kitaplar” listesini
(Index) hazırlatan da oydu. Postacılık da ilk kez onlar tarafından
örgütlenmiş, dağıtım ağları kurulmuştu. Para basımı tekniğini geliştiren
ve ilk kez “Senet” kullanımını yasal faizlere uygulayan
da oydu. İlginçtir ki, Avrupa’da cinsel hayatı ve genelevleri
de Roma Kilisesi yönlendirmişti. Volter’in yazdığına göre Paris’teki
genelevler bizzat Katolik Kiliseleri tarafından “sağlık”
denetiminde genelevlerinin daha temiz ve kızlarının da daha sağlıklı
olduklarını duyuran ilanlar veriyorlardı.!
DİN, PAPALIK VE ATEİZM
Gerçekten Ateizm’in
kaynağının bizzat Roma Kilisesi olduğunu söylesem şaşardınız,
değil mi? Nasıl olur da Tanrı’dan başka güç tanımayan ve onun
adına kurulduğu ve hareket etmekte olduğu varsayılan bir kurum, Kilise,
Tanrıtanımazlığın kaynağı olur? Ama olmuştur. Özellikle de son 400
yılın ilk öncü Hıristiyan kökenli Ateistleri hep bu kiliseden çıkmışlardır.
Özellikle de 15. ve 16. yüzyıllarda papazlık eğitimi görmüş, yıllarca
Hıristiyanlığın “Tanrısı” için çalışmış fakat hayatlarının
belli bir dönemine gelince Ateizm’e geçmiş ve bu kez de aynı
Tanrı’ya karşı amansızca mücadele etmeye başlamış sayısız papaz
vardı. İşte sizlere bunlardan adı gündelik hayatta geçirilmeyen, sadece
Vatikan kayıtlarında bulunan ve 34 yaşındayken 1619’da Ateizm
suçlamasıyla yakılarak idam edilmiş olan böyle bir papazın kısa öyküsü.
Avrupa’da Ateizm’in tarihini belgeleyen araştırmacı Nicholas
Davidson’un Vatikan kaynaklarından çıkarttığı Giulio Cesare
Vanini 1585’de doğmuştu. Ailesi onu küçük yaşında Cizvitler’in
yönettiği okullara göndermiş sonra da yine aynı tarikatın yönettiği
Napoli Üniversitesi’ne sokmuştu. 1603’de Vanini, çok sofu
ve oldukça gizemli bir tarikat olan “Karmelitler”e kabul
edilmişti. 1606’da Vanini Karmelit keşişi olarak hukuk doktoru
olmuştu. 1608’de Padua’ya, buradaki üstün başarısından
dolayı da 1611’de Venedik’e atanmıştı. Ama ne olduysa
bundan sonra olmuştu. 1612’de Karmelitler’le bozuşan genç
adam İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmıştı. Fikir ve din suçlusu
sayılan Vanini burada Hıristiyanlığın Tanrısı’nı (İsa) kabul
etmediğini ilan etmiş ve bu görüşlerini yaymak için Hollanda’ya,
Liyon’a ve Paris’e gitmişti. Bu arada iki kitap yazmış
ve bunlar 1615–16’da yayınlanmıştı. Özellikle ikinci kitabı,
De admirandes’de öne sürdüğü fikirler günümüzde kendisini keskin
Ateist sanan bir çok tatlısu entellektüelinin dudaklarını uçuklatacak
mahiyetteki fikirlerle doludur. Vanini, aynen, kendisi madde olmayan
bir Tanrı nasıl olur da maddi bir dünya yaratmış olabilir ki diye
sözüne başlamış ve eklemişti: “Sonsuz olan Maddedir, Ruh değildir”
Benzer şekilde cin, peri ve şeytanın bizzat Kilise tarafından uydurulmuş
gerçekte varolmayan yaratıklar olduklarını söylemişti. Vanini, “Beleş”
yaşamak isteyen papazların halkı korkutmak amacıyla böyle yalanlar
söylediklerini göstermişti. Kutsal Kitap’ta yer alan “Doğuş”
olayıyla alay eden Vanini, kendi görüşünü şöyle özetlemişti: “İnsan
hayvandan gelmedir, onun ileri bir aşamasıdır, temizidir. Sizler de
Doğa’dan başka hiç bir güce sakın tapmayın. En büyük ve tek
güç madde ve doğadır.” Vanini görüşlerini anlattıktan sonra
vargücüyle Hıristiyanları “Dinsizleştirmeye” adamıştı
kendisini. Söz konusu kitabı bugün bile Vatikan’ın yasak kitapları
listesindedir, hem de aradan 380 yıl geçmiş olmasına rağmen.Papazlıktan
dönme Ateist Vanini bunları yazdığı zaman (1614) ne Darvin’in
vardı evrim kuramını geliştiren, ne Karl Marx vardı Madde’ye
felsefi sonsuzluk kazandıran, ne de günümüzün modası “Doğa Tapıcısı”
yeşiller ve çevreciler... İlginçtir ki günümüzde kendisini keskin
Ateist sanan biri, futbolcu Maradona’yı veya baldır–bacak
şöhreti Madonna’yı daha fazla tanımak için onlarla ilgili her
yazıyı okuyabilir ama Vanini’nin hayatını merak edip okumak
isteyeceğini hiç sanmam.
KİLİSE İLE MANASTIR KAVGASI
Katolik Kilisesi (Roma) ile
ona bağlı olan manastırlar daima birbirlerine zor tahammül eden kuruluşlardır.
Dolayısıyla Katolik Hıristiyanlık’ta alttan alta ve konunun
dışındakilerce bilinmeyen bir Kilise–Manastır çatışması yaşanmaktadır.
Katolik aleminde, Türkiye’deki okurlara anlatabilmek için bir
ayrım yaparak söylersek, Papazlar ile Keşişler (Monks) arasında çatışma
vardır, diyebiliriz.Kilise’de, yaptığımız bu kaba hatlı ayrıma
göre iki tip din adamı vardır. Bunlardan çoğunlukla “Priset=Papaz”
diye bilinenlere “SEKÜLER” denilir. Bunlar Kiliseler’de
görevlidirler ve insanların gündelik işleriyle uğraşırlar. Ana hatlarıyla
söylersek bu papazların ilk hedefi dünyayı ellerinden geldiğince “insancıllaştırmak”
tır. Dolayısıyla gündelik siyasetle, sendika hareketleriyle, işçi–öğrenci
eylemleriyle, bankacılıkla, teknolojiyle vd. ilgilenmek zorundadırlar.
Çünkü bunları bilmeden Kiliseleri’ne gelen Katoliklere yardımcı
olamazlar. Bu bakımdan, örneğin futbol maçına gidip amigoluk yapan
papazlarla, diskoteklerde şarkı söyleyen rahibelere sıkça rastlanılır.Ama
keşişler böyle değildirler. Onlar, kendilerini kapattıkları manastırlarından
çıkmayı pek sevmezler. Gündelik basını bile çok ender izlerler. Dış
dünyayla olabilecek en az şekilde ilgilenirler. Hatta bir çok manastır,
kendi yiyeceğini, kendi giyeceğini kendisi üretir, dışardan almaz.
Televizyon gibi, bilgisayar gibi “modern” teknolojiyle
pek ilgilenmezler. İşte biraz genelleştirerek tanımladığımız bu din
adamlarına da “Regulars” (Müdavimler, Daimiler) denilir.
Bunlar günlerini yoğun ibadetle geçirirken, örneğin Miami’deki
bir Katolik papaz aynı saatlerini bir beyzbol karşılaşmasında etrafına
topladığı güzel kızlarla amigoluk yaparak geçiriyor olabilir.
KÖYLÜLERİ AYAKLANDIRAN KEŞİŞLER
Özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda
Papa seçimlerinde işte bu iki ayrı gurup arasında çok yoğun mücadeleler
geçmiştir. Roma Kilisesi’ne karşı en ağır eleştirileri manastırlarda
kalan keşişler başlatmışlardır. Onlara göre her geçen gün zulmünü
arttıran ve zenginleşmeye doymayan Kilise ve onun Papaları Hıristiyanlığı
yozlaştırıyorlardı. Avrupa’daki ilk köylü ayaklanmalarını kışkırtanlar
ve yönlendirenler keşişler olmuştu. Köylüleri Kilise yıkmaya ve yakmaya
çağıran keşişler Papa’nın tartışılmaz otoritesini sarsmışlardı.
13. ve 14. yüzyıllarda ilk kez feodal prenslere ve krallara sığınarak
onları, artık diktatörleşmiş olan Papalara karşı örgütlemişlerdi.
15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa keşişler tarafından kışkırtılmış, Papalar
ve onlara bağlı Prensler tarafından soyulmuş köylülerin isyanlarıyla
doluydu.18. yüzyıla gelindiğinde Fransa’da patlayan ihtilal,
Kilise/Manastır çekişmesini de Kilise lehine sona erdirmişti. Fransa’da
“Laiklik” işte ilk kez resmen Kilise/Manastır çekişmesine
son vermişti. Kilise, Fransız Laisizmi’nin esasını teşkil eden
din adamı düşmanlığı (Anti–Klerikalizm) konusunda Manastırları
ve daima asi davranmış olan Keşişleri ihtilalcilerin önüne itmişti.
Böylelikle binlerce keşiş öldürülmüş ve manastırlara ait tüm malvarlıkları
Devlet’e devir edilmişti. Daha sonra Kilise bunların bir kısmını
yine kendi malları arasına katmakta gecikmemişti. Sonuçta özellikle
Fransa’da ve diğer Katolik ülkelerde manastırların etkileri
zayıflamış ve yoksullaşarak bir çoğu kapanmak zorunda kalmışlardı.
TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN
GELİŞMELER
Türkiye’yi bekleyenlere
gelince. Almanlar için önemli olan tıpkı tarihte kendilerinin
yaptıkları gibi Türkiye’de İslamiyet’in lokalleşmesini
istemekte ve bu yönde çalışmalar yapmaktadırlar. Fransa ise Türkiye’deki
Laikliğin bekçisidir. Dolayısıyla Devletçi Laisizm’in her ne
pahasına olursa olsun korunmasından yanadır. İngiltere bu iki görüşe
karşıdır ve Türkiye’nin önderliğinde yeniden bir Hilafet kurulmasına
sıcak bakmaktadır. Amerika ise, Türkiye’de artık Devlet’in
değil, Liberalleşmiş bir Anayasa’nın en üst değer olarak tanınmasını
ve bu anayasanın sınırlarını çizdiği İnsan Hakları çerçevesinde, Fransızlarınkinden
daha özgür ve özerk bir “Din ve Vicdan Özgürlüğü”nü yerleştirmek
istemektedir. Türkiye önümüzdeki yıllarda işte Batı’dan gelecek
olan bu “İslam”la daha çok tanışacaktır...
A.ALTIN