8 Aralık 2007
Sezer YOZGAT
YÜREKTE KALAN SIZIDIR METİN
TOKDEMİR

2005 Erciyesi idi. Askere gitmeden önceki son katıldığımız
Erciyes. Bu Erciyesin güzelliklerinden biride Rahmetli Ülkü Ocakları
Genel Başkanımız Metin TOKDEMİR adına kardeşi Çetin TOKDEMİR tarafından
kurulmuş olan METİN TOKDEMİR ÇADIRI idi. Cumartesi akşamı Tokdemir
çadırında otururken çadıra sokulan bir delikanlı şunu soruyordu. Metin
Tokdemir kimdir?
Metin TOKDEMİR ismi öyle iki üç cümleyle anlatılacak,
şurda doğdu şurda yaşadı şurda şunları yaptı şurda vefat etti sözcüklerinin
arasına sıkıştırılarak anlatmak onu izah etmek yetmez. Bu ancak TOKDEMİR
i anlatmakta kifayetsiz kalmaktır.
12 Eylül zulmü Ülkücü Hareketin üzerinden paletleriyle
buldozer gibi geçmiştir. Ülkücüler cezaevlerini doldurmuştur. Sevdikleri
vatanın zindanları biçilmiştir. Onlara ve Liderlerine Başbuğlarına…
Tarihe kara leke olarak düşen MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasında beşyüzün
üzerinde kişi yargılanmış Başbuğlarıyla birlikte ikiyüzün üzerinde
ülkücünün idamı istenmiştir. İşkencenin bin bir türlüsü darağaçları
bedel biçilmiştir ülkücülere.
Bir yanda dışarıda ise kendilerini Ülkücü olarak
gösteren ülkücü bozmaları harekete kene gibi yapışıp nemalananlar
Ülkücüler içerde olunca hemen 12 Eylül ihtilalinin ürünü olan bir
siyasi yelpazede yerlerini almış ve artık milletvekili rozeti takmış
aralarından kimileride kırmızı plakalı arabalarla gezmeye başlamıştır.
Artık ülkücülere mihnet ederler mi. Ülkücülük Türk milliyetçiliği
mefhumu onlar için hayal olmuştur. Ömrünü tamamlamıştır.
Ama bir de perdenin öbür yüzü var. Bir yanda ise
samimiyetinden ödün vermeyen ülkücüler çalışmalarına başlamıştır.
Muhafazakar Parti ile başlayan yol MÇP de filizlenmiştir. Bir yanda
Bizim Ocak Dergisi çatısı altında Gençlik Kültür Sanat Ocakları yapısıyla
çok zor şartlar altında filizler boy vermiş başaklar boy atmıştır.
Onlardan biride Eskişehir de üniversite öğrencisi
Metin TOKDEMİR dir. Yanındaki arkadaşlarıyla bayrağı göndere çekmiştir
Eskişehirde. Ardından Eskişehir Ocak başkanlığı görevinde bulunmuştur.
Taşrada ki faaliyetleri ile göz dolduran Metin TOKDEMİR artık Ankara’da
olmalıdır. Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilir.
O zaman ki adıyla Gençlik Kültür ve Sanat Ocakları. Daha sonra ise
Genel Başkanlık görevine getirilir.
Ülkücü harekette Ahde vefasızlık imansızlık düsturunun
savunucusu ve simgesi haline gelmiştir Metin TOKDEMİR
Türkiyeyi il il ilçe ilçe gezmiş yeni yetişen nesile
ülkücülük aşısını yapmıştır. Ortaya koyduğu yayıneviyle ülkücü gençliğin
ufkunu açmıştır. Necatibey de bulunan çelik kapı dükkanında çelik
gibi sözlerle çeliğe su vermiştir Metin TOKDEMİR.
Bir yanda lüks sivit odalar, otel lobilerinde hamaset
nutku atanlara inad çevresindeki inançlı ideal Türk Milliyetçisi gençlerle
1944 de ki neslin 1990 larda ki yüzü olmuştur. Azerbaycan mitingleriyle
Türkiyede ses getirmiştir.
Şöyle anlatıyordu bir defasında Eskişehirde Metin
TOKDEMİR’in çok yakınında bulunmuş olan Eski Ordu Milletvekilimiz
Cemal ENGİNYURT bir konuşmasında Metin TOKDEMİR her saniyesini ülkücü
hareket için ülkücülük için vakfetmiştir diyordu. Hilale adanan bir
ömürdür Metin TOKDEMİR.
Ülkücü gençler İsa Yusuf ALPTEKİN’i, Mustafa CEMİLOĞLU’nu,
Muhammed SALİHİ hep ondan dinlemişlerdir. Fendoğluları, Mustafa YARDIMCILARIN,
Önkuzuların destansı mücadelesini hep ondan öğrenmişlerdir.
Diyen ne güzel söylemiş ideal adamı olmadan idol
olunmaz. Hem ideal adamı olmuş hem idol olmuştur Metin TOKDEMİR.
1995 seçimlerinde MHP Gümüşhane Milletvekili adayı
olmuştur. Ülkücü gençliğin gözünün içi gülüyordur. Metin Reisleri
mebus olacaktır. Nasip olmaz ama Gümüşhane’de seçim çalışmalarını
yürütürken Ankarada bir programa katılmak üzere yola çıkarken Ziganada
trafik kazası yapar. Onu sevenler onun mebusluğunu görmek yerine Kelkitte
cenazesine katılırlar. Buz kesmiştir o gün. Dile kolay Metin Reis
vefat etmiştir.
Bir gün Sıhhiye-Sincan arası çalışan bir körüklü
halk otobüsüyle Sincan Ocağa seminer vermeye giderken kendisine rastlayan
bir ülkücünün Reis siz genel başkanlık yaptınız niye halk otobüsüyle
gidiyorsunuz gibi şeyler söyleyemesi üzerine şunları anlatır.
“Bir tarihte genel başkanlıktan ayrıldıktan sonra,
Ülkü Ocaklarının davetlisi olarak konferans vermek üzere Sivas’a gidiyordum.
Akşamdan otobüse binmeden önce Ocak Başkanını aradım. Ben Sivas’ı
pek bilmem. Bir arkadaş görevlendir beni otobüs terminalinden alsın
dedim. Başkan “Sen hiç merak etme reis ” dedi.
Gece geç saatlerde Sivas’a doğru tarifeli otobüsle
yola çıktım. Gidinceye kadar kitap okudum. Bazen yorulup daldığım
belki yarım saat bir saat uyuduğum oluyordu. Otobüsümüzün günün ilk
ışıklarıyla Akdağmadeni yakınlarında kahvaltı molası verdi. Bu kahvaltıdan
sonra uykum iyice dağılmıştı. Açık berrak bir güne uyanmıştık. Sivas’ın
dağları ovaları ve gökyüzü çok berrak bir şekilde gözüküyordu. Ben
otübüsün orta sıralarında bulunan pencere kenarındaki yerimde uçusuz
bucaksız Sivas ovalarını seyre dalmıştım. Otobüsün aniden durmasıyla
bu tatlı seyirden uyandım. Önce herkes yarı uykulu vaziyette bu durumun
rutin bir trafik kontrolü oldğunu düşündü. Gözlerini kapatanlar oldu.
Otobüsün kapıların açılınca uzaklardan davul zurna sesleri duyuldu.
Hemen herkes yarı şaşkın yarı uykulu bir biçimde gözlerini açtı, olan
biteni anlamaya çalışıyordu.
Otobüsümüzün durduğu yerden itibaren upuzun bir araç
konvoyu ile karşı karşıya oludğumuzu söylüyor bakan ya da milletvekilinin
Ankara’dan gelen aracının bir an önce geçmesini ve otobüsümüzün de
hareket etmesini bekliyordu. Davul zurna ve kalabalık gittikçe otobüsümüze
doğru yaklaşınca ben farkında olmadan ünlü birisiyle mi seyahat ediyoruz
diye otobüsü göz ucuyla taradım. Yolcular da benim gibi ünlü birini
arıyorlardı. Kalabalık otobüsün ön kapısına gelince durdu. Davul zurna
sustu. Otobüsün yan camından görebildiğim kadarıyla gelenlerin çoğunluğunun
bizim gençler olduğu taşıdıkları Üç Hilalli ve Bozkurtlu bayraklardan
anlaşılıyordu.
Allah Allah dedim. Genel merkezden geceye başka biri
de geliyorsa bana niye haber vermediler ki acaba diye düşünürken,
gençlerden bir kaçının otobüse girdiğini gördüm. Kafamı ön tarafa
çevirince bir de ne göreyim. Sivas ocak başkanı ve arkasında iyi giyimli
iki genç olduğu halde bana doğru geliyorlardı. Aman Allah’ım dedim
önce. Neye uğradığımı şaşırdım. Bütün bunlara ne gerek vardı başkan
diyebildim. İşte o an hayatta hiç olmadığım kadar mahçup oldum. Kızardım
bozardım utandım yolculara bakamıyordum bile. Sonra hızla otobüsten
çıkalım, yolcuları beklettik onlardan özür dileyelim helalık alalım
dedim. Yolcular pür dikkat bizi dinliyorlarmış, koro halinde helal
olsun olur böyle şey dediler.
Otobüsün ön kapısından daha adım atamadan gençler
beni omuzlara aldı davul zurna tekrar başladı. Beni indirin durun
yapmayın diye derdimi anlatana kadar 20-30 metre gittik. Sonra zar
zor gençleri ikna edip, yere inerek karşılamaya gelenlerle kucaklaştık.
Sonra’da Sivas’ın yolunu tuttuk. İşte o gün bu gündür bu karşılama
sahnelerine görünce hep yüzüm kızarır derin bir mahcubiyet hissederim.
Sanki yanımdakilerin Sivas karşılamasına şahit olmuş olabileceklerini
düşünürüm. İşte o gün bu gündür. Karşılama ağırlama ve uğurlamalarda
mutlaka ölçülü davranır çevremdekilerden de bunu isterim. Çünkü ben
insanların nefislerini yenebildikleri ölçüde dava adamı olabileceklerine
inanırım. Hem iki cihan güneşi Peygamberimiz de en büyük cihadın nefisle
yapılması gerektiğini buyurur. Sözün kısası Nefsini yenemeyen dava
adamı olamaz.” Der.
Sana doyamadık. Seni yaşayamadık. Ancak seni sensiz
senin yazılarında fikirlerinde konuşmalarından geriye kalan anılarından
anlayabiliyor ve hayal edebiliyoruz. Mekanın Cennet Olsun Metin Reis.