BULGARİSTAN’DAKİ TÜRKLER’İN, HUKUKİ DURUMU
Bulgaristan neden ülkesinde yaşayan ve çok sayıdaki
anlaşmalar ile azınlık statüsüne erişmiş bulunan Türkleri eritme politikası
uygulamaktadır?
Özellikle haberleşme çağı olarak bilinen günümüz
dünyasında hiçbir şey kolay kolay gizli kalmazken, Doğu ve Batı blokları
arasında yaklaşma politikalarına geçme düşünülüyorken, sosyalist blokta
Stalin’in, Brejnev’in kendi halkına uyguladığı politikalar şiddetli
tenkidlere uğruyorken, bu tür davranışların amacı nedir? 1988 Ağustos’unda
Kanada’da yapılan Uluslar arası Askeri Tarih Konferansı’nda azınlıklar
konusu, anlatılıyorken bir Belçikalı subay belki sizin gelişmenizi
kıskanıyorlar demişti? İnsan kıskançlığını günlük yaşamımızda çekiyoruz.
Ancak, kıskançlıkta bile biraz akl-ı selim olmalıdır.
Türk azınlığının Bulgaristan’dan istediği atla deve
değildir. İstenen özel haklar da değildir. Bulgaristan’daki Türkler’in
istediği çoğunluk ile eşit haklara sahip olmaktır. Bu haklarda Bulgaristan’ın
ne yapacağını bilmeden imzaladığı Evrensel İnsan Hakları Bildirisindeki
haklardan fazlası değildir. Bilindiği gibi Bulgaristan kendisinin
modernleştiğini, Türk topluluğunun ise geri kaydığını belirtmektedir.
Oysa, Alman bilim adamlarından Ralf Dahrendorf dünyanın hür toplumlarında
azınlık haklarının tanındığını ve onlara eziyet edilmediğini tehlikeli
bir modernizasyona geçme çabalarında olan toplumlarda ise insan haklarına
yer verilmediğini veya bu hakların tehdit ve tahdit edildiğini belirtmektedir.
Kendi içindeki bu insanlara o kadar ayırımcı politikalar izlemektedirler
ki asimilasyon (erime) asla gerçekleşmemektedir. Bulgaristan’ın içindeki
diğer azınlıklara, Romenler, Rumlar, Makedonyalılar’a davranışları
da, dini yön hariç aslında pek farklı değildir. 20. yüzyılın başlarında
1878 Ayastefanos Anlaşması’nın kurduğu büyük Bulgaristan hayaliyle
ilelebet yaşanamaz.
Birçok kimse Bulgarlaştırma politikalarının 1958’lerden
beri Bulgaristan’daki Türk nüfuzu hiç rahat görmemiştir. 1968’de kurulan
ve devletin gümüzdeki Anayasası’nda azınlıklarla ilgili hükümler vardır.
1971 tarihli Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Anayasası’nın 45. mad. 7.
fıkrasında şöyle denilmektedir. “Bulgar asıllı olmayanlar zorunlu
olan Bulgar dilini öğrenmekten başka kendi dilini de öğrenebilirler.”
Gene aynı yasanın 53. madde 1. fıkrasında şöyle denilmektedir.
“Vatandaşlar, vicdan mezhep, din özgürlüğüne sahiptirler. Dini ibadetlerini
yerine getirebilirler ve dini propaganda yapabilirler.” Bulgaristan’ın
1946’dan sonra izlemeğe başladığı Türk okullarını ve bu okulların
sahip olduğu menkul ve gayrimenkulleri devletleştirmesi, Türkçe derslerinin
kaldırılması imzaladığı uluslar arası anlaşmalar yanında kendi anayasasına
da aykırıdır.
Türkler’in azınlık hakları uluslar arası hukukta
iki biçimde tanınmıştır: Azınlık statüsü tanıyan anlaşmalar ve insan
haklarını güvence altına alan andlaşma ve belgeler. Önce kısaca azınlık
statüsü tanıyan anlaşmaları inceleyelim. Bu andlaşmalardan ilki 13
Temmuz 1878 Berlin Andlaşmasıdır. Bu andlaşmanın azınlıklara birtakım
haklar tanıyan hükümleri vardır. 27 Kasım 1919 tarihli Meuilly Andlaşması;
bu andlaşmada azınlıkların haklarının verilmesi istenilmektedir. Andlaşmaya
Türkiye taraf değildir. 18 Ekim 1925 tarihli Ankara’da yapılan dostluk
andlaşmasıyla Neuilly ve Lozan andlaşmalarına atıflar yapılarak, Türk
ve Bulgar azınlıkların haklarının korunması gözetilmiştir. Bu andlaşma
Türkiye Cumhuriyeti’nin Bulgaristan’da yaşayan Bulgar Türkler’le hukuki
bağını pekiştiren bir andlaşmadır ve süresizdir. Bulgaristan’la Türkiye
arasında yapılan diğer bir anlaşma 1929 tarihli tarafsızlık, uzlaştırma,
yargısal çözüm ve hakemlik andlaşmasıdır. Bu andlaşmanın I. maddesi
1925 tarihli yukarda adı geçen andlaşmaya atıf yapmaktadır. Diğer
maddelerinde iki devletin uyuşmazlıklarını çözme süreçleri anlatılmaktadır.
10 Şubat 1947 tarihli Paris Antlaşması: Türkiye bu
antlaşmaya taraf değil. Bu andlaşma Birinci Dünya Savaşı’na son veren
atlaşmalardan biridir. Bu andlaşmanın ikinci maddesinde azınlıklarla
ilgili hükümler bulunmaktadır ve bu hükümlere uyulması da bu andlaşmayı
imzalayan yirmi bir devletin güvencesi altındadır. Bu andlaşma hükümlerine
göre Bulgarlar, ırk, dil, din, cinsiyet farkı gözetmeksizin egemenliği
altındaki tüm insanların basın, din, dil, toplantı hakları dahil olmak
üzere tüm temel hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlayacak
tedbirler alacaklardır. Andlaşmayı imzalayan devletler bu konuda Bulgaristan
üzerinde baskı yapabilirler, onu denetleyebilirler. Şimdi, Bulgaristan’ın
imzaladığı insan haklarını güvence altına alan uluslar arası andlaşmaları
inceleyelim.
Birleşmiş Milletler Andlaşması:
Giriş kısmında insan haklarına yer veren bir andlaşmadır. İnsanların,
ırk, dil, din, cins gibi ayrıntılara tabi tutulamayacağını, temelhak
ve özgürlüklerden yoksun olmayacaklarını hükme bağlamaktadır. Ayrıca
bu hakların geliştirilmesi için de milletlerarası işbirliğini önermektedir.
Andlaşmanın 13. maddesinde insan haklarını korumanın Birleşmiş Milletler
Kurulu’nun yetkileri arasında olduğu belirtilmiştir. İnsan hakları
ihlal edildiğinde Genel Kurulun incelemelerde bulunabileceği hükme
bağlanmıştır. Genel Kurul bu konuda Birleşmiş Milletler’e bağlı organlara
ve devletlere tavsiyelerde bulunabilecektir. Birleşmiş Milletler’in
Ekonomik ve Sosyal Konseyi de ilgilenmektedir. Bu konsey tarafından
hazırlanan en önemli belge 1948 insan hakları bildirisidir. 1948 insan
hakları bildirisinin içerisini burada tartışmıyor ve sadece Bulgaristan’ın
bildiriyi imzaladığını söylüyoruz. Bulgaristan, 1966 yılında Genel
Kurulun kabul ettiği, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesini; Ekonomik,
Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesini imzalayan devletler arasındadır.
Bu sözleşmeler 1976 yılından beri yürürlüktedir.
Nihayet, Bulgaristan’ı Ağustos 1975 tarihli Helsinki
son senedini imzalayan otuz üç Avrupa Devleti, Kanada ve Amerika’nın
taraftarıdır. Helsinki bildirisinin Avrupa güvenliği ile ilgili 7.
bölümü doğrudan doğruya insan hakları ile ilgilidir. İnsanların hiçbir
ayrıma tabi olmaksızın sahip oldukları özgürlüklerden eşit olarak
yararlanmalarını öngörmektedir. Azınlıklarla ilgili hükümler de vardır.
Ayrıca devletlerin insan hakları konusunda yapılmış belge ve antlaşmalara
saygı göstermeleri talep edilmektedir. Bu senet epey geniş kapsamlıdır.
Devletler ikili ve çok taraflı andlaşmaların söz olsun diye imzalanmayacağını
bilmektedirler. Zamanı geldiğinde zalimliklerin borcu uluslar arası
alanda mutlaka ödenmiştir. Bulgaristan’daki daha doğrusu Balkanlar’daki
Türkler yalnız değildirler. Bu böyle bilinmelidir.
Prof. Dr. Hasan Köni