
Bu kutlu marş, Enver paşa Türkistan'a gittiği
zaman orada ki Türk'lerin ağzından dökülüp, dalga dalga yayılarak
Ortaasya semalarında yıllarca yankılanıp günümüze kadar söylenerek
gelen yanık bir ezgidir...
Hoş gelişler ola, kahraman
Enver Paşa
Askerin, milletin bayrağınla çok yaşa
Arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, Türk'ün askeri
Sağdan sola, soldan sağa Al da Bayrağın düşman üstüne
Cephede
mitralyöz, ayna gibi parlıyor
Türkistan
Türkleri bayrak açmış bekliyor
Arş
arş arş ileri ileri, dönmez geri, Türk'ün askeri
Sağdan
sola, soldan sağa Al'da Bayrağın düşman üstüne
KAHRAMAN ENVER PAŞA
Asıl
adı İsmail Enver'dir. İstanbul Divanyolu'nda doğdu, Doğumu ile ilgili
olarak Türkçe ve Almanca otobiyografilerinde farklı tarihler verilmektedir
(23 Kasım 1881 Çarşamba, 6 Aralık 1882 Çarşamba). Ailesi Manastırlı
olup babası, önceleri Nâfıa Nezâreti fen memurluğu yapan, daha sonra
surre emini olan sivil paşalık rütbesine yükselen Ahmed Bey, annesi
Ayşe Hanım'dır. Küçük yaşta gösterdiği aşırı İstek sebebiyle henüz
üç yaşında iken ibtidâi mektebine kaydedildi. Ardından Fâtih Mekteb-i
İbtidâisi'ne girdi. Bu okulun ikinci sınıfında iken babasının Manastır
vilâyeti Nâfia fen memurluğuna tayini üzerine öğrenimine bu şehirde
devam ettikten sonra yine aynı yerde askeri rüşdiye ve askerî idadi
tahsilini tamamlayarak Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne'ye girdi. Daha o
sıralarda, yüksek okullarda yaygın olan II. Abdülhamid aleyhten propagandadan
etkilendiği otobiyografisinden anlaşılan Enver Bey, Mekteb-i Harbiyye-i
Şâhâne'yi dokuzuncu olarak bitirip erkânı harp sınıfı için ayrılan
kırk beş kişilik kontenjan içerisine girmeyi başardı.
Erkânıharp eğitimi sırasında bir defa Yıldız Sarayına
götürülerek sorgulandıysa da hüküm giymedi. Ancak bu dönemdeki İttihat
ve Terakki Cemiyeti faaliyetlerine katılmadığı kesindir. Sınıf ikincisi
olarak okuldan mezun olduktan sonra 1903 yılı Ocak ayında erkânıharp
yüzbaşısı rütbesiyle Manastır'daki 13. Seyyar Topçu Alayı'na tayin
edildi. Bu esnada Bulgar çetelerinin takip ve tenkili için yapılan
harekâta katıldı, 1903 yılı Eylülünde Koçana'da bulunan 20. Piyade
Alayı'nın birinci bölüğüne nakledildi. Nisan 1904 tarihinde Üsküp'teki
16, Süvari Alayı'nda görevlendirildi. Aynı yılın Ekim ayında İştip'teki
alaya giren Enver Bey iki ay sona "sunûf-i muhtelife" hizmetini
tamamlayarak Manastır'daki karargâhına geri döndü. Burada erkânıharp
dairesinin birinci ve ikinci şubelerinde yirmi sekiz gün çalıştı.
Ardından Manastır Mıntıka-i Askeriyyesİ Ohri ve Kırçova mıntıkaları
müfettişliğine tayin edildi. 7 Mart 1905'te kolağası oldu. Bu görev
sırasında Bulgar, Rum ve Arnavut çetelerine karşı girişilen askerî
harekâtta üstün başarılar gösterdiğinden dördüncü ve üçüncü Mecidi,
dördüncü Osmani nişanlan ve altın liyakat madalyası ile ödüllendirildi:
13 Eylül 1906 tarihinde binbaşılığa yükseltildi. Bulgar çeteleri-ne
karşı yürüttüğü faaliyet onun üzerinde Milliyetçilik fikirlerinin
etkili olmasında rol oynadı. Bu ay içinde Selanik'te kurulan Osmanlı
Hürriyet Cemiyeti'ne on ikinci üye olarak katıldı. Manastır'a dönüşünde
cemiyetin buradaki teşkilatım kurma faaliyetinde bulundu. Bu faaliyetleri,
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile merkezi Paris'te olan Osmanlı Terakki
ve İttihat Cemiyeti'nin birleşmesi ve ilk örgütün Osmanlı Terakki
ve İttihat Cemiyeti Dahili Merkez-i Umumisi adını almasından sonra
daha yoğun olarak sürdürdü. Terakki ve İttihat Cemiyeti tarafından
başlatılan ihtilal girişimlerine katıldı. Faaliyetinin ihbar edilmesi
üzerine İstanbul'a davet edildi. Ancak 24 Haziran 1908 akşamı dağa
çıkarak ihtilalde öncü rol oynadı.
Tikveş'teki örgütlenme faaliyetinden sonra 21 Temmuz
1908'de Köprülü'ye geçen Enver Bey, 23 Temmuz 1908 tarihinde II Abdülhamid'in
Meclis-i Mebusan'ı yeniden toplantıya çağıran iradesi sonrasında Selanik'e
giderek bu şehirdeki kutlamalara katıldı. Dağa çıkan subaylar arasında
en kıdemlisi olduğundan ve Kolağası Niyazi Bey ile beraber en önemli
faaliyeti gerçekleştirdiğinden bir anda "kahraman-ı hürriyet"
haline geldi ve bu tarihten itibaren yeniden Osmanlı İttihat ve Terakki
Cemiyeti adını kullanmaya başlayan örgüt içindeki askeri kanadın önde
gelen isimlerinden biri oldu. 23 Ağustos 1908'de Rumeli Vilayeti Müfettişliği
refakatine verilen Enver Bey, 5 Mart 1909'da 5000 kuruş maaşla Berlin
askeri ataşesi olarak görevlendirildi.
31
Mart Vak'ası üzerine geçici olarak yurda dönen Enver Bey İstanbul'da
Hareket Ordu'-suna katıldıktan sonra tekrar Berlin'e gitti. 12 Ekim
1910 tarihinde Birinci ve İkinci Ordu manevralarında hakem olarak
görev yapmak üzere yeniden İstanbul'a geldi ve kısa bir şiire sonra
geri döndü. Mart 1911'de İstanbul'a gelen Enver Bey, 19 Mart 1911'de
Makedonya'daki çete faaliyetlerine karşı alınacak tedbirleri denetlemek
ve bu alanda rapor hazırlamak üzere bölgeye gitti. Enver Bey dolaştığı
Selanik, Üsküp, Manastır, Köprülü ve Tikveş'te bir yandan çetelere
karşı alınacak tedbirler üzerinde çalışırken öte yandan İttihat ve
Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle görüştü. 11 Mayıs 1911 tarihinde
İstanbul'a döndü. 15 Mayıs 1911'de Sultan Mehmed Reşad'ın yeğenlerinden
Naciye Sultan ile nişanlandı. 27 Temmuz 1911'de Malisör isyanı sebebiyle
İşkodra'da toplanan İkinci Kolordu'nun erkânıharp reisi olarak Trieste
üzerinden İşkodra'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldı. 29 Temmuz'da
ulaştığı İşkodra'da Malisör isyanının bastırılması, İttihat ve Terakki
Cemiyeti'nin Arnavut üyeleriyle olan meselelerinin hallinde önemli
rol oynadı. Daha sonra Berlin'e geçtiyse de İtalyanlar'ın Trablusgarp'a
saldırmaları üzerine yurda döndü.
3 Eylül 1911 tarihinde Selanik'te yapılan İttihat
ve Terakki Cemiyeti merkez-i umumi toplantısında İtalyanlar'a karşı
bir gerilla savaşı yürütmesi fikrini savunan Enver Bey bu görüşünü
diğer örgüt üyelerine de kabul ettirdi. 8 Ekim 1911'de padişah ve
hükümet yetkilileriyle görüştükten sonra İskenderiye'ye gitmek üzere
10 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Mısır'da ileri gelen Arap liderleriyle
çeşitli temaslar kurup 22 Ekim'de Bingazi'ye hareket etti. Çölü geçerek
8 Kasımda Tobruk'a ulaştı, l Aralık 1911 'de Aynülmansûr'da askeri
karargahını kurdu. İtalyanlar'a karşı yapılan muharebe ve gerilla
harekatında büyük başarılar elde etti. 24 Ocak 1912 tarihinde bu görevine
ilaveten Bingazi mutaasarrıflığına tayin edildi. 10 Haziran 1912'de
kaymakam oldu. Kasım 1912 sonlarında Balkan Savaşı'na katılmak üzere
Bingazi'yi terkederek tebdili kıyafetle İskenderiye'ye, oradan de
bir İtalyan gemisiyle Brindisi'ye gitti. Viyana üzerinden İstanbul'a
dönen Enver Bey, l Ocak 1913'te Nazım Paşa ile görüştü. Harbiye nazırı
ile Kamil Paşa'nın istifaya zorlanması ve yerine savaşa devam edecek
bir hükümetin kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Daha sonda bu fikri,
Kamil Paşa'nın görevde kalmasını isteyen Sultan Mehmed Reşad'a da
kabul ettirmeye çalıştı.
Enver Bey ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri
gelenleri 23 Ocak 1913 tarihinde Bâ-biâli Baskını'nı gerçekleştirdiler.
Enver Bey öncü rol oynadığı bu hükümet darbesinde Kamil Paşa'ya İstifanamesini
imzalattı. Ardından padişahı ziyaret ederek Mahmud Şevket Paşa'nın
sadarete getirilmesini sağladı. 12 Haziran 1913'de Mahmud Şevket Paşa'nın
vurulmasından sonra ülke yönetimine fiilen el koyan İttihat ve Terakki
içindeki askeri kadronun da lideri haline gelen Enver Bey, hayati
kararların alınmasında etkili oldu. II Balkan Savaşı sırasında 22
Temmuz 1913'te Edirne'ye girişi toplum nezdindeki prestijini daha
da artırdı. 15 Aralık 1913'de Miralay, 3 Ocak 1914'te Mirliva, aynı
tarihte Ahmed İzzet Paşa'nın yerine Harbiye nazırı oldu.
8 Ocak 1914 tarihinde aynı zamanda Erkan-i Harbiye-i
Umumiyye reisliği görevini üstlenen Enver Paşa yeni görevinde büyük
bir gayretle, I. Balkan Savaş'nda bozguna uğrayan Osmanlıordusunun
yeniden düzenlenmesine çalıştı. Eski dönemin yaşlı paşalarının tamamına
yakın bir kısmı emekli edildi ve genç subaylar orduda önemli göreve
getirildi. Enver Paşa'nın mahiyetinde çalışmış olan Rauf bey ve Kazım
Karabekir gibi subaylar onun bu çabalarının başarılı olduğunu kabul
ederler. Enver Paşa'nın bu düzenlemesi bir anlamda Cumhuriyet'in kuruluşunda
önemli rol oynayan o kadronun da Osmanlı ordu teşkilatında yükselmesini
sağladı. Enver Paşa, Harbiye nazırlığı sırasında "enverîye"
adı verilen askeri ve aynı adla anılan, sesli, sessiz harflerin her
harfinin ayrı yazılması ile uygulanan bir yazı gibi yenilikler yaptı.
5 Mart 1914 tarihinde Naciye Sultan ile evlenen Enver Paşa, İttihat
i Terakki Cemiyeti tarafından Almanya ile ittifak anlaşması sağlamak
İçin girişimlerde bulunmak üzere görevlendirildi. Enver Paşa'nın ilk
girişim ve teklifleri Alman İmparatorluğu'nun İstanbul Büyükelçisi
Hans von Wangenheim tarafından reddedildi.
Daha sonra Avusturya-Maceristan yetkililerin de baskıları
ile Wangenheim'ın Şansölye Betmann Hollweg'in itirazlarına neden olan
Kayser II. Wilhelm'in şahsi emriyle Ağustos 1914 tarihli ittifak anlaşması
ile Genel kanaatin aksine, ittifak anlaşması Almanlar'dan gelmediği
gibi bu alanda yanaşmamakta uzun süre direnen de Alman İmparatorluğu
olmuştur. Dolayısıyla Enver Paşa'nın Osmanlı Devleti'ni bir oldu bittisi
sonucunda Almanlar'la ittifak anlaşması imzalat zorladığı tezi doğru
değildir; ayrıca hiç bir büyük Avrupa devleti tarafından ittifaka
ne dahil edilmeyen Osmanlı Devleti'nin Alman ittifakını sağlaması
gerektiği konusunda İttihat ve Terakki liderlerinin tamamı aynı kaanati
taşıyordu.
10 Ağustos 1914 günü Çanakkale önüne gelen Goeben
ve Breslau buharlı Alman savaş gemileri peşlerindeki İngiliz gemilerinden
kaçabilmek için giriş izni isteyince kendisiyle görüşen Kress von
Kressenstein'in talebiyle Enver Paşa re'sen verdiği bir emirle gemilerin
içeri alınmasını ve eğer takip etmek isterlerse İngiliz gemilerine
ateş açılmasını emretti. Olayları yaşayan bazı subaylar, 22 Ekim 1914'de
Enver Paşa'nın Amiral Souchon'a Karadeniz'deki Rus donanmasına saldırması
için şifahi emir verdiğini iddia etmektedirler. Ancak bu konuda yazılı
bir emir 25 Ekim 1914'te Enver Paşa tarafından amirale gönderilmişti.
29 Ekim 1914 günü Karadeniz'e manevra gerekçesiyle çıkan Osmanlı donanmasının
Rus Çarlığı liman ve gemilerine saldırısı sonrasında Enver Paşa, müttefiklerine
tazminat ödeyerek tarafsızlığın korunması fikrini savunan hükümet
üyelerine karşı savaşa giriş tezinin en hararetli savunucusu oldu.
Savaşa
girilmesinden sonra Enver Paşa Harbiye nazırı olarak askeri harekatın
yönetimini de ele aldı. Ancak kendisinin tamamen bir Alman kuklası
olup onların isteklerini yerine getirmeye çalıştığı şeklindeki görüşler
doğru değildir. Bizzat Alman belgeleri, Enver Paşa'nın çeşitli hususlarda
Alman askeri yetkilileriyle çatıştığını göstermektedir. Enver Paşa'nın
I. Dünya savaşı sırasındaki fiili tek kumandası Kafkas cephesinde
olmuştur. 14 Ekim 1918 tarihinde Talat Paşa kabinesinin istifası ile
Enver Paşa'nın da Harbiye nazırlığı sona erdi ve 1-2 Kasım 1918'de
İttihat ve Terakki'nin diğer yedi lideriyle birlikte Ülkeden ayrıldı.
Enver Paşa ülkeden ayrılmadan önce Sadrazam Ahmed
İzzet Paşa'ya yazdığı mektupta kullandığı ifadeler, onun Azerbaycan'da
müstakil bir Türk hükümeti kurmaya çalışacağı intibasını uyandırmaktaydı.
Nitekim Kırım'da Berlin'e giden arkadaşlarından ayrılarak amcası Halil
Paşa ve kardeşi Nuri Bey'in denetiminde bulunan Kafkasya'daki ordu
birliklerine ulaşmak üzere oraya hareket etti. Ancak kayalara bindiren
takanın batması sonucunda bunu gerçekleştiremediği gibi bölgedeki
birliklerin etkisiz hale getirilerek kumanda heyetinin tutuklandığını
öğrenince de Berlin'e gitmeye karar verdi.
Nisan 1919'da Berlin'e gidip Babelsberg semtine yerleşti
ve Almanya'da yeniden teşkilatlanmaya çalışan İttihat ve Terakki'nin
faaliyetinde rol oynadı; ayrıca İngilizler'le de çeşitli pazarlıklarda
bulundu, fakat bu alanda bir anlaşma sağlanamadı. Enver Paşa Talat
Paşa ile birlikte 1919 Ağustos ayı sonunda Bolşevik liderlerinden
Kari Radek'i tutuklu bulunduğu hücresinde ziyaret etti. Radek İttihat
ve Terakki'nin bu iki liderini Moskova'ya davet etti. 10 Ekim 1919
tarihinde Mehmet Ali Sami takma adı ve Rusya'daki Türk Hilal'i Ahmar
temsilcisi bir doktor kimliğiyle uçakla Berlin'den Moskova'ya hareket
eden Enver Paşa, 13 Ekimde Königsberg'e ve 15 Ekim'de Shiaulai'ye
(Litvanya) vardı. Daha sonra Abeli'ye iniş yapan uçak yolcuları Litvanya
yetkilileri tarafından göz altına alındılar ve Kaunas'sa gönderildiler.
Enver
Paşa Kaunas'taki hapishanede iki ay geçirdikten sonra tekrar Berlin'e
döndü. Bu sırada hapisten çıkan Radek'in talebi üzerine bazı İttihat
ve Terakki liderleri Moskova'ya hareket ettiler ve 27 Mayıs 1920 tarihinde
burada buluştular. Berlin'de kalan Enver Paşa'da çeşitli temaslardan
sonra Alman adına düzenlenmiş sahte belgelerle yola çıktı. Ancak bu
uçağı yine zorunlu iniş yapınca tekrar yakalandı ve Riga hapishanesine
götürüldü. Burada bir komünist, bir Alman yahudisi olarak muamele
gören Enver Paşa tekrar serbest bırakıldı. 1920 Ağustos ayının başında
üçüncü defa Berlin'i terk eden Enver Paşa Stettin, Königsberg, Mingskve
Somalengk üzerinden 16 Ağustos tarihinde Moskova'ya ulaştı.
Burada gayet iyi karşılandı ve Kremlin'in büyük duvarına
bakan Sopiskaia Naberezhnaya semtindeki bir konuk evine yerleştirildi.
Enver Paşa eski ittihatçı arkadaşları ve Orta Asya'dan gelen temsilcilerle
görüştü. Ayrıca Çiçerin, Radek, Zinoiev ve Lenİn ile görüşmeler yaptı
ve Sovyet-Alman temaslarında arabuluculuk görevini üstlendi. Berlin'den
Moskova'ya gelmesinde yardımcı olan eski arkadaşı Hans von Seect'e
yazdığı 25 ve 26 Ağustos tarihli iki mektuba göre, Troçki ve temsilcisi
E.M. Skliansky'le yaptığı görüşmelerde Anadolu hareketine silah yardımında
bulunulmasını istedi ve söz dahi aldı. îslâm İhtilal Cemiyetleri İttihadı
adında bir örgüt kurdu.
Enver Paşa 1-8 Eylül 1920 tarihinde Bakü'de gerçekleşen
Doğu Halkları Kongresi'ne Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ı temsilen
katıldı. Ankara hükümeti de kongrede İbrahim Tali (Öngören) tarafından
temsil edildi. Ancak bu kongre önemli sonuçlar doğurmadı. Sovyetlerin
ihtilalci grupları değil, Mustafa Kemal, Rıza Şah, Çang-Kay-Şek Emanullah
Han gibi tarafsız liderlerin yönetimlerini destekleme kararları Enver
Paşa'nın işini zorlaştırdı. Ekim 1920 başlarında yeniden Berlin'e
döndü ve Lüksgrunewald semtine yerleşti.
Daha
sonra İsviçre'ye giden Enver Paşa burada Hakkı Paşa ile görüşerek
Rusya'dan Anadolu'ya askerî yardım göndermek üzere bir gizli teşkilat
kurmaya karar verdi. Komitede H. Von Seect'in eski yaveri binbaşı
Fischer ve Alman harb bakanlığında askeri teçhizat sorumlusu yüzbaşı
Kress'de bulunmaktaydı. Ancak Moskova'dan gerekli maddi yardım sağlanamadı.
Halil Paşa'mn Enver Paşa'ya yazdığı 4 Kasım 1920 tarihli mektuba göre
bu alandaki yeni taleplerde Karahan tarafından reddedildi. Enver Paşa
1921 Şubat' ı sonunda yeniden Moskovaya gitti ve burada Çiçerin ve
yeni Ankara hükümeti temsilcisi Bekir Sami Bey'le çeşitli görüşmeler
yaptı. 16 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal Paşa'ya uzun bir mektup yazarak
kendisinin faaliyetleri hakkındaki şikayetleri ve Anadolu Hareketine
el koyma iddialarına karşı çıktı. 30 Temmuz'da Ankara'ya yönelik Yunan
saldırısı başladığında Enver Paşa diğer İttihatçı liderlerle birlikte
Anadolu'ya geçme fikriyle Batum'a gitti. Bu sırada Trabzon'daki Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti'de onu destekliyordu. 5 Eylül'de burada yapılan ve
Halk Şuralar Fırkası Toplantısı olarak ilan edilen İttihatçı toplantısında
Ankara'daki T.B.M.M.'ne İttihatçı sürgünlerle soğuk ilişkilerin sona
erdirilmesi içinde başvuruda bulunması kararlaştırıldı. Ancak Sakarya
zaferi Enver Paşa'nın planlarının bir defa daha bütünüyle değişmesine
yol açtı. Baku'yu terk eden Enver Paşa Tiflis, Aşkabat ve Merv'e uğradıktan
sonda Ekim 1921 tarihinde kendisine refakat eden Teşkilat-ı Mahsusa
eski liderlerinden Kuşçubaşı Hacı Sami ve diğer bazı İttihattçılarla
birlikte Buhara'ya gitti. 8 Kasımda Türk subaylarla birlikte tekrar
yola çıktı ve 19 Kasım'da Akbulağ, 21 Kasım'da Başçardak kışlağında
ve 24 Kasım'da Gurgantepe'ye ulaştı. Burada Cedidci Alehytarı Lakay
İbrahim Bey'in esiri durumuna geldi. Şubat 1922 sonunda buradan kurtulan
Enver Paşa Ruslara karşı savaşan Basmacıları örgütlemek için tekrar
Duşanbe ilerisindeki kışlaklara gitti. 24 Temmuz'da Rusların Duşanbe'yi
alması üzerine geri çekilerek Satılmış Kışlağına vardı. Buradan Belcuvan
bölgesindeki Âbıderyâ köyüne geçti ve son karargahı, burada kurdu.
4 Ağustos 1922'de karargahta düzenlenen Kurban Bayramı töreninde mahiyetinde
kalan askerlerle bayramlaşırken ani bir Rus baskınına uğradı; yanındaki
otuza yakın atlıyla yöneldiği Çegan tepesi mevkiinde giriştiği çarpışmada
ön safta vuruşurken şehit oldu.
Enver
Paşa'nın eşyaları müfreze kumandanı Kulikof tarafından Taşkent'e gönderildi.
Buradan daha sonra Moskova'daki askeri müzeye nakledildi. Cenazesi
Âbıderyâ köyünde toprağa verildi.(Aziz na'şı 1996 yılında ülkemize
getirilmiştir ve Hürriyet tepesinde tarafımızdan göndere çekilen ve
nazlı nazlı dalgalanan şanlı bayrağımızın altında yatmaktadır. ÜLKÜM)
Enver Paşa'nın siyasi ve askeri kariyeri hakkında
değişik ve birbiriyle çelişen yorumlar yapılmıştır. 1908 ihtilalinde
oynadığı rol, Trablusgarp Harb'indeki başarıları sebebiyle kamuoyunda
büyük prestij kazanan Enver Bey'in aleyhine Mondros Mütearekesi'nin
ardından bir kampanya başlatılmış, 1922 sonrasında ise yeni rejim
Enver Paşa ve arkadaşlarını gereksiz yere l. Dünya Savaşı'na girilmesinden
sorumlu tutmuş, mütareke dönemi faaliyetleride bir maceracı olarak
yorumlanmıştır. Belirli dönemlerde leyhine ve aleyhine yoğun yayın
yapılmalısı, Enver Paşa hakkında ojektif bir değerlendirilme yapılmasını
güçleştiren temel sebep olmuştur.
Yetiştirdiği dönemin Osmanlı zabitanı içinde kendini
geliştiren Enver Paşa Makedonya'daki çete savaşlarında gösterdiği
başarılarla sivrilmiştir. 1908 hareketinde öncü rolü onu halk kahramanı
mertebesine getirdiği gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki durumunu
da güçlendirmiş, 1913 Babıali Baskınından itibaren gerek bu örgütün
askeri kanadının gerekse Teşkilat-ı Mahsusa'nın lideri haline gelmiştir.
Bu dönemde kendi kaleminden çıkan mektuplar, Enver Paşa'nın Fransızca
ve Almancayı iyi düzeyde kullanabilen ve batı düşünürlerin kitaplarını
okuyan bir kişi olduğunu göstermektedir.
Enver Paşa'nın l. Dünya savaşına girilmesindeki sorumluğu ve rolü
ise son dönemlerinde yayımlanan Alman ve Avusturya belgelerinden anlaşıldığına
göre daha ziyade Goeben ve Bresleu zırhlılarının boğazlardan geçirilmesi
ve Rus limanlarının bombardımanı emrinin verilmesi çevresinde şekillenmektedir.
Onun Mütareke sırasındaki faaliyetleri ise özellikle son dönemlerde
yayımlanan belgelerin ışığı altında şahsi girişimler olmaktan ziyade
İttihat ve Terakki kadrosunun faaliyetleri olarak değerlendirilmelidir.
Ancak Enver Paşa'nın maceracılık boyutlarına varan hareketleri konusunda
yorumda bulunulurken içinde yaşadığı çağın da bir macera çağı olduğu
hesaba katılmalıdır.