29 Nisan 1951 Güneş'in Söndüğü Gün
O S M A N B
A T U R
Türküz dedik çekip çekip vurdunuz...
Bizi vurup bizden hesap sordunuz...
Ölümden öteye köy mü kurdunuz!..
Korkumuz yok, korkumuz yok sizden...
Türk
Dünyası’nda öyle kelimeler vardır ki sayfalar ve ciltler hacmi ile
anlatılacak kavramları çağrıştırır. Sürgün denilince Kırım Türkleri
ve Kafkas Halkları akla gelir. Katliam ve soykırım kelimeleri Kerkük
Türkleri’ni akla getirir. İşkence kelimesi ise Çinlileri ve Çin zulmü
altında inleyen Doğu Türkistanlıları...
Osman Batur, Çin işkencelerine başkaldıran efsânevî
bir kahramandır. Başarılı oldu. Kısa da olsa, bir dönem için milletini
Çin işkencelerinden kurtardı. Bu başarısı sebebiyle de işkence uygulanarak
şehid edildi.
HAYATI
Asıl adı Osman İslâmoğlu idi. Batur, O’na milletinin verdiği bir unvan,
bir sıfattır. Kahraman ve cesur anlamındadır. O, bu unvan ve sıfatla
özdeşleşmiş, böylece anılmaya hak kazanmıştır.
Altay vilâyetindeki Köktogay bölgesinin Öndirqara
mevkiinde doğdu. Orta halli bir çiftçi ailesinin oğluydu. Dedesi din
adamı idi. Osman Beğ, 40 yaşına kadar doğduğu bölgede tarımla uğraşarak
geçimini sağladı. 1940 yılında Çin zulmü dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı.
Camilere tecavüz eden, Kur’an-ı Kerim’i yakan Çinlileri protesto eden
Türkler, ‘isyancı’ oldukları bahanesiyle tutuklandı. Resmî makamlar,
Türk’lerin ellerindeki silâhları toplamaya başladılar. Babası ve ailesinden
bâzı kişiler, silâhlarını Çin askerlerine teslim ettiler. Osman Beğ,
- Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar.
Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa,
gelip alsınlar !”
Dedi
ve tek başına dağa çıktı. Savaştan başka kurtuluş yolu olmadığına
inanıyordu. Başlattığı mücadele aynı gün destek gördü. Arkasından
ilk gidenler arkadaşı Süleyman ve büyük oğlu Şerdiman oldu. Silâhını
Çinlilere teslim eden babası İslâm Bey, oğlu için hayır duâlarını
ve başarı dileklerini dile getirdi. Oğlunu koruması için Cenab-ı Allah’a
duâ etti. Annesi Ayça Hanım:
“- Ben oğlumu bu günler için doğurdum. Çinliler asırlardır
koyun boğazlar gibi biz Türk’leri öldürüyorlar. Bizim canımız, bizden
önce ölenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin
yaşaması için oğlum, ben diğer çocuklarım ölmeye hazırız !” Diyordu.
Kısa zaman içerisinde, etrafında gözü pek insanlardan
bir mücâhit ordusu oluştu. Zelebay Telci, Nurgocay Batur, Kâseyin
Batır, Canım Han Hacı, Süleyman Batır, Musa Mergen Aktepe, Sulibay,
Ökürbay , Nogaybay, Ahid Hacı, Halil Teyci, Karakul Zalin... bu mücâhidlerden
birkaçıdır. O artık, soydaşlarının Osman Batur’u idi.
Osman Batur ve silâh arkadaşlarının mücâdelesi, 1941
yılı Ekiminden 1943 yılı Temmuzuna kadar gerilla savaşı şeklinde devam
etti. 22 Temmuz 1943’te Altaylar, Çinlilerden tamamen temizlenmişti.
Altay Türkleri artık bağımsızdı. Mücâdelesini sürdürdü. Altay Geçici
Halk Cumhuriyeti Başkanlığına seçildi. 1944 – 1945 yıllarında, Tanrı
Dağları’nın kuzeyindeki Doğu Türkistan Kazak Türkleri’nin yaşadığı
bölgeleri de Çin İstilâsından kurtardı. 1945 yılının Ekim ayından
1947 yılının Şubatına kadar üç vilâyetten oluşan Doğu Türkistan Hükümeti’nin
askerî ve mülkî âmiri olarak Vâli sıfatıyla görev yaptı. O’nu, Şubat
1947’den Eylül 1949’a kadar Doğu Türkistan Cumhuriyeti koalisyon hükümetinin
aslî üyesi olarak görüyoruz. Aynı zamanda, Altay Vâliliği görevini
de devam ettiriyordu. Bütün bu görevleri sırasında Çinliler ile silâhlı
mücâdeleden bir an bile geri kalmadı.
Jiang
Zemin ve Demirel Dostluğu
Çinliler,
yönetimleri altında bulunan Türk’lerle meskûn bölgelerin birer birer
elden çıkmakta olduğunu anlayınca, büyük bir ordu oluşturdular. Osman
Batur ve beraberindeki mücâhidler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla
ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler.
Osman Batur, bu savaş sırasında, 1950 Kasımında, cephânesi bittiği
için Kamambal Dağı’nda, Çinlilere esir düştü. Ellerinden ve ayaklarından
zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence
görüyor, kendisine yardımcı olan Türk’leri ele vermesi için sıkıştırılıyordu.
Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur’u
göstermelik bir mahkemeye sevk ettiler. Mahkeme, önceden verilmiş
kararı, 19 Nisan 1951 tarihinde açıkladı: “Devrim düşmanlığı suçundan
idam...” Karar, 29 Nisan 1951 tarihinde Urumçi’de kurşunlanmak suretiyle
uygulandı. Osman Batur’un son sözleri, bağımsızlık için mücadele edenlerin
yolunu aydınlatacak bir meş’ale idi:
“- Ben can verebilirim. Milletim, dünya durdukça
mücâdeleye devam edecektir.”
KİŞİLİĞİ
Osman
Batur 1,85 boyunda, iri gövdeli bir insandı. Kısa ve kalın boynu,
siyah saçları, yarı kapalı denecek ölçüde kısık gözleri vardı. Kaşlarının
arası kırışıktı. Çok az konuşurdu. Kudret ve kötü tâlih şahsiyetinde
birleşmişti.
Daha 10 yaşında iken usta bir binici ve iyi bir avcı
olmuştu. 12 yaşına geldiğinde Kazakların büyük kahramanı Böke Batur’un
dikkatini çekti. Böke Batur O’nu himâyesine aldı. İyi bir silahşor,
usta bir dövüşçü olarak yetişmesine katkıda bulundu. Sonra çete savaşlarının
inceliklerini öğretti. Rusların ve Çinlilerin, soydaşlarına yaptığı
işkenceleri görüp yaşadığı için Rus ve Çin milletinden nefret ediyordu.
Böke Batur’un telkinleriyle bu nefret, şuurlu bir inanca dönüştü.
Dedesi dolayısıyla iyi bir Müslüman olarak yetişmişti. İslâmiyet’in
komünizmle bağdaşmadığını anlamakta gecikmedi.
Böke Batur, öğrencisinin yetiştiğine inandığı gün:
“- Benim sana verebileceğim başka bir şey kalmadı.
Benim işim bitti. Artık bana ihtiyacın olmayacak. Fakat milletimizin
sana ihtiyacı var.”
Dedi. Osman Batur, hayatı boyunca kendisine ihtiyacı
olanlar için mücâdele etti. Hayatı, bu mücâdele ile dolu olarak yaşadı
ve inandığı ülkü uğruna can verdi. Mekânı Cennettir inşallah.
Kazaklar ve Uygurlar Osman Batur’u hiç unutmadılar.
Dünya durdukça unutmayacaklar. “Bize sen ruh ve şuur verdin, hürriyet
aşkını sen bize öğrettin. Ey büyük kahraman ! senin yolundan gidecek
azimli kahramanlar yetiştireceğiz.” Diyerek O’nu anıyorlar. Adına
şiirler yazılıyor, anma günleri düzenleniyor.
Osman Batur, yeni ve genç Osman Batur’ların bedeninde
yaşamaya devam ediyor.
ÇİN ZULMÜ BİTMEZ !
Jiang Zemin
ve Bush İttifakı
Çinliler,
Altay Türkleri’nin millî kahramanı Osman Batur’u işkencelerden sonra
şehit etmekle ancak, bir büyük kahramanın aziz bedenini ortadan kaldırabilmişlerdi.
Bağımsızlık düşüncesini, Türk’lerin bağımsızlık için mücâdele azmini
yok edemediler. Edebileceklerini zannedip işkence ve zulümlerini sürdürdüler.
Osman Batur’un tek erkek kardeşi Delihan İslâmoğlu,
istiklâl için giriştiği savaşta esir alınarak şehid edildi. Osman
Batur’un ikinci hanımı, üç oğlu ve beş kızı da esir alındı. 18 yaşındaki
kızı Kabiyra ile 14 yaşındaki oğlu Baybolla, anneleri Mamey’in gözleri
önünde doğranarak şehid edildi. 11 yaşındaki oğlu Kariy ve 9 yaşındaki
kızı Sapiyan, 20 metre derinliğindeki kuyuya diri diri atıldı. Evlâtlarına
yapılan bu zulüm, işkence ve katliam neticesinde Mamey Hatun, aklını
kaybetti ve onu da Çinliler olay yerinin yakınındaki nehrin azgın sularına
attılar.
Osman Batur’un; Şerdiman, Nimetullah ve Nebî isimli
oğulları, babalarının şehit edilmesinden sonra da bağımsızlık savaşını
devam ettirdiler.
O. ÇETİNOĞLU


Osman Batur idam sehpasına değil de, sanki madalya için şampiyonluk kürsüsüne çıkıyor... 29 Nisan 1951, Urumçi...