Recep Küçükizsiz
DAVUT YAĞMUR
3.3.1978 Kars’ın Ardahan ilçesine bağlı Tepeler köyünden olup 21 yaşındaydı.
Ailesinin en büyük çocuğuydu. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü
2. sınıf öğrencisiydi. Ailece Ardahan’ın Kaptanpaşa mahallesinde oturuyorlardı.
Okul tatili münasebetiyle ailesinin yanında bulunduğu bir sırada,
21 Şubat günü, akşam saatlerinde kalabalık bir grup komünist militan
tarafından evleri basıldığında, annesi ve babasıyla birlikte bıçaklanarak
ağır yaralandı. Erzurum’a hastahaneye kaldırıldıysa da kurtarılamayarak
on gün sonra şehit oldu. Babası da, aldığı yaralar sebebiyle sakat
kaldı. Cenazesi, köyünün mezarlığına defnedildi.
***********
ARDAHAN'DA KARA KIŞ
Bu sene Ardahan’da kış, kara dedikleri türdendi,
çok sert geçiyordu. Gerçi, okuduğu memleket olan Erzurum da buradan
geri kalmazdı... İşte okul tatil olmuş, hergün hasretin ağırlaştırdığı
geçmek bilmeyen günler, nihayet tükenmişti.
Her tarafın buz kesmiş karla kaplı olduğu bu memlekette
hava o kadar soğuktu ki, tükrüğü daha ağızından çıkıp yere düşmeden,
havadayken donuyordu. Hele yere düşen o buz parçasının çıkardığı tuhaf
ses... İnsanı iliklerine kadar titretiyordu. Kara kışa aldıran kimdi...?
Öyle pek uzak olmasa da Ardahan’da yolunu gözleyen
bir anası vardı. Tez davranıp memlekete varmış baba ocağına, ana kucağına
kavuşmuştu. Biliyordu sayılı günlerin çabuk biteceğini... Bu sebeple
sevgisini adeta imbikliyordu. Ardahan kızıl bir sefalet içinde de
olsa memleketin havası gerçekten hoştu. Dertleşecek arkadaşları da
vardı.
İşte bu gün de Ali Nail ile buluşmuşlardı. Evlerine
yakın olan Zirai Donatım’ın tanıdık bekçisinin kulübesinde yanan ateşin
başında demli çayları içip güzel bir sohbet etmişlerdi. Bu zevk bile
her şeye değer diye geçirdi içinden... Az önce kulübeden çıkmış karnını
doyurmak için evine gidiyordu. Anacığı ne pişirmişti ola ki...
Pek kimse geçmediği için yolu izi belirsiz olmuş ara sokaktan çıkıp
Lise Caddesi’nde yürürken duyduğu bazı patırtıların sebebini anlamak
için ardına dönüp baktığında bir grup insanın kendisine doğru el kol
sallayarak koştuğunu “tutun faşisti..!” diye bağırdıklarını gördü...
Bir grup komünist..!
Bu alçakların eline düşmemek için hızla kaçmaya başladı,
hem de arkasına bile bakmadan. Kaptanpaşa Mahallesi’ndeki evleri yakın
bir yerdeydi zaten. Oraya kadar gelmeye cesaret edebileceklerine ihtimal
vermiyordu. Ama, ardı sıra patlayan silahlar, peşindekilerin kötü
niyetini de gösteriyordu... Silah sesleri ve bağırtılar arasından
sıyrılan o korkunç çığlığı duyduktan sonra ardı sıra gelenlerin seslerinin
azaldığını hissetti.
Çok şükür eve varmıştı, dönüp ardına baktığında kimseleri
göremedi.
Telaşla içeri girdi. Anasına seslendi. Babası da evdeydi. Başından
geçeni anlattı. Anası, korkuyla pencereye seyirtti. Ama, kimse yoktu
dışarılarda...
- Senin gözünü korkutmak için yapmışlar herhalde!
dedi, babası.
Davut,
- Baba, valla silah sıkarak kovaladılar..!
Bu cevapla evi içini koyu bir sıkıntı kapladı.
Dakikalar bir birini itercesine geçiyordu ama, karanlık
daha kavuşmamıştı...
“Kahrolsun faşistler”, “Faşistlere ölüm!” sloganları tekrar duyulmaya
başlandı.
Davut, pencereden dışarıya baktığında tanıdığı-tanımadığı bir sürü
komünist militanın evlerinin önünde yığıldığını görünce iyice şaşırdı.
Kimisi küfrediyor, kimi de taş atıyordu ama devamlı
„faşist katil dışarı“ diye bağırıyorlardı. Eve çaresizliğin getirdiği
bir korku ve telaş hakim olmuştu.
Dışarıdaki kısa sürede büyüyen kalabalıktan eve kadar sokulup kapıyı
kırmak için zorlayanlar vardı. İçeriden ateş açılacağı korkusu olmasa
ne kapı kalacak ne duvar...
Bir müddet sonra siren sesleri ile kalabalık şöyle
bir dalgalandı. Ablukanın bir yeri yırtılıp da polisler görününce
aile halkı derin bir nefes aldı. Polislere kapıyı açtılar. Gelen polisler
„Davut silah sıkmış, birini vurmuş“ diyorlardı ama bu saçma iddianın
düzmece olduğunu kendileri de biliyorlardı. Evde arama yaptılar. Her
hangi bir suç unsuru yoktu.
Derken, olaylardan haberdar olan kaymakam vekili
bir jandarma üstteğmeni olay yerine yetişti. Gözü dönmüş komünist
eşkiyanın gösteri yapıp taşladığı evi korumaya çalışan polisler yol
verdiler. Üstteğmen içeri girdi, ihbar ve şikayet için tekrar arama
yaptırdı. Bir şey yoktu.
Eşkiyalar, kapıda barikat kurmuş, kızıl salyalar
saçarak devamlı “faşist katil dışarı” diye bağırıyorlar… Devlet aciz,
görevliler canından korkuyor… Polis de, jandarma da şikayet edilen
Davut’u gözaltına almak için evden çıkarıp karakola götürmeye korkuyor…
İlk iş, dışarıdakileri yatıştırıp dağılmalarını sağlamak… Üsteğmen
bir türlü üstesinden gelemediği bu işi bir başka şekilde çözmeye uğraşıyor:
- Gençler biz içeride herhangi bir silah bulamadık.Müsaade
edelim isterseniz sizlerden de 5-6 kişi içeri girsin ve bakıp görsün
ki silah var mıdır, yok mudur?
Ana bu, sezgisi güçlü… Yavrusuna kıyılacağını hissederek
haykırıyor
- Hayırrrr, ben evime kimseyi sokmam.
Olacak gibi değil, kimse duymuyor bile kadını. Çaresizlik
içinde son bir gayretle kapıya dikiliyor, elinde Kur’an-ı Kerim… İçeri
girmek üzere hazırlanan militanlara,
- Oğluma bir şey yapmayacağınıza dair Kur’an-ı Kerim
üzerine yemin edin! Yoksa içeri sokmam…
Gülerek yemin eder bu kafirler... İkisi kadın 6 kişidir
bunlar...
Hemen evin içine dağılır bu militanlar...“davut nerede?“ diyerek...
Bu arada Davut, babası ile birlikte evin kelerine
inip, evin aranmasını orada beklemeye başlar.
Ama az sonra, kelerde korkunç bir boğuşma başlar, o bölmeye giren
birinin „buradalar“ diye bağırması üzerine... Ana, elinde Kur’an,
ileri atılır
- Buna yemin ettiniz !!!
Ana bir tarafa, Kitap bir tarafa savrulur…
Davut’u ve babasını bıçaklarlar... İkiside kanlar
içinde yerlere yuvarlanır.
Bu arada içerideki arbede dışarıdan farkedilmiştir, kalabalık içeri
girmek için tekrar hücuma başlar... Polis ve jandarma engelini aşanlar
eve doluşurlar. Ev talan edilir. Yarım saatten fazla süren bu hengame
- Biz Faşistleri geberttik!
nidasıyla son bulur. Kalabalık, coşkuyla marşlar
söyleyerek hastahaneye doğru yürüyüşe geçer. Oltu Caddesi’nden başlayarak
yollarının üstündeki Milliyetçi- Ülkücü bilinenlerin bütün ev ve dükkanları
tahrip ederler. MHP ilçe teşkilatı ve Ülkü Ocakları’nı olduğu gibi,
sağcı bütün parti binaları da basılır, harap edilir.
Olaylar, kısa sürede etrafa duyrulur, çevre ilçe
ve köylerden gelen militanların katılımı ile süratle genişler. Komünist
militanların kışkırttığı binlerce insan sokaklarda tahrip ve yağmaya
girişirler. Olaya müdahele etmek için ordu birliklerinden yardım istenir.
Tank ve kariyerler, Ardahan’a girene kadar olayların önü alınmaz
İlçede olaylar bu şekilde gelişirken, öldü sanılarak
kanlar içinde bırakılan Davut ve babasının iniltileri anayı sevindirse
de herkes kendi canının derdine düştüğü için, yaralıları taşıyacak
araba bulunamaz. Son çare, bir Cemse’ye koyarlar Davut’u ve babasını
öyle yollarlar Erzuruma….
Hava soğuk, tükrük daha yere düşmeden donmaktadır…Bu
memlekette kara bir kış yaşanmaktadır. Ama, her yer buz keserken Davut,
ateşler içinde yanmakta, kavrulmaktadır. Baba, kendini unutmuş «Davudum»
diye haykırmaktadır.
Saatler süren bir yolculuktan sonra Erzurum’a varılır…
Davut ve babası, yoğun bakıma alınır…
Baba, sakat kalacak da olsa kurtulur…
Ama Davut şehit olur…
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.