Gaziantep'in Oğuzeli ilçesine bağlı Macar köyündendi.
1979 yılında tutuklanarak konulduğu cezaevinde dört yıla yakın yattıktan
sonra 12 Eylül adaletsizliğinin kurbanı olarak Gaziantep Cezaevi'nde
31 Ocak 1983 sabahı karşı asılarak şehit edildi.
"Kendi ağzından"
"Hakime küfrettim. Hakim put! Vicdanı adaletin
görkemli sarayından, sarayın mücerret bekçisinden, görünmez koruyucularından
azade.. Kişiliği silik...
Benim böylesi muğlak bir kişilikten ne alıp veremediğim
var?
Baktı önündeki yazılı müeyyidelere, kırdı kalemi.
Küçük dilinin dönmesi ile çıkardığı kahkahayı duydum. Onun haline
güdüm. Güya sinsi gülüyor.
O kim, bilmem ne maddesi kim? Her şeyin vasıta olduğu
bu dünyada, oluşlara basamaklık edenlere kızmaya hiç gerek yok.
Doğru olan, gücün ve tedbirin kar etmediği yerde
durup tevekkül etmek, her daim ona sığınmaktır. Karanlığı aydınlık
bilmek, mutlu olmasını öğrenmektir.
Her zaman ve mekanda Yüce Allah'a dayanmak biricik
yol. Tabii yol bilene!
Allah'a iyi bir kul olmalıyım. Bütün uğraşım, çabam
bu yönde olmalı. Şayet nasipse şahadet şerbeti içmek, beni bu mertebeye
getiren mazimle Övünmeliyim.
Şehid olmak her er kişiye nasip değil! Bil kıymetini!
Bu büyük mertebeye ulaşmak için, Allah'ın sevgilisinden,
Bedir harbine katılmak için izin isteyen sahabenin çırpınışları unutulur
mu?
Cennet müjdelenmiş. "Ağaçları altında ırmaklar
akan" güzide köşeler...
Hakikat bu!
Geçici zevklerin süslediği ve hayal olarak hafızalarda
silikleşen, anlık dürtülerin ürünü, anlık süprüntülerin ne ehemmiyeti,
ne kıymeti vardır?
Mutlak mutluluğa gark olmak varken, izafi saadetin
çeşnisine kapılıp, kanmak, kandırılmak ne ayıp bir şey! Çok kötü bir
hali
Hayır! kanmadım, kanmayacağım.!
O gün yeniden dirilişimdir, pak ve saf halimle. O
an ölmek değil, yaşamaktır.
"Allah yolunda ölenleri ölü bilmeyiniz... Onlar
diridirler!
"... Onlara cennet müjdelenmiştir."
Virajı dönmek ve has bahçesinin güllerini derlemek...
Derleyeceğim renk renk gülleri sonra da koklayacağım doyasıya..
Ben ilk değilim. Uzayan zincirin bir halkası olacağım.
Ardım sıra bu zincirin bir halkası olabilmek için didinenler, çalışanlar
çok. Heyecanlı bekleşen kalabalık var.
Allah'ın eli! Bu davanın üzerinde.
Tökezlemek, sürünmek, yakalanmak yok.
Sinemiz demir, yüreğimiz çelik, kötülükleri boğmak,
iyilikleri yaşatmak İçin hep mücadele, hep mücadele... Bir an olsun
bile gaflet uykusunda kalmak yok.
Gafleti sevmek, şeytanın çelmelerine kanmak ölümdür.
Gerçek Ölüm!
Doğruyu insanlara duyurmak için savaşmak lazımdır...
Anam köyde. Son günler sık sık rüyama girer oldu.
Ağlamaz anam hep güler. Bir şehid anası olacak, keyfi bu yüzden. Heyecanı,
gönlündeki haz ılıklığı bu sebepten...
Titrer anam, elleri ile bazı kereler yüzünü örter.
Ben idam sehpasına yürürken anam karalar bağlamaz. Bilir, inanır ki,
oğul ölmedi, yaşıyor. Bu dünya hancıların konakladığı bir misafirhane.
Buradan göç eden bir başka alemde, ebedi yurt evinde
yaşar.
Anam yeşil yemenisini hiç başından eksik etmez. Allah örtünün dediği
için Örtünür. Anam ülkü sahibi yiğitleri över.
Babam da öyle.Babam süslü hayat yaşamak uğruna zillet,
illete boyun eğen bel kıvıran, yılanlaşan insanları sevmez.
Kötülerin baş düşmanıdır.
insan Allah'a inanmadıkça, yüce ülküleri yakalamak
için cehd ve gayret sarfetmedikce o adama insan denmez.
Hele halife hiç denmez. Her adam insan değil, her
insan da halife değil! Bu biline!
Sabırsızım, içimde sevinç coşkusu, kulaklarımda Kur'an
kıratı... Ben uçmak istiyorum, uzaklara, pak mekanlara, gül ekenlere,
çiçek dikenlere uçmak...
Bükülmeyeceğim, kırılmayacağım. Bu emanet olan "ben"i
yüce yaradanıma helali ile teslim edeceğim.
Ölsem bile ölmeyeceğim. Varın siz anlayın!
Ben insanlara dayanmadım ki, yıkılayım, insancıklardan
medet ummadım ki, zarara ziyana gireyim.
Ezel ve ebed olan Yüce Mevla'ya gönül verdik.
Onun içindir ki, bu dava sönmez, bitmez, çapulcuların
çökmesinden, kaçmasından etkilenmez...
İlay-ı kelimetullah! diyen diller lal olmaz.
Allah diye inleyen güller solmaz.
Tekbir getiren, teşbih eden güller solmaz.
Susmayacak Hakk'ın dili!"