Elazığ'lı olup 21 yaşındaydı. Ailesi ile birlikte
Almanya'da bulunuyorken, Türkiye'ye vatanına dönmüştü. Elazığ'da cereyan
eden bu olaya adı karıştığı için tutuklandı ve 12 Eylül Mahkemeleri'nde
yargılanarak idam cezasına çarptırıldı. 4 Haziran 1981 günü sabahın
erken saatlerinde Elazığ kapalı Cezaevi'nde asılarak şehit edildi.
Ailesi Almanya'da rızk peşinde. Oğullan idam talebiyle
mahkeme önünde...
Avukatı yok. Barolardan bir tek avukat bu davayı
üstlenmek istememiş.
Bu davaya girmeme hususunda Elazığ Barosu ittifak
etmiştir.
Gayeleri yalnız ve yalnız Allah rızasını kazanmak
olan bu insanların karşılaştıkları meşakkatlerde, tek dayandıkları
yüce Allah olmuştur.
Bu daire dışında söylenen lafızların hakikat değeri
koskoca bir hiçtir.
Gayesinin gereği kimselerden medet ummuyor.
Dili döndüğünce, gücü yettiğince kendini mahkeme
önünde savunuyor.
Ne var ki, bir kişiyi öldürmekten sanık Cevdet için
karar idamdır.
Onca insan kıyımında makine rolü oynayan marksist
yaftalı hainlerin ufacık ufacık cezalarıyla köşe döndükleri hayretle
anılacak bir vakadır.
Mazlumların ahlarının yerde kaldığı görülmüş müdür?
Bir zamanlar tilki ve köpek ulumaları ile evlerinden
çıkmayan zevatlar devir değişir değişmez aslan postuna bürünerek,
gerçek kahramanları kötülüme ve karalama yoluna gitmeleri, düşünen
insanlar için ders çıkarılacak bir olaydır.
Cevdet çıkacağına inanıyor. Elazığ Kapalı Cezaevi'nin
yapısı isteyen bir insan için, birtakım riskleri göz önüne alarak
kaçmaya müsaittir.
Cevdet bu yolu düşünmemiştir. Bağımsız milletin bekası
için var olan mahkemeler bulunduğuna göre, isnad edilen eylemin kefareti
ağır olmayacaktır
Böyle düşünüyor.
Onunla yakın teması olan yetkililerin ifadesi ile:
O isteseydi kaçabilirdi. Kafasında böyle bir düşüncesi yoktu. Çünkü
inanıyordu. Çünkü ağır bir yükün altına gireceğini ümit etmiyordu..
itimadı ve güveni havada kaldı
Karar: idam!
Bu safhadan sonra babası Almanya'dan dönüyor. Oğlunun
uğradığı haksızlığı ortadan kaldırmak için didiniyor, çırpınıyor...
Bütün gayretler nafile!
Karar değişmiyor.
Cevdet Allah'a yaslanmış, kimseden menfaat ummuyor.
Yola çıkanların aklında ve gönlünde sadece, Allah'ın hoşnutluğunu
kazanma düşüncesi vardı...
Daha sonraki gelişmeler onu yalnızlığa itmişse de,
o hiçbir zaman moral bozumuna uğramamış, hep dik ve vakarlı olmasını
bilmiştir.
Boynuna takılacak ipe tıpkı diğer gönüldaşları gibi
yürümüştür.
Zaman zaman kendi kendine tekrarladığı bir söz:
"Ya Rabbi gayem senin rızanı kazanmaktır. Dünyalık
hırs ve mevki benden uzaktır. Ben insanlara dayanmadım. Ben insanlardan
yardım dilenmedim. Ben beni iyi görsünler, iyi desinler, övgüye tabi
tutsunlar diye bu davanın içine girmedim. Bana uygun gördüğün yükten
hoşnutum.
Günahlarımı affeyle, iki dünyamı da mamur ve müreffeh
eyle!"
İman dolu yüreği, onu şehidler kervanına katmıştır.