Samsun cezaevin de hareketli günler yaşadığımız bir
dönemde, idam cezası almış birisi yeni geldiği muvakkat koğuşundan
ülkücülerin yanına geçmek istediğini söylemiş, gardiyanlar da durumu
bize ilettiler... İsmini duymamıştım, Balıkesir Cezaevi'nde bizim
arkadaşlarla birlikteymişler ve bu sebeple ülkücü camia ile haşır
neşir olduğundan yanımızda kalmak istiyordu... Koğuşa aldık... Kan
davası yüzünden iki kişiyi öldürmüş ve tutuklu olarak kaldığı Balıkesir
Cezaevi'nden Amasya'ya ve sonrasında Samsun'a sürülmüştü... Hapishane
de otuzar kişilik üç ayrı koğuşumuz vardı... Biz başkan olduğumuzdan
merkez konumunda olan 12. Koğuş'ta kalıyorduk ve Şehabettin'i oraya
aldık...
Onun idamdan kurtulmak veya en azından biraz daha
süre kazanmak için bir fikri vardı. Şayet hapishanede birini vurursa
açılan yeni mahkeme sayesinde bir müddet daha idamı uzayacak ve muhtemelen
çıkacak bir afla kurtulacaktı. Eşber Yağmurdereli isminde örgüt davalarından
tutuklu namlı bir avukat vardı. Örgütçü ağmaydı. Onu vurmayı teklif
etti.
-Gözleri görmeyen birini vurmak sana yakışmaz kardeşim.
Vuracaksan kırkayak gibi büyük bir gayret içerisinde, ülkemizin altını
oymaya çalışan bir haşereyi vur da hayrı olsun bari, dedim.
Günler geçiyordu...
Bir gün bahçe de volta atarken Şahabettin bana dönerek;
-Hoca, belki yakında idam olacağım ama gözüm arkada
kalmayacak... Çünkü ben Ülkücü kardeşlerim sayesinde, kendimi yeniden
buldum... "Bir ben vardır bende benden içerü" demiş Yunus,
bende o beni buldum... Artık huzur içindeyim rahatladım... Ülkücü
Harekete minnet borçluyum...
Ovalı'nın bu samimi konuşması beni gerçekten çok
etkilemişti...
Bu kardeşimiz daha sonra sürgün edildiği Sinop Cezaevinde,
12 Haziran 1982 tarihinde asılarak idam edilmiştir...
Şahabettin Ovalı , hapishanede ülkücü olmuş imanlı
ihlaslı ve dürüst bir arkadaşımızdı...