Unutmak Tükenmektir !

Yaşatmak İçin Can Veren Bir Kahraman

HÜSEYİN GÜVEN
   

 

Samsun cezaevine geldiğimizde on kişi olan ülkücüler hem zalim idareye, hemde sistemin örtülü ayakları olan şer örgütlerinden yüz kişiye karşı amansız bir savaş veriyorlardı. Bir'e on, böylece yurdun her tarafında olduğu gibi burada da, ilay-ı kelimetullah davasının bir avuç neferi, on katına karşı ayakta kalma mücadelesi veriyorlardı. Bizim İstanbul'dan sağlam bir ekiple gelmemiz, düşmana korku, arkadaşlarımıza sevinç getirmişti.

Dışarıda (Samsun) hergün üç-beş kişinin öldüğü dehşet bir vuruşma vardı. Bizim güçlü bir kadroyla Samsun'a gelmemiz dışarıdaki mücadeleyi de lehimize etkilemişti. Bu cezaevine geldiğimde 15-16 yaşlarında bir çocuk dikkatimi çekmişti. Mecbur kalmadıkça konuşmaz, hep güleryüzle bizleri dinlerdi. Duvarlara ismini yazardı Hüseyin Güven diye. Ama arkadaşları sonuna bir “me” koyarlardı, o zaman Hüseyin Güvenme olurdu ve biz hep beraber gülerdik. Hüseyin, karadeniz aksanının o tatlı, sevecen uslubuyla arkadaşlarına kızar, benim baktığımı görüncede mahcup mahcup tebessüm ederdi.

Yanakları al al, duruşu sert anadolunun bütün güzelliklerini kendi karakterinde toplamış bu yiğit, zaman zaman yanıma gelir ülke meseleleri üzerine sohbetler ederdi. Komünist unsurları ve eylemlerini irdeliyordu. Bir keresinde:

-Hocam, bu komünist örgütlerin işlerini anlamak mümkün değil. “Kapitalizme Ölüm” diyorlar ama hep sokakta ekmek peşinde koşan garip insanları vuruyorlar. Bir tane patron’a yönelik eylemlerini görmedik. Ümraniye’de beş işçiyi vurmalarını bir türlü anlayamıyorum. Patron düşmanıyız derken işçileri ortadan kaldırıyorlar.

Hüseyin genç hattâ çocuk yaşına rağmen meseleleri kökünden oynatacak tesbitler yapardı. Biz de hayranlık içerisinde onun yorumlarını dinlerdik.

Böylece haftalar aylar geçti ve ben İstanbul Selimiye askeri cezaevine nakil oldum. Ve gene o meş'um haber bana ulaşmıştı, Hüseyin şehit olmuştu.

Hüseyin tahliye olduktan bir kaç gün sonra Samsun'da 11 mart 1980 tarihinde pusuya düşürülüyor ve şehadet makamına erişiyordu. Kendinden sadece iki hafta sonra abisi Hasan Güven'de, Mart'ın 25 inde şehitler zincirinin bir halkası olacaktı.

Onüç gün ara ile iki evladını şehit veren baba Dursunali Güven'de, bu acıya daha fazla dayanamayarak, o da oğullarının ardından toprakla kucaklaşıyordu.

Yusuf Ziya ARPACIK


Ayakta arka direğe yaslanmış elleri cebinde olan kazaklı o. Ve beyaz alt eşorfmanlı Y.Z.A. arkası şu an size dönük olan bir başka şehidimiz Mehmet Salih Aksak... gene, oturanlardan Yılmaz Arabacıoğlu.


Şehadet zincirinin iki altın halkası...
HASAN VE HÜSEYİN GÜVEN



Can Verenler...