
Yaşatmak İçin Can Veren Bir Kahraman
YUSUF İMAMOĞLU, 8 HAZİRAN
1970
Bulgaristan
göçmeni bir ailenin çocuğuydu. Ailece Bursanın İnegöl ilçesinde oturuyor,
İstanbul Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümü son sınıfta okuyordu.
Fakülteye sokulmayan Ülkücü Yüksek Öğretmen Okulu
öğrencilerinin karnelerini imzalatmak üzere okuluna gittiğinde, Vural
Yıldırımoğlu, Yusuf Kayabaşı, Ali Menekşe, Feridun Şakar ve Vahram
Apik isimli komünist anarşistlerin öncülüğünü yaptığı silahlı grubun
yaylım ateşine maruz kalarak ağır yaralandı.
Okulun dışında gruplar halinde toplanan komünist
militanlar, ambulansı içeri sokmadıkları için hastahaneye zamanında
götürülemeyerek kan kaybından şehit düştü.
Cenazesi, Bursa Emirsultan Mezarlığına defnedildi.
Şehit olduğu zaman cebinden 35 kuruş para çıkmış
ve otopsi sırasında da üç gündür hiç bir şey yememiş olduğu tesbit
edilmiştir.
Görüntüler;

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Yusuf İmamoğlu'nun şehit edildiği
kat


Tam burada yere düştü... 339 nolu odanın önü...
YUSUF İMAMOĞLU DA ŞEHİT DÜŞTÜ
"Yusuf İmamoğlu Türk İslam davasının ne ilk,
ne de son şehididir. Aziz şehidimiz Yusuf İmamoğlu'nun ve diğer şehitlerimizin
hesabı bir gün sorulacaktır." Başbuğ Türkeş
(8 haziran 1970 Marmara Öğrenci Lokali)
İstanbul Ülkü Ocaklar Birliğinin önde gelen alperenlerinden
olan İmamoğlu, yiğitliği, gözüpekliği, komandoluğuyla tanınmış ülkücü
öğrenci Yusuf İmamoğlu, 8 Haziran 1970 günü komünistlerin işgali altında
bulunan Edebiyat Fakültesinin koridorlarında silahlı kızıl bir çetenin
saldırısı sonucu aldığı kurşun yaralarıyla şehit düşüyordu.
Şehit İmamoğlunun yapılan otopsi raporundan 24 saattir
yemek yemediği açıklanıyordu. Cebinden ise 35 kuruş para çıkıyordu.
O ne burjuva bir ailenin sosyetik çocuğu, ne de Amerikan ve yabancı
kolejlerde okuyan batı kültürüyle yetişmiş fakirlik ve fukaralık edebiyatı
yapan sosyalistlerin züppe çocuğuydu. O Bulgaristandan Türkiyeye gelen
yoksul bir ailenin evladıydı.
İmamoğlunun şehit düşmesini müteakiben binlerce ülkücü
öğrenci İstanbul sokaklarında protesto gösterilerinde bulundu.
Yusuf İmamoğlunun şehid edildiği günün akşamı MHP
Genel Başkanı Alparslan Türkeş Marmara öğrenci yurdunda bir konferans
vermiş ve Yusuf İmamoğlunun şehadetine temasla: "Yusuf İmamoğlu
Türk İslam davasının ne ilk, ne de son şehididir. Aziz şehidimiz Yusuf
İmamoğlunun ve diğer şehitlerimizin hesabı bir gün sorulacaktır."
demişti.
İki bini aşkın dinleyice hitap eden Türkeşin konuşması
sık sık, "Kan... Kan... İntikam... İntikam.." sözleriyle
kesilmiştir. Türkeş bu sözlere karşılık: "Komünistler milliyetçi
bir gencimizi daha kahpece vurdular. O, Türk Milletinin edebiyete
kadar intikal etmesi davasını savunan bir gençti. Davası uğrunda,
vatan ve millet yolunda şehit oldu. Bizim inaçlarımıza göre, o, en
yüksek mertebe olan şehitlik mertebesine ulaştı. Dün benim bir Yusufum
vardı. Bu gün hepiniz Yusufumsunuz. O, bu din için, millet için bu
vatan için can verdi. Ona kurşu sıkan ellere, ona fırsat veren kafalara
lanet olsun." demişti.

Devlet Gazetesinin Şehit İmamoğlunu kapak yaptığı
15 Haziran 1970 tarihli, 63. sayısı
YUSUF İMAMOĞLU
Emine Işınsu, Devlet,
15 Haziran 1970, Sayı : 63
600 yıl süren o muhteşem destanın dirilmeğe başladığı
yeşil Bursamızdanmış: İnegöl kasabasında doğmuş. Öyle de fakirmiş
ki, su satarak okumaya çalıştığı zamanlar bile olmuş... Yüreğinin
bir köşesinde Kara Osman Beyin akıllığını ve Sultan Muratın merhametini
yerleştirmiş. Millet düşmanları Onu, altı aydan beri hep tehdit edermiş,
yine de silah taşımazmış. Öldürüleceği sık sık aklından geçermiş ama,
vurmağa kıyamazmış....
Henüz gencecikti, taze bir fidan gibiydi; büyüyecek,
kocaman bir çınar olacaktı. Bırakmadılar! Şimdi yüreğime kurşun misali
bir ağırlık çkmüş, çaresizliğimin acısında boğulacak gibiyim. Önümdeki
kağıda da, kalemimin ucunda çırpınan kelimelere de kahrediyorum. Emine
bacısı, İmamoğlu kardeşinin şehitliğine ağıt yazacak ama neye yarar
ki! Memleketin yüksek mefaatları diyoruz; kardeş kavgası felaket getiri,
diyoruz; "siz de vurun!.. demeğe dilimiz varmıyor!" Peki,
ne yapacağız? Milletimizin belki de son umudu genç yiğitlerin yıkılışlarını
seyrederek zaman mı tükedeceğiz? Ve yaşamaktan utanmıyacak mıyız?
Doğrudur tabii, kardeş kavgası felaket getirir. İyi
ama, "kardeş" nerede ki! Yusuf İmamoğluna kıyanlar, bırakın
kardeşliği, herhangi bir düşmanın haysiyetinden bile uzaktırlar! İmamoğlunun
şehit düşmesi olayında öyle müthiş bir hainlik var, öylesine anlaşılmaz
ve anlatılamaz. Bir kin var ki, vahşetin her türlüsünü mumla aratır.
Gazetelerde okuduğum vakit inanmak istememiştim; sonra araştırdım,
meğerse doğru imiş: İmamoğlu, hemen ölmemiş. Çevresinde yavaş yavaş
büyüyen bir kan gölcüğü yatıyormuş. Hastaneye haber salınmış, derhal
ambulans göndermişler ve birileri çıkmış, fakültenin kapılarını tutmuş,
ambulansın yanına gitmiş, can kurtarmaya gelenleri önce paylamış,
sonra da kovmuşlar! "Kim çağırdı sizi, demişler, ihtiyacımız
yok, dönün!" Ve yiğit Yusuf, öz vatanın da garip Yusuf, kanını
tükete tükete dünyasını değiştirmiş. Canavarlık mı bu o bile değil!
Çirkin, küçültücü, insanı insanlığından utandırıcı bir şey!
Affet beni Allahım, kulun böylesini niye yarattın!
Ölmenin vazife öldğrmenin hak sayıldığı tek yer savaş meydanlarıdır.
Ve savaşta, yaralı düşmana silah çekilmez, hemen tedavisine koşulur.
Sağlık ekiplerinin yardımını önlemek savaş kanunlarında bile suçtur.
Ve İmamoğluna yapılanlar, aslında açık bir işarettir. Beyni yıkanmış
bir zümrenin, insanlık ölçülerinde tamamen saptığını gösterir. İmkan
ve fırsat buldukları vakit, Lenin ve Mao sosyalizmi ardına nasıl bir
kavga vereceklerini gösterir. Ders bir değil çoktur, gizli değil,
açıktır. İbret almakta gecikilmesine tahammül yoktur.
İmamoğlunun artık bize ihtiyacı kalmamıştır. Şimdi
o, Bir hilal uğruna" batan "güneşler"in yanındadır.
Şehit kardeşi Süleyman Özmenle eleledir. Yüreğimizdeki acı Süleymanlardan,
Yusuflardan gelir ama, endişemiz cümle Bozkurtlar içindir; Türklüğün
son bağımsız kalesi bu mübarek topraklar içindir... Gayri söze ne
hacet..."

İmamoğlu, ülküdaşlarının tekbir sesleri eşliğinde araba vapuruyla
Bursadaki ebedi istiratgahına uğrlanırken...
Türk - İslam davasının yılmaz bir eri olan Yusufu
da vurdular. Hemde kahpecesine, alçakcasına arkadan vurdular. Yusuf
gençti, güzeldi, bilgiliydi ve herşeyden evvel Hak yolunun savaşçısıydı.
Yusuf Allaha inanıyordu ve Türktü. İşte bütün suçu buydu rahmetli
kardeşimizin. Bunun içinde Türk olmayan, Allaha inanmayan komünist
kürtçü piçler tarafından şehit edildi.
Yusuftan evvel bir Bahrettin Dedeşan, Mustafa Kahraman,
Kenan Ertürk, Mustafa Bilgi, Ruhi Kılıçkıran ve Süleyman Özmende şehit
edilmişti. Tam 7 şehit verdik. Onlar canlarını vererek, vatana ve
Allaha karşı borçlarını ödediler. Ya biz ne yaptık?
Müslüman Türkoğlu düşün bunu hemde çok iyi düşün!...
Cevap ara!... Kendi kendine ver, bu sualin cevabını. Hiç olmazsa vicdanının
sesini dinle!...
Büyük Türk Milleti!
Sözde bağımsızlık ve demokrasiden yana olduğunu söyleyen
anarşist komünist uşakların kurşunlarına hedef olan Yusuf İmamoğlunun
suçu nedir: Türk ve müslüman olması, Türk milletini, vatanını çok
sevmesi, okuyup milletine ve vatana faydalı olabilmek arzudur.
Biz Türk Milliyetçisi Ülkücü Gençlere sıkılan bu
kurşunlar aslında Türk Milletine atılmıştır. Bu anarşist çapulcuların
sıktığı ilk kurşun değildir. İçindeki Türklük ve islam ateşi alevlenmedikçe
bu kurşunlar devam edecektir."
Ankara Ülkü Ocakları Birliği
Haziran 1970
AZİZ MİLLETİM
8 Haziran 1970, Pazartesi günü Edebiyat Fakültesi
asistanları odası eli silahlı komünist anarşitler tarafından tecavüze
uğramıştır. Bir doçent ve iki arkadaşımız silahla tehdit edilerek
hırpalanmış, dersine girilen bir profesör de hırpalanarak yaka paka
dışarı çıkarılmıştır. Bu tecavüzleri haber alan öğrenciler koridorda
kaçışmışlardır. Ancak koridorun iki tarafından ateş eden komünistler
asistanlar odasının kapısı önünde duran YUSUF İMAMOĞLU
adındaki öğrenciyi başından vurarak şehit etmişlerdir. Yaralı
öğrenci koridorda 23 dakika kanlar içinde yatmış, komünistler ambulansı
içeri bırakmamışlardır. Silahlar patlar patlamaz polise ve valiye
telefon edilip yardım istendiği halde ancak birbuçuk saat sonra polis
gelebilmiştir. Bu yüzden mütecavizler silahları ellerinde olduğu halde
komünist marşlar söyleyerek uzaklaşmışlardır. Biz bu hain manzarayı
Türk Milletine, kendimizi tamamıyla yalnız ve himayesiz hissedildiğimizi
esefle ilan ediyoruz. Ne devlet kuvvetleri ne de adliye bizim can
emniyetimizi temin edememektedir. Kahraman Milletimizi kendisine bağlı
evlatlarını müdafaaya davet ediyoruz.
İmamoğlunun şehadetinden sonra Edebiyat Fakültesi
asistanları Cumhurbaşkanına, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine
ve Genel Kurmay Başkanına aşağıdaki telgrafı çekmiştir.
"Komünist anarşistlerle, Kürtçüler bugün Edebiyat
Fakültesine baskın yaparak bir öğrenciyi daha şehit etmişlerdir. Yaralı
öğrenci koridorda 25 dakika kanlar içinde yattığı halde silahlı zorbalar
ambulansı dahi içeri bırakmamışlardır. Hocalar da odalarında kurşunların
tehdidi altında iki saat mahsur kalmışlardır. Müteaddit müracatlarımıza
rağmen polis ancak silahlı mütecavizler kaçtıktan birbuçuk saat sonra
gelebilmiştir. Durumu arz eder, devletin bizim can emniyetimizi sağlanmasını
dileriz. Saygılarımızla."

Bursa... Emirsultan Mezarlığı...
