Unutmak Tükenmektir !

 

 

 

Yusuf Ziya ARPACIK

BÜTÜN YAZILARI

 

27 Şubat 2008

TÜRKÜN ŞANLI ZAFER'İ

‘Yaşayan Şehit’ derlerdi eskiler. O, zaten hayatta iken can vermişti. Evet, Binbaşı Zafer Kılıç… Şehitlerin Serdarı…

Kardeşim Zafer!..

Seni ne zamandan beri tanıdığımı hatırlamıyorum doğrusu… Sanki Erzurum Gavurboğan mahallesindeki evde peş peşe büyümüştük.

Harp okulunu bitirdiğin günden beri dağlardaydın. Ateş hattında ayak basmadığın bir avuç toprak, başında mola vermediğin bir deli ırmak kalmamıştı. Yalçın dağların dorukları, dere yataklarının kuytu köşeleri seni çok iyi tanırdı.

Ziyaretine gelmiştik geçen yaz. Şiir gibi derler ya hani, Eğridir’de dağdan aşağı bize doğru inişin canlanıyor gözlerimin önünde. Sen mi, iniyordun yoksa dağ mı yürüyordu ayırmak zordu gerçekten. Postalların yere her bastığında arşıâlâda bir patlama oluyordu sanki. Askeri kıyafetin de Şehitliğin gibi ne kadar da yakışmıştı sana. Çamurda, karda, yağmurda nasıl da temiz kalırdı üniformaların. Arazi postalların, sivri tepelerde değil de sanki kaldırımda yürümüşsün gibi pırıl pırıldı. Belinde sallanan komando bıçağına takıldı gözüm. Sen anlardın. Hemen palaskanı çözmek için hamle yaptığında yemin ettirdim. “Vallahi almam” dedim. Yine de çok ısrar etmiştin. O ara parmağıma göz attın. Hediye ettiğin yüzüğü arıyordun anlaşılan. Edep ve haya timsaliydin, sormadın niye yok diye. Evet kardeşim, Şehit olduğunu bir saat sonra öğrendiğimde yüzüğünü itinayla sakladığım kutusundan çıkardım. Seni toprağa koyarken alnından öptüğümde parmağımdaydı. O ne güzellikti yarabbi!.. Sanki güneş kefenden doğmuştu. Bir yandan kanın akmaya devam ediyordu.

Bir silah arkadaşın anlatıyor Kocatepe’nin avlusunda; “Uçaktan atlar, uzun bir süre paraşütünü açmazdı. Aşağıdakiler âdeta yalvarırdı ‘paraşütünü aç diye. Neden sonra paraşütünü açarak hedef noktaya kartal gibi süzülür, merdivenden iniyormuşçasına postallarını yere koyardı.”

Savaştıkça güzelleştin, savaşı da güzelleştirdin. Kimseye bir iş bırakmazdın. Kendi intikamını yine kendin, hem de peşinen almıştın. Zafer can, ‘Kırklara karıştın’ fakat senden kurtulduklarını zanneden soysuzlar, Zafer’in keskin Kılıcını enselerinde gördükleri zaman Şehitlerin neden ölmediğine bir kere daha tanık olacaklardır.

Sensiz doğacak güneş ne kadar kara bahtlıdır!.. Zap suyu bu acıya nasıl dayanır, Herekol, Gabar, Cudi seni görmeden güneşin doğuşuna nasıl katlanır bilmiyorum doğrusu. Kar artık beyaz değildi Zap alanında. Kar kırmızıydı. O tertemiz kanınla nasıl da boyadın tonlarca karı.

Telefonumda kayıtlı mesajlarına bakıyorum seni son yolculuğuna uğurlamaya gelirken. Cümlelerin kısa ve net. Biliyorum zamanın yok. Yine de bir fırsatını bulup yazmışsın. “24.10.2007 saat 09.04.22 Gabar Karadağ’da operasyondayım.” Allahtan birkaç mesajını kaydetmişim. “28.09.2007 saat 21.26.04 Pervari Herekol dağından selam olsun bayrak sevdalılarına.”

Sen kızın Ecem’i, biricik Yağız’ı hiç görmedin mi be Zafer!.. Bu nasıl sevda ki bütün sevdaları her yandan kuşatmıştı!.. Eve bir gelişinde “çocuk tanımadı” diyordun.

Osman Batur’la oynadığın bizim evdeki koltuk kutsallaştı artık. Oraya Şehit olduğun gün bir bayrak koymuş yavrukurtlar.

Senin yokluğun varlığın oldu kardeşim!.. Biz kesilerek büyüyen, can vererek dirilen bir altın neslin ahfadıyız.

Haberlerin en karasını aldığım an yola çıkmak için senin de tanıdığın bir hemşehrini aradım. Olay çok tazeydi. Siirtteki birliğinden de teyidini aldıktan sonra hazırlandık. Yanıma gelen Elazığlı, senin Şehit olduğunu öğrenince bir müddet kımıldamadan kala kaldı. Neden sonra kendine gelince telefonla yakınlarını arayarak iki saat önce dünyaya gelen çocuklarına Zafer Kılıç ismini verdiğini söyledi.

Senin okyanus dalgaları kadar kabarık olan coşkun ruhun, genç Zaferlerin bedenlerinde hayat bulmaya devam edecektir.

Zaferler ayı sadece ağustos değildir artık, bundan sonra Şubat’ta bir Zafer ayı olarak hafızalarda yer edecektir.

Bu kadar konuştum seninle, sen de bir şeyler söyle desem mutlaka şöyle cevap verirdin:

Dost, düşman şu tartışılmaz gerçeği çok iyi bilsin ki; Türk’te Zaferler bitmez!..

Yusuf Ziya ARPACIK

Görüntüler;


Olsun be ana!.. Vatan sağolsun!..
Ana, ağlama gayrı,
Tenime dokunuyor gözyaşların...
Ürperiyorum...
Son uğurlayışın değil ki bu.
Savaş yeni başlıyor daha.
Değişen sadece, sadece ardımdan okuduğun Ayete' el kürsi yerine, şimdi fatiha...
N'olur Ana yetişir. Kapanma tabutumun üzerine bu kadar, kapanma Ana...
Yıldızları göremiyorum...


Yusuf Ziya Arpacık, Kadir Mahir Damatlar


TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt


Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anyasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Şehidin emaneti Yağız Kılıç


Yusuf Hoca, Şehidin babası Ahmet Kılıç ve kardeşi Atilla Kılıç


Şehit evlatları Yağız ve Ecem Kılıç


Erdem Karakoç lokma böldüğü Zafer Binbaşı'nın yanıbaşında


Kadir Mahir Damatlar bir canını kaybetmişti


Yusuf Ziya Arpacık, Şehidin alnından öpüp onu kabre bıraktığında, Zafer Binbaşının al kanı akmaya devam ediyordu


Zafer Kılıç'ın, yıllar önce parmağından çıkartıp Yusuf Ziya Arpacık'a verdiği anlamlı bir hatıra...

Arpacık, bir kutuda itinayla muhafaza ettiği bu muhteşem yadigârı, Şehitler Serdarı'nın Şehadet haberini alınca parmağına taktı.



Can Verenler...