27 Şubat 2008
TÜRKÜN ŞANLI ZAFER'İ
‘Yaşayan
Şehit’ derlerdi eskiler. O, zaten hayatta iken can vermişti. Evet,
Binbaşı Zafer Kılıç… Şehitlerin Serdarı…
Kardeşim Zafer!..
Seni ne zamandan beri tanıdığımı hatırlamıyorum doğrusu…
Sanki Erzurum Gavurboğan mahallesindeki evde peş peşe büyümüştük.
Harp okulunu bitirdiğin günden beri dağlardaydın.
Ateş hattında ayak basmadığın bir avuç toprak, başında mola vermediğin
bir deli ırmak kalmamıştı. Yalçın dağların dorukları, dere yataklarının
kuytu köşeleri seni çok iyi tanırdı.
Ziyaretine gelmiştik geçen yaz. Şiir gibi derler
ya hani, Eğridir’de dağdan aşağı bize doğru inişin canlanıyor gözlerimin
önünde. Sen mi, iniyordun yoksa dağ mı yürüyordu ayırmak zordu gerçekten.
Postalların yere her bastığında arşıâlâda bir patlama oluyordu sanki.
Askeri kıyafetin de Şehitliğin gibi ne kadar da yakışmıştı sana. Çamurda,
karda, yağmurda nasıl da temiz kalırdı üniformaların. Arazi postalların,
sivri tepelerde değil de sanki kaldırımda yürümüşsün gibi pırıl pırıldı.
Belinde sallanan komando bıçağına takıldı gözüm. Sen anlardın. Hemen
palaskanı çözmek için hamle yaptığında yemin ettirdim. “Vallahi almam”
dedim. Yine de çok ısrar etmiştin. O ara parmağıma göz attın. Hediye
ettiğin yüzüğü arıyordun anlaşılan. Edep ve haya timsaliydin, sormadın
niye yok diye. Evet kardeşim, Şehit olduğunu bir saat sonra öğrendiğimde
yüzüğünü itinayla sakladığım kutusundan çıkardım. Seni toprağa koyarken
alnından öptüğümde parmağımdaydı. O ne güzellikti yarabbi!.. Sanki
güneş kefenden doğmuştu. Bir yandan kanın akmaya devam ediyordu.
Bir silah arkadaşın anlatıyor Kocatepe’nin avlusunda;
“Uçaktan atlar, uzun bir süre paraşütünü açmazdı. Aşağıdakiler âdeta
yalvarırdı ‘paraşütünü aç diye. Neden sonra paraşütünü açarak hedef
noktaya kartal gibi süzülür, merdivenden iniyormuşçasına postallarını
yere koyardı.”
Savaştıkça güzelleştin, savaşı da güzelleştirdin.
Kimseye bir iş bırakmazdın. Kendi intikamını yine kendin, hem de peşinen
almıştın. Zafer can, ‘Kırklara karıştın’ fakat senden kurtulduklarını
zanneden soysuzlar, Zafer’in keskin Kılıcını enselerinde gördükleri
zaman Şehitlerin neden ölmediğine bir kere daha tanık olacaklardır.
Sensiz doğacak güneş ne kadar kara bahtlıdır!.. Zap
suyu bu acıya nasıl dayanır, Herekol, Gabar, Cudi seni görmeden güneşin
doğuşuna nasıl katlanır bilmiyorum doğrusu. Kar artık beyaz değildi
Zap alanında. Kar kırmızıydı. O tertemiz kanınla nasıl da boyadın
tonlarca karı.
Telefonumda kayıtlı mesajlarına bakıyorum seni son
yolculuğuna uğurlamaya gelirken. Cümlelerin kısa ve net. Biliyorum
zamanın yok. Yine de bir fırsatını bulup yazmışsın. “24.10.2007 saat
09.04.22 Gabar Karadağ’da operasyondayım.” Allahtan birkaç mesajını
kaydetmişim. “28.09.2007 saat 21.26.04 Pervari Herekol dağından selam
olsun bayrak sevdalılarına.”
Sen kızın Ecem’i, biricik Yağız’ı hiç görmedin mi
be Zafer!.. Bu nasıl sevda ki bütün sevdaları her yandan kuşatmıştı!..
Eve bir gelişinde “çocuk tanımadı” diyordun.
Osman Batur’la oynadığın bizim evdeki koltuk kutsallaştı
artık. Oraya Şehit olduğun gün bir bayrak koymuş yavrukurtlar.
Senin yokluğun varlığın oldu kardeşim!.. Biz kesilerek
büyüyen, can vererek dirilen bir altın neslin ahfadıyız.
Haberlerin en karasını aldığım an yola çıkmak için
senin de tanıdığın bir hemşehrini aradım. Olay çok tazeydi. Siirtteki
birliğinden de teyidini aldıktan sonra hazırlandık. Yanıma gelen Elazığlı,
senin Şehit olduğunu öğrenince bir müddet kımıldamadan kala kaldı.
Neden sonra kendine gelince telefonla yakınlarını arayarak iki saat
önce dünyaya gelen çocuklarına Zafer Kılıç ismini verdiğini söyledi.
Senin okyanus dalgaları kadar kabarık olan coşkun
ruhun, genç Zaferlerin bedenlerinde hayat bulmaya devam edecektir.
Zaferler ayı sadece ağustos değildir artık, bundan
sonra Şubat’ta bir Zafer ayı olarak hafızalarda yer edecektir.
Bu kadar konuştum seninle, sen de bir şeyler söyle
desem mutlaka şöyle cevap verirdin:
Dost, düşman şu tartışılmaz gerçeği çok iyi bilsin
ki; Türk’te Zaferler bitmez!..
Yusuf
Ziya ARPACIK
Görüntüler;


Olsun be ana!.. Vatan sağolsun!..
Ana, ağlama gayrı,
Tenime dokunuyor gözyaşların...
Ürperiyorum...
Son uğurlayışın değil ki bu.
Savaş yeni başlıyor daha.
Değişen sadece, sadece ardımdan okuduğun Ayete' el kürsi yerine, şimdi
fatiha...
N'olur Ana yetişir. Kapanma tabutumun üzerine bu kadar, kapanma Ana...
Yıldızları göremiyorum...



Yusuf Ziya Arpacık, Kadir Mahir Damatlar

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt

Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Anyasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, MHP Genel Başkanı
Devlet Bahçeli



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Şehidin emaneti
Yağız Kılıç

Yusuf Hoca, Şehidin babası Ahmet Kılıç ve kardeşi
Atilla Kılıç

Şehit evlatları Yağız ve Ecem Kılıç

Erdem Karakoç lokma böldüğü Zafer Binbaşı'nın
yanıbaşında

Kadir Mahir Damatlar bir canını kaybetmişti



Yusuf Ziya Arpacık, Şehidin alnından öpüp onu
kabre bıraktığında, Zafer Binbaşının al kanı akmaya devam ediyordu

Zafer Kılıç'ın, yıllar önce parmağından çıkartıp
Yusuf Ziya Arpacık'a verdiği anlamlı bir hatıra...
Arpacık, bir kutuda itinayla
muhafaza ettiği bu muhteşem yadigârı, Şehitler Serdarı'nın Şehadet
haberini alınca parmağına taktı.