4 Mart 2007
Vah Evren Paşa vah!
Hasan Celal Güzel
Sevgili okuyucular, Marmaris'in gülü, 12 Eylül'ün şakıyan bülbülü
Evren Paşa'yı ibretle seyrediyorum. Paşamız 27 senedir hiç değişmedi.
Gene ilâ maaşallah her konuda fetvalar verip ahkâm kesmeye devam ediyor.
Ne diyelim, can çıkmayınca huy çıkar mı?!..
Aklıma Orhan Veli'nin, o hepinizin bildiği 'Kitabe-i Seng-i Mezar'
adlı şiir geliyor.
İlk mısralarını Evren Paşa'ya uyarlıyorum:
'Hiç bir şeyden çekmedi dünyada
Dilinden çektiği kadar'
Allah, 90 yaşının baharındaki Sevgili Paşamıza daha nice uzun seneler
yaşamayı nasip etsin. Ancak devlet işlerine dair hikmetler savurmamak
şartıyla...
Lâkin, tâ asırların gerisinden şair Nâbî, Itrî'nin muhteşem segâh
bestesinden sesleniyor:
'Tûtî-i mûcizegûyem (*) ne desem lâf değil'
(*)(Mûcize söyleyen papağan)
'Mûcizegû'nun devirdiği çamlar
Efendim, teşbihte hata olmaz. Bizim mucîze hezar ve de andelibin (bülbül)
geçmişte devirdiği çamlar Noel ağacı olarak kullanılsa, bütün Marmaris
aydınlanırdı.
Evren Paşa, çok samimî bir 'devlet büyüğümüz' idi. Herhalde emirerlerine
ve postalarına muhatap olmaktan gelen bir alışkanlıkla, her gittiği
yerde yöre halkına 'Hemşehrilerim!' diye hitap ederek fukara halkımızın
gönlünü almaya tenezzül buyururdu. Tabiî o günlerde Muğla C. Savcılığı'nın
hakkında soruşturma açacağını tahmin edemediği için, Muğlalı'ları
'Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksan Muğla'dan diye taltif buyurmuştu.
Kimbilir, belki de son demecini verdiği Sabah Gazetesi muhabirini
de Muğlalı zannetmiştir...
Lâkin sevimli Paşamızın, halk deyimlerini her zaman yerli yerinde
kullanabildiği pek söylenemezdi. Atatürk 'ün büyüklüğünü ve çok yönlü
olduğunu anlatmak isterken 'Hangi taşı kaldırsak altından Atatürk
çıkıyor' dediğini, hele Atatürk'ün 'irticacılara' kızdığını ifadeye
çalışırken 'Atatürk size hain hain bakıyor' diye hikmet buyurduğunu
hatırlayınca, şimdi bile kendimi gülmekten alıkoyamıyorum.
Ya, kadınların başörtüsü konusundaki şu eşsiz yorumlarına ne demeli?
Aynı günün sabahında Malatya'daki konuşmasında başörtüsünün gerekçesini
'bilimsel' şekilde açıklarken 'Kadınların yemek pişirirken saçlarının
tencereye dökülmemesi' olduğunu söylemiş; öğleden sonra Elazığ'daki
konuşmasında ise 'Bursa'daki Türkmen kızlarının güzelliğini örtmek'ten
dem vurmuştu.
Evren Paşa'ya ve birçok darbeciye göre halk cahildi ya; elbette her
söylenene inanırdı nasılsa... Halbuki, bizim çarıklı erkânı harplerin
eğlencesi olduklarının farkında bile değillerdi.
Tencereyi kim pisletti?
Efendim, bizim 12 Eylül mûcizesi bülbülümüzün bir sözü vardır ki,
beni hiç güldürmemiş bilakis çok düşündürmüştür.
Evren Paşa, 'Politikacılar tencereyi pisletiyorlar, her seferinde
biz gelip temizliyoruz' demişti.
İşte bu 'laf ü güzâf', Türkiye'deki militarist darbecilerin zihniyetini
en iyi şekilde ifade etmektedir. Oysa, Türk tarihi gelecekte, darbecilerin
27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de ve 28 Şubat'ta tencerenin içine
nasıl ettiklerini yazacaklardır.
Aslında bunun için uzun yıllar beklemeye de lüzum yoktur.
Sadece şu iki beyanat dahi, büyük Türk ressamı Şeker Evren Paşa'nın
tencereyi nasıl pislettiğini açıkça gösteriyor:
Türkiye Annan Planı'nı görüşüyor. Binlerce Kıbrıs Türkü'nün etnik
temizlik neticesinde can verdiği, yüzlerce Mehmetçiğin ve mücahidin
şehit olduğu Kıbrıs'ta, BM'nin gözü önünde kıyasıya pazarlık edilirken;
Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı
görevinde bulunan ve hasbel kader Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı olan
Evren Paşa, hiç de üzerine vazife olmadığı hâlde kalkıp 'Biz Kıbrıs'ta
daha sonra pazarlıkta geri veririz düşüncesiyle zaten fazla yer almıştık'
deyiveriyor.
Şimdi söyleyiniz bakalım, devlet ve memleket tencerelerini biz mi
pisletmişiz, bu aklı evvel darbeciler mi?...
DTP'nin Muğla adayı olsun
Evren Paşa'nın ikinci beyanatı, birincisinin üstüne tüy dikecek mahiyettedir.
Bir zamanlar Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü sağlama gerekçesiyle
darbe yapan Evren Paşa, öyle bir beyanat veriyor ki, terör örgütü
PKK'nın siyasî temsilcisi DTP yetkilileri bile, 'Biz bunları söyleseydik
içeri atılırdık' diyebiliyorlar.
İşte, 12 Eylül Dönemi'nde Kürtçe yasağı getiren darbeci Evren Paşa'nın
incileri: ' (Sanki aynı haklar tanınmıyormuş gibi) Kürtlere aynı haklar
tanınırsa neden ayrılmaya kalksınlar? (Sanki kardeşimiz değillermiş
gibi)
Onlara kardeş muamelesi yapmalıyız', 'Kerkük'ü işgal etmemize karşıyım',
'Türkiye'nin bağımsız Kürt devleti fikrine alışması lazım artık',
'Türkiye'de eyalet sistemine geçilebilir', 'Zana ile de görüşürüm'
vs. vs...
Hiçbirine iştirak etmediğimiz ve 90 yıllık bir ömrü sıfırlayan bu
sözlere karşı ne diyebiliriz ki?..
En iyisi Evren Paşa, DTP'nin Muğla'dan milletvekili adayı olsun.
Bizim 'devlet adamlarımız' ın(!) garip bir kompleksi var. Bazı çevrelere
hoş görünmek ve geçmişlerini unutturabilmek için 'liberal aydın' pozu
vermeye bayılıyorlar ve gülünç duruma düştüklerini farkedemiyorlar.
Nasıl Kenan Evren, bölücü Kürtçülere ve onların destekçisi olan peşmergelere
sahip çıkıyorsa, bir müddet önce Mehmet Ağar da, eşkıyayı ovaya indirip
politikacı yapmaya kalkışmamış mıydı?
Yargının garabeti
Bu arada, Muğla Savcılığı da işi gücü bırakıp, bu sözlerinden dolayı
soruşturma açmaz mı? İnsanın saçını başını yolacağı geliyor.
Evren, yıllar önce TCK'daki en ağır suçu işliyor; 'Anayasayı tağyir
ve tebdil ederek' meşru demokratik rejimi silah zoruyla darbe yapıp
değiştiriyor; savcıların yıllardır gıkı çıkmıyor. Şimdi, bir konuda
görüşlerini beyan etti diye hakkında dava açılıyor. Siz ömrünüzde
böylesine yaman bir çelişki gördünüz mü?..
Ayıp oluyor beyler, kendinizi dünya âleme rezil-rüsva etmeyelim. Bırakalım
da Evren Paşamız şakımaya devam etsin...
* * *
İlahi Evren Paşa, sen daha uzun yıllar yaşa. Çok yaşa, çok konuş da,
biz de neşemizi bulalım e mi.
İlgili
Haber