12 Eylül 2007
Sezer YOZGAT
ÜLKÜ GÜLÜMDÜNÜZ SİZ BENİM
Baharında hazanı yaşayan, tomurcukları açarken kopartılan
ülkü gülleri sizi hiç ama hiç unutmadım, unutmayacağım, unutturmayacağım!...
Yıllar vardı o kara yıllar... o yıllar aldı götürdü
bizleri onlardan... sevdalıydılar onlar gökteki al bayrağa... sevdalıydılar
türke... sevdalıydılar delice türkün cevheri aslisine... ne bu dünyada
bir gün yüzü gördüler ne diledikleri gibi yaşayabildiler gönüllerinde
turan sevdası dolanıp durdular kısacık ömürlerinde hayatının baharını
soldurmaya değecek kadar...
Emsalleri sokaklarda ellerinde kırmızı gül dağıtırken
önüne gelen sözüm ona aşıklarına sevdalılarına... onlarda severdi
onlarda insandı onların da yüreği vardı yalnız ne onlar kimileri gibi
kırmızı gülün sarı gülün ve beyaz gülün anlamını öğrenecek kadar ne
romantik aşık ne de zamanları vardı... ocakları tütecek bayrakları
dalgalanacaktı... bayrak kan ister solmamak için kan isterdi onlarda
canlarıyla damarlarındaki kanlarıyla suladılar al bayrağı... göğü
yırtarak düşman çatlatarak dalgalansın diye... kimi üniversiteliydi.
kampüslerde derslere giremez olmuştu hakkı savunduğu için hakkın mücadelesini
verdiği için, kimi vatansıza vatan dedirtmek için çıkmıştı sokaklara...
mertlerin talihi namert olurdu... onların talihi yalnız hiç mert olmayı
bilemedi... iftiralardan eyyamcıların oyunlarından mücadeleyle geçti
ömürleri.... hayatının baharındaydı onlar... daha bıyıkları terlememişti
bir çoğunun... onlar bu hareketin solmayacak gülleri kutup yıldızlarımızdır...
sizi unutmaya kalkan namertler utansın... kanın üzerinde oturulmayacağını
kanın üzerinden pazarlık yapılmayacağını bilsinler...

Yetmişli yıllar... o kuşak var ya gülmeyi mutlu olmayı
öğrenemeyen kuşak... şimdi erkek-ürkek tartışmaları yapanların yatakların
altından çıkamadıkları pencereden dışarı bakamadıkları anarşistler
var dedikleri dönemde kendilerini siper eden öz vatanlarının sokaklarında
yürürken kızıl namlularla kara toprağa düşen can veren yiğitler gamze
namzetiyle hareket eden yiğitler size ne kadar destan yazılsa azdır..
şairin deyimiyle ateşle oynayan çocuklar; kimse sizin kadar cesur
olamazdı...
Ülkede anarşi bitsin diyerek harekete geçenler gerçek
yüzlerini belli ettiklerinde daha kana doymadıkları belliydi.. karıştır
barıştır dediler hücrelerde önce ezdiler ama nafile ülkücünün derisini
yüzsen yüzüne güler elektrikler, C-5 ler derken denge unsuru gördükleri
hayatının baharında ülkü güllerini soldurman için soyundular bu defa..
tarih onları dokuz yiğit dokuz can dokuz ülkü gülü diye yazdı. Önce
Mustafa Pehlivanoğlu yürüdü yağlı ilmiğe.. o yağlı ilmiğe yürürken
o dimdik onu götürenler tir tir titrediler.. Pehlivanoğlunun anasına
yazdığı mektubunda Anam Mustafalar ölür Allah (c.c.) davası ölmez
diyerek şehadete yürüyen yiğidin mezarı defnedildiğinden 9 ay sonra
yeniden açıldığında kefeni bile sararmamış olarak görülen Mustafa
Pehlivanoğlunun yüzü gülümsüyordu ebedgahında… Senin idamında Ulucanlar
Cezaevinde yer sıkıldı gök boğuldu sanki… Şehadete yürürken bile yüzünde
gülümsemen… Ali Bülent Okran dı o çzilelerle sınadılar daha sonra
bunun akli dengesi bozuldu dedilre ilaç doktor derken kendine gelince
tamam dediler kana doymayan gözler astılar darağaçlarında. Fikri Arıkan,
idamını beklediği günlerde yemeden içmeden kesilmiş Allah’ın huzuruna
temiz çıkmak istiyorum şehadetimden sonra abdestim bozulmasın diyerek
günümüze ışık yüreğimize ışık olan Fikri Arıkan, Cevdet Karakaş, Cengiz
Baktemur, Ahmet Kerse… Hakime küfrettim hakim put Vicdanı adaletin
görkemli sarayında sarayın mücerred bekçisinden görünmez koruyucalardan
azade… kişiliği silik diyen Oğuz soyunun Kürşad yürekli çerisi Oğuzelinin
Türkmen delikanlısı Ahmet Kerse ve kana doymayan eller artık çift
asalım dediler. Manisa Ülkü Ocakları mensubu iki genç Yusuf soyluya
taktılar yaftayı Halil Esendağ ve Selçuk Duracıktı onlar. Ayrılmaz
iki arkadaş yağlı ilmiğe bile beraber yürüdüler. Sağlıklarında arkadaşlarından
kefenlerini isteyerek bilmem kaç gece o kefenle sabah eden iki gül
yüzlü. Cezaevinde koğuşta bulunan 23 ülkücüden iki kefen parası temin
edilemeyip bir arkadaşlarının ailesinin getirdiği nevresimi cezaevi
terzisine diktirerek Halil ve Selçuk’a verilişi.. Gelinliklerimiz
uzun geldi diyen Halil kim bilir Selçuk ile kaç gece Azraili beklerken
sabahladılar o gelinlikleriyle üzerlerinde… Radyodan idam edildikleri
haberini dinleyen yiğitler onlar.. Önce Selçuk yürüdüğü darağacına
ardından Halil.. Hiç evliya gördünmü diye soran olursa Halil ile Selçuk’u
gördüm diyeceğim diyen Buca Muratlı İmamı…
Son olarak İsmet Şahine kıydılar devletin askerine
kurşun sıktı (!) diyerek aslı astarı olmayan iftiraları yüzüne… Varmı
böyle bir nesil ölüme bu kadar tevekkül etmişler… İdam sehpasına gülerek
sevinerek ben Hakka kavuşuyorum diyen dokuz can, dokuz gül… Gül yüzlü
güllerimiz…
Son sözümdür sizlere ülkücünün kıymetini bilmeyen beyler tarih baharında
solan ülkü güllerini gül bahçemizin erlerini elbet alkışlar... ya
sizler... ülkücünün kanına giren beyler... hesabınız bu dünyada sorulmazsa
elbet öbür dünyada sorulur...
NE MUTLU BİR ÖMRÜ BİR KUTLU SEVDAYA
ADAYANLARA VE YOLUNDAN DÖNMEYENLERE!...
Sizin soyunuzdan sizin mayanızdan...