21 Mart 2008
ABDÜLHAMİD, ATATÜRK, ALPARSLAN
TÜRKEŞ
Yard.
Doç. Dr. Hasan OKTAY
Sistematik bir şekilde operasyonlar üstüne operasyonların yapıldığı
ülkemizde devlet ve devlet adamı sıkıntısı yaşanmaktadır. Bu sıkıntının
aşılma adresi tarih ve milettir.
Devlet, bir milletin ulaşabileceği en büyük organizasyon
biçimidir. Devlet, aynı zamanda milletin olgunlaşması ve millet olma
yolunda atılan en büyük adımdır. Milletler kurdukları devletle var
olagelmişlerdir. Devlette devamlılık milletinde devamı demektir. Devletiyle
anılan milletler tarihte en önemli yeri haklı olarak işgal ederler.
Türk Milleti ve Devleti, Çin Devleti ve Milleti tarihi sürekliliğe
verilebilecek örnek açısından son derece önemli ve çarpıcı iki örnektir.
Devlet kuramayan ve devlette devamlılığı sağlayamayan milletler tarihi
sürekliliğini koruyamamışlar, ancak yerlerini tarih kitaplarında alabilmişler,
yani tarihte kalmışlardır.
Milletimiz devletiyle o kadar bütünleşmiştir ki devlet
ile ilgili birçok tarihe geçmiş Atasözü söylemişlerdir. “Allah kimseyi
Devletsiz bırakmasın” sözü buna en güzel örneklerdendir. Devlet felsefesi
ve devlet yönetimi ile ilgili kitap, risale yayınlanmış, bunlardan
en önemlisi ise “Kutadgubilik”tir. Siyasetnameler, pendnameler Türk’ün
devlet anlayışını ve devlet millet bütünleşmesini veciz ifadelerle
anlatan muhteşem eserlerdir. Devlette devamlılık, devletin milletin
saadeti ve selameti için varlığı prensibi devlet felsefesi açısından
önemli kavramlardır. Türk devleti, mantık ve felsefi düşünüş açısından
devamlılık ve milleti için devletin varlığı prensibi temellerine oturmuştur.
Bu anlayışın hakim olduğu devirlerde Türk devleti ve Milleti ihtişamının
zirvesine çıkmıştır. Zaman zaman bu anlayıştan uzaklaşıldığında ise
felaketler kendini göstermekte gecikmemiştir.
Meşruiyetini milleti varedegelen kaynaklardan alan
Milliyetçiler devletin ve milletin kaynaşması, devletin milletin önünü
açan, onu mutlu ve müreffeh kılan bir sistem olarak kavramaktadır.
Milletin tarihi tecrübelerle oluşan karakteristik özelliğini muhafaza
ederek onu dünya milletleri içerisinde önemli bir yere taşımak devletin
ve devlet adamlarının en önemli vazifesidir. Devlet adamlığı anlayışı
açısından son yüzyılda üç önemli şahsiyet, şahsiyet abidesi önderleri
bu millet ortaya koymuştur. Bu liderler Abdülhamid, Atatürk ve Alparslan
Türkeş’tir.
Abdülhamid ve Liderlik Vasfı
Türk devletinin medeniyet zirvelerinden biri olan Osmanlı Devletinin
yok etmeğe çalışan emperyalist devletlere karşı verdiği varlık mücadelesi
Abdülhamid’i lider yapmıştır. Bir taraftan devletin yıkılışının kaçınılmaz
olduğunu görürken değer taraftan yeni bir devletin doğumunu sağlamıştır.
Türkiye Cumhuriyetini kuran kadrolar Abdülhamid devrinin sancılı döneminin
ortaya koyduğu eğitim sisteminde yetişmiş vatansever, milliyetperver
kahramanlardır.
Abdülhamid döneminde emperyalist güçler misyonerler
vasıtasıyla Osmanlı coğrafyasında özellikle Anadolu’da misyoner okulları
açmışlar, bu okullarda çağdaş eğitim altında Türk devletine ve milletine
ihanet edebilecek potansiyeli önce yetiştirmiş sonra da kışkırtmışlardır.
Bu eğitim hamlesi karşısında tavır geliştiren Abdülhamid eğitimi ilçelere
kadar yaygınlaştırmış ve devletin yıkılma sürecinde devlet ve millet
için fedakârlık yapabilecek kadroyu oluşturmuştur. Bu kadrolar Cumhuriyete
geçişi sağlamışlardır.
Abdülhamid uyguladığı birçok politika ile İmparatorluktan
cumhuriyete geçisin önünü açmış, Türk milletinin devletsizleştirilme
operasyonunu engellemiştir. Böylece emperyalist devletler ve onların
uzantıları olan misyoner okullarından yetişenlerin en büyük düşmanı
olmuştur. Hala bizim kitaplarımızda bile “kızıl sultan” olarak anılması
bundan, yani Türk milletinin devletsizleştirilme operasyonunu engellemesinden
kaynaklanmaktadır. Abdülhamid’in kızıl değil “gök sultan” olduğunu
ortaya koyanın ise bir Türk milliyetçisi olan Hüseyin Nihal Atsız
olduğunu unutmayalım.
Atatürk ve Dünya Liderliği
Türk milleti tarihi boyunca kendi varlığının devamını sağlayan liderler
yetiştirmiştir. Bu liderlerin en önemlilerinden birisi de Atatürk’tür.
Devlet ebed müddet yani devletin devamlılığı esasının kesintiye uğramaya
yüz tutuğu bir dönemde “Allah kimseyi devletsiz bırakmasın” dendiği
bir dönemde Atatürk bu millete olan aşkını ortaya koymuştur. Mete
Handan başlayan bilinen ilk düzenli ordu geleneğini daha da belirginleştirerek
ordu millet elele vererek Milletin tarihi sürekliliğini ve onun devletini
kesintiye uğramaktan kurtarmıştır.
Bu gün Türk ordusunun kuruluş tarihi milattan önce
209 olarak kabul edilmesi meşruiyetini milletten alan bir mantığın
neticesidir. Atatürk’ün bu davranışı yetiştiği okullarda almış olduğu
yüksek karakterli eğitim, damarlarındaki kan ve Türk milletinin tarihi
birikimin bir sonucudur.
Atatürk, Trablusgarp’a Enver Paşa ile gönderilirken
Padişahın nutku unutulur gibi değildir. Padişah iki vatan evladına
hitaben “sizleri vatanı kurtarmak üzere Trablusgarb’a gönderiyorum.
Ama gördüğünüz gibi sivil ve resmen görevlendirilmeden yani yasal
olmayan yollardan gidiyordunuz. Yani sizi ben ferman ile gönderemiyorum.
Siz orada galip gelirseniz bu Vatanı ve bu Milleti kurtaracaksınız,
ama yok mağlup olursanız şahsınız zaten kişisel olarak oraya gittiğiniz
için vatan haini olarak belki de yargılanacak ve tarih sizleri insanlık
var olduğu sürece hain olarak görecektir. Allah yardımcınız olsun
ve kahramanlıklarınızı bekliyorum.” İşte zor şartlar altında kutsal
görev olan vatan ve millet için savaşmayı, o uğurda gerekirse “hain”
yaftasıyla yargılanmayı göze alabilmek bir milletin, bir devletin,
bir makûs talihin kurtuluşuna vesile olmak Atatürk’ü milleti için
her şeyi göze alabilen büyük bir kahraman yapmıştır.
Cumhuriyeti kuran kadrolar yeni bir aşk yeni bir
heyecanla çalışırken Atatürk’ün erken ölümü bu kadroyu arzu ettikleri
hedeflere varmaktan alıkoymuş, Atatürk sonrası oluşturulan Atatürkçülük
maskesiyle Atatürk’ün yaptıkları ve yapmayı çok arzu ettiği şeyleri
ortadan kaldırma süreci başlamıştır.
Atatürk, Atatürkçülük ve İnönizm
Bu davranışa kısaca İnönizm diyebileceğimiz hareketin adı pervasızca
Atatürkçülük olarak vurgulanmış ve yapılan tüm devlet millet düşmanı
hareketleri bu maske ile gizlemişlerdir. Atatürk döneminde alabildiğine
diplomatik ataklarla Türkiye bölgesel güç olurken İnönü dönemi diplomatik
olarak korkaklık ile eşdeğer anılmaya başlanmıştır. Bu davranışa da
“Yurtta sulh cihanda sulh” felsefesinin yanlış yorumları temel olarak
gösterilmiştir. Atatürk Hatay’ı elimizden zorla alınan Hatay’ı ülkemize
katabilmek için verdiği mücadele ortadadır. İnönizm devlet anlayışı
ve felsefesi pısırık, içine kapanık, milletin değer yargılarından
uzak bir temele oturmuş, Türk ve Türklük ile ilgili her şeye düşmanca
tavırlar takınılmıştır.
Bunun en güzel 1944 Türkçülük Turancılık davasıdır.
Nasıl ki Abdülhamid döneminin sıkıntılı ve buhranlı dönemi yapılan
hamlelerle Atatürk’ün kadrosunu doğurmuşsa İnönizm dönemi baskıcı,
milletten kopuk pısırık devlet adamı kimliği algılaması Alparslan
Türkeş ve Arkadaşları dönemini ortaya çıkarmıştır.
İnönizm, devletin tarihi temellerini Türkistan’da
görmez, klasik Yunan’dan medet umar. Bu davranış ise kendi köklerinden
kopuk kimliksiz kişiliksiz bir psikolojiyi ortaya çıkarır. İnönizmin
en etkili olduğu birim genellikle diplomatlarımızda askeriyenin bir
kısım subaylarında ve bürokraside kendini göstermiştir. 1940 yıllarının
bezgin bunalımlı psikolojisinden etkilenen hariciye memurumuz “tecavüze
karşı koyamazsan zevk al” İngiliz atasözünü kendine şiar edinmiş,
bekle gör anlayışında hareket etmekte, Fransız özentisiyle –o dönem
dünyada Fransızca hakimdi- Tanzimat aydınının yarım Fransızca ile
dünyayı kavramaya çalışmasının büyük yanılgısını sergilemektedir.
İnönizm, devlet ebed müddet geleneğinin yükünü çekemeyen yorgun ve”
tırsık” aydınımızın milletine ihanet etme pahasına ileri sürdüğü bir
davranış kalıbı olarak tarihte yerini alırken devletin devamlılığının
bu millete gür sesiyle haykıran bir lideri doğurmuştur.
Alparslan Türkeş ve Liderlik
Milletin devamlılığı, devletin geleceği ve tarihi kökler her zaman
tartışılan ve uğrunda canlar verilen kavramlar olarak karşımıza çıkmıştır.
Türk milletinin devamlılığını sağlayabilmek için ne mücadeleler verilmiş,
nice yiğitler bu uğurda gözünü bile kırpmadan can vermiştir. Türk
milleti ve devleti 19. yüzyıl itibariyle tarih sahnesinden silinmek
için başlatılan planlı harekâtı sezen Abdülhamid yapmış olduğu hamlelerle
Atatürk ve arkadaşlarının yetişmesini sağlayan eğitim hamlesi yapmış
ve devletin devamlılığı için “kızıl sultan” olarak anılmayı göze almış
bir devlet adamı olarak tarihe geçmiştir. Atatürk bir millet yeniden
uyanıyor denen şeyi gerçekleştirmiş, milleti yeniden şaha kaldırabilmiş
en önemli lider unvanıyla erken hayata gözlerini yummuştur. Fakat
kendinden sonra arzu ettiği düzen ve sistem pörsütülmüş, milletiyle
kavgalı bir sistem, Avrupa ile mücadele eden, yarış eden bir sistem,
Avrupa karşısında aşağılık kompleksiyle hareket eden bir hormonlu
sistem haline dönüştürülmüştür. Köklerini tarihinin derinliklerinde,
milletin şahsı maneviyesinde arayan sistem değişmiş, Avrupa kökleriyle
irtibat kurmaya çalışan aşağılık kompleksi hakim olmağa başlamış,
Atatürk’ün gerçekleştirdiği hamleler onun adı kullanılarak tersyüz
edilmiştir. Abdülhamid dönemi kurulan misyonerlik okullarında yetişenlerin
psikolojisi Abdülhamid döneminin okullarında yetişen vatan için canının
verenlerin kurduğu devlete hakim olmağa başlamışlardı. İşte bu dönemde
meşhur 1944 Türkçülük ve Turancılık davası başlamış yani Türk ve Turan
kelimeleri misyonerlik okullarında yetişenler tarafından mahkûm ediliyordu.
Türk, canıyla, kanıyla kurduğu devlette yargılanıyordu.
İşte bu gidişe dur diyen gür bir ses, yiğit bir davranış ortaya çıktı.
Bu davranış Türk’ün ebed müddet, devletin devamlılığı milletin devamlılığıdır
ilkesiyle hareket eden Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının hareketidir.
Bir milleti köklerine dönüşü gerçekleşmiştir ve bu hareket Türk tarihi
ile Türk milletinin kucaklaşması hareketi olarak kendini göstermiştir.
Hüseyin Nihal Atsız Abdulhamid’e pervasızca “kızıl sultan” diye hakaretlerin
yağdırıldığı İnönizm felsefesine Türk tarihinin bütünlüğü açısında,
milletin devamlılığı açısından ve tarihin hakikati açısından isyan
ederek hayır Abdülhamid “Gök Sultan”dır diyerek isyan etmiştir. Kürşad’ın
40 çerisiyle Çin’e isyan etmesi gibi başına gelecekleri hiç hesap
etmeden, milleti için tarihi hakikatleri ortaya koyabilmek için kalemiyle
isyan etmiştir.
Abdulhamid’ten Atatürk’e, Atatürk’ten Başbuğ Alparslan
Türkeş’e Türk milletinin birbuçuk asırlık haysiyet mücadelesi, varlık
mücadelesi milletin kökleriyle buluşma mücadelesi. Bu mücadelenin
Fikri temellerini ve siyasi mücadelesinin kurallarını oluşturan Alparslan
Türkeş’in bir kere daha ne büyük bir mücadele örneği sergilediği ortadadır.
Bu mücadeleye yakışır, bu mücadeleye layık, bu mücadeleyi neticeye
kavuşturmak; Türk milletinin kökleriyle buluşturup tarihi bütünlüğü
sağlayarak hak ettiği yerlere gelmesini sağlamak hepimizin görevidir.
Ülkücüler tarihi sorumluluklarının bilincinde mensubu
olduğumuz medeniyeti, mensubu olduğumuz milleti ve Mete Han’dan bu
güne mensubu olmakla öğündüğümüz Türk devletinin hak ettiği en güzel
yere taşımak için var gücüyle çalışmak, iktidara gelmek zorundadır.