11 Eylül 2006
MAZLUMLARIN ZAFERİ
12 Eylül'ü yapan cuntanın anlı şanlı isimlerini
bir çırpıda sayabilecek kaç kişi var? Kaçının yaşadığını, kaçının
öldüğünü kaç kişi biliyor?
Oysa onlar çok iddialıydılar... Ülkeye çok büyük
hizmette bulunmuşlardı!.. Sözde ülkeyi uçurumun eşiğinden alıp, selamete
kavuşturmuşlar, kardeş kavgasını kesmişlerdi!.. "Asmayıp da besleyecek
miyiz?" diyerek darağaçları kurmuşlar, toplumu zararlı unsurlardan
kurtarmışlardı!.. Eh bu büyük hizmet elbette unutulmamalıydı!.. Ama
galiba Türk milleti vefasız çıktı, bu büyük hizmet erbabını çabuk
unuttu!..
5'li cuntadan ölen oldu, devlet protokolü de olmasa
cenazelerini herhalde belediye kaldırırdı... Yaşayanlardan bir tek
Kenan Evren'in nerede yaşadığı, ne iş yaptığı biliniyor... O da magazincilere
konu lazım olduğu zaman, bayan sanatçıların kiloları ve resim verme
kabiliyetleriyle ilişkili konularda hatırlanıyor... Ülkenin mizah
ihtiyacına sağladığı malzemeden başka ürettiği herhangi bir katma
değer yok...
Dünün kudretli paşaları esamesi okunmuyor artık...
Ne saygınlıkları var, ne de isimlerinin etrafında hayırla dolanan...
İhtişamlı günleri çabuk geçti ve milletin gönlünde bir incir çekirdeği
kadar yer tutamadılar...
27 Mayısçılar da aynı olmamış mıydı? Zulüm iktidarları
bittiğinde silinip gittiler... Onlar milletin hafızasında kapkara
bir iz bırakmışken, onları mağdur ettikleri, idam ettikleri sevenlerinin
gönlündeki tahtlarını hep korudular... 27 Mayısçıların bugün mezarlarına
kendi ailelerinden giden ziyaretçiler var mıdır bilemeyiz, ama onun
idam ettiği Adnan Menderes'in naaşının onlarca yıl sonra Vatan Caddesi'ne
nasıl yüzbinler tarafından taşındığı, sahiplenildiği ortadadır.
12 Eylülcüler, ülkücüleri ezmek, yok etmek istediler...
Lider kadrosu tutukevlerinde, işkencehanelerde toplandı... Uzun süren
davalar, kürsülerden karalama kampanyaları, idamlar, cezalar, eziyetler...
Sözde postal altında tarihten silinecekti ülkücü
hareket... Ama tarihin hükmü hiç de onların istediği şekilde tecelli
etmedi... Darbeciler silinirken, ülkücüler tekrar dirildi... İşkenceler,
eziyetler, acılar ülkücü hareketi yok etmeye yetmedi, tam tersine
acılar ülkücü hareketi adeta besledi, büyüttü, olgunlaştırdı...
Şimdi bir kısmı ölmüş, bir kısmı köşesinde ölümü
bekleyen darbeciler, toplumun hafızasından hızla silinip giderken,
onların yok etmeye çalıştığı ülkücülerin, ülkesinde ve coğrafyasında
nasıl güçlü bir faktör olduğu bir kere daha anlaşıldı... Yok edilmek
istenen ülkücüler, katillerine ve işkencecilerine adeta inat edercesine,
onlar hızla erirken, ters orantılı biçimde büyüdü, ülke gündemine
damgasını vurdu... Kendi yaralarını kendisi sardı, kendi acılarına
tutundu ve ayağa kalktı... Tarihi misyonunu yaşatmak için kendisine
yakışan mücadelesinde bayrağı daha da yükseğe kaldırdı...
Bir daha dirilmesinler diye, dün ocaklarımızı yıkanlar,
belki taş duvarları devirdiler, demir kapıları zincirlediler ama gönüllere
hükmedemediler... Gönüllere hükmedilemeyince, yıkılan ocaklar da yeniden
yapılır, kapılardaki zincirler de kırılırdı... Nitekim öyle oldu...
12 Eylül'ün "mağrurları", kısa bir süre sonra "mağlupları"
haline gelirken, dün yenildi zannedilen ülkücülerin katlanarak büyümesi,
tarihin bir hakkı tesliminden başka bir şey değildir...
Şimdi ülkücüler sadece Türkiye'de değil, bütün soydaş
ve akraba toplulukların yaşadıkları topraklarda varlar... Devletin
bile gidemediği yerlere önce onların hayalleri, sonra da kendileri
gittiler... Bosna'da, Kosova'da, Azerbaycan'da, Çeçenistan'da, Irak'ta
ve misyonun emrettiği her yerde onlar oldular...
Bir yıldönümüne girerken tekrar görüyoruz ki, 12
Eylül'ün muhteşem günlerine hükmeden ceberrutlar silinip gittiler...
Ülkücüler ise her gün taş üstüne taş koyarak, hergününü bir önceki
günden daha iyi yapmanın mücadelesine koyularak başarılı oldular...
Cellatları birer birer buharlaşıp, yok olurken, onlar hem tarihe,
hem günümüze adlarını kazıdılar... Allah'ın izniyle yarını da bugünden
daha iyi yapacak enerjiye sahip durumdalar...
Bir yanda korunma işlemini halkın vicdanına değil,
anayasa ve yasalara bağlayanlar, diğer yanda "dünün tortusu dünde
kaldı, selam yeni sabaha" diyerek, her dem yeniden doğan ülkücü
hareket... İşte mağlup, işte galip...
Savaşlar muharebelerden oluşur. 12 Eylülcüler bir
muharebeyi kazanınca "savaşı kazandık" zannettiler... Oysa
zorbalıkla kazandıkları sadece bir muharebeydi... Bugün çok daha iyi
anlaşılıyor ki, onlar yok olup gittiler, zaferi ülkücüler kazandılar...
Bu tarihte mazlumun kazandığı ilk zafer değildi...
İnanıyoruz ki, son zafer de olmayacaktır...
Kadir Mahir DAMATLAR