ABD’DEN HARAÇ ALAN OSMANLIDAN, BORÇ VE EMİR
ALAN TORUNLARA
İçimdeki dindiremediğim heyecanı ve üzüntüyü ancak
okuyucularımla paylaşarak kısmen giderebileceğim düşüncesiyle derlemeye
çalıştığım bu yazımı yüreğiniz tutuyorsa lütfen okuyun.
ABD 1812 yılına kadar Osmanlı Devletine onu koruması
için haraç veren bir devlet iken şimdi nerelere gelmişiz.Osmanlı Devletine
bağlı Cezayir Beylerbeyliği,Akdeniz ve Atlantik’te dolaşan ABD bandıralı
ticaret gemilerini korsanların şerrinden koruyor ve buna karşılık
olarak ABD hükümeti Osmanlı Devletine her yıl 640.000 dolar ve 12.000
Osmanlı altın lirası seneviyye (haraç) ödüyordu.Ama daha sonra Dünya
İmparatoru Osmanlı Devletinin ne hale geldiğine bir bakalım:
1879’ larda İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Derby,
"Osmanlı Devleti'ni o denli yakından denetliyoruz ki bu devletin
toprakları üzerindeki egemenliği pratik olarak sıfıra inmiştir ''
diyordu. Fransa ve İngiltere Osmanlı borçlarında en büyük alacaklılardı
ve artık Osmanlının göbekten bağlı olduğu doğal müttefiklerdi.Osmanlı'nın
pek kımıldayacak hali kalmamıştı.Osmanlı öyle bir abukluk içinde borçlanıyordu
ki dışa her borçlandığı 100 TL nin ancak % 60 ı kasasına girebiliyordu.
Iskontolu satışlar,komisyon,ihraç giderleri filan derken vesaire giderlerle
ele geçen miktar son derece azalmakta idi.Bu borçların da ancak %
16 sı yatırım amacı ile kullanılmakta , üstü iç ve dış borçlarla ilgili
ödemelere , saray giderlerine , hazineye ait diğer cari giderlere
harcanmakta idi.Günümüzdeki gelişmeler çok mu farklı. 1914 yılına
gelindiğinde devlet gelirlerinin % 28.2 si doğrudan dış borç ödemelerine
gidiyordu.Ama borçların azaldığı filan yoktu.
Dünya savaşı başlarken, Almanya atik davrandı , Osmanlı'nın
içinde olduğu mali çöküntüyü , İngiltere ve Fransızlara karşı oluşan
rahatsızlıkları kullanmasını bildi. Duyun-u Umumiye de Londra talimatı
ile Osmanlı'ya ödemesi gereken parayı da kesince , hazinesi tam takır
kalan Osmanlı savaşa girmekten başka bir seçenek bulamadı. Ama bir
farkla , eski doğal müttefikleri ile değil Almanya ile birlikte doğal
müttefiklerine karşı.Esasında 1914 yılında, savaş başlarken Osmanlı
tarafsızlık içinde idi.Ama Almanya İmparatorluğun durumunu yakından
bilmekte idi.Hemen Osmanlıya kredi teklif ( hibe değil ..kredi.) etti.
.Ve dünyada taşlar yerinden oynarken..,Osmanlı kendi senaryosu gereği
değil , bir yerde askerini bile Almanların sevk , idare ettiği bir
senaryo üzerinden savaşa girmek zorunda kalıyordu. Osmanlı'nın savaşa
girmesine ve savaşta kalmasına endeksli özel Alman Kredisi açılıyordu
Kredi paketine göre ,Savaş boyunca her yıl % 6 faizli 5.000.000 altın
Lira verilecekti.Şartlı bir krediydi bu. 250.000 Lira hemen anlaşma
yapıldığında , 750.000 lira Rusya ve İngiltere ile savaş ilanından
10 gün sonra , ve savaş devam ettiği sürece de her ay 400.000 lira
, kredi verilecekti Osmanlıya. 29 ekim 1914 de savaşa girdiğimizde
hazinemizin kasasında mevcut sadece 92.000 altın lira idi....Sonrasında
ise dört yıllık savaş boyunca Almanya dan alınan borçlarla ayakta
kalınmış, ve hazinenin ihtiyaçları alınan bu borçlarla karşılanmış
.Savaş bittiğinde ise savaşa girerken 163 milyon olan borçlarımız,
304 milyon liraya ulaşmıştı bile.1918 yılına gelindiğinde , Alman
kredisi de kesildiğinden İstanbul halkı artık açtı. Mebusan meclisinde
1918 yılında İstanbul halkına nasıl ekmek sağlanacağına dair hararetli
tartışmalar yapılıyordu.
Atatürk 1919 da Samsun'a çıkarken Osmanlı artık memurlarına
aylık ödeyemez durumda idi.Dış borçlar katlanmıştı. Üstelik dış borçların
çoğu İngiltere , Fransa ve İtalya uyruklulara aitti. Anadolu da bu
devletlerin işgali altına girmeye başlamıştı.Kurtuluş savaşı verilmesi
ve kazanılmasına rağmen borçlardan yine de kurtulanamadı. 23 Temmuz
1923'te imzalanan Lozan Anlaşması'yla borçlar tekrar düzenlendi ve
bir kısmı Osmanlı'dan ayrılan devletlere devredildi.1928 anlaşmasıyla
da Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı borçlarını ödemeye başladı ve bu borçları
ancak 1954 yılında bitirebildi.Genç Cumhuriyet hesapsız kitapsız borçların
nelere mal olduğu yakından bilmekte idi bu nedenle bu dönem pek borca
girilmedi. Genç Cumhuriyet borçtan her zaman kaçındı. 1950 de borç
tutarı, dünya savaşı atlatılmış olmasına rağmen sadece 250 milyon
dolar civarında idi .O da çoğunlukla yatırım amaçlı alınmış borçlardı,
hatta karşılığı döviz ve altın olarak bile mevcuttu.İkinci Dünya savaşında
ve Türkiye'nin en büyük şansı belki de borç baskısı altında olmaması
idi.Ülke savaşla ilgili kendi kararını kendi bağımsız iradesi ile
alma imkanına sahipti.
Bu savaşın getireceği avantajlardan ziyade, yıkımdan
uzak durmak Türkiye'nin tercihi idi. Müthiş cazip vaatler veya tehditler
karşısında bile kendi dışında geliştirilen pek de menfaatimize sonuç
vermeyecek ve başkalarınca tasarlanan savaş senaryolarının figüranı
olmayı ret edebildi..Başkalarının meşruiyetten yoksun savaşına girmek
zorunda hissetmedi kendini.Kendi bildiği yolda yürümeye imkan buldu.
Sınırlarında dünya savaşı yangını olurken,tarafsızlığını korudu. Dünya
savaşının getirdiği büyük yıkımın dışında kalabildi.Tarihimiz günümüz
Türkiyesi'ne kıssadan hisselerle dopdolu gerçekten.
Cumhuriyetimiz 80 yaşında ama Türkiye hem dışardan
ateş çemberi içinde ve hem de içerdeki hainler tarafından altı oyulmakta.
Ekonomisi krizden kurtulamayan, yoksulluk ve yolsuzluğun vatandaşı
canından bezdirdiği,yarınlarını da karartan,yedi sülalesine yetecek
kadar devletin paralarını ceplerine indirenler, güzel vatanı necip
milleti bu duruma getirenler rahat uyuyabiliyorlarmı.
Gözleri kör kalpleri ve vicdanları mühürlenmiş olanlar;
sahte faturacılara, hayali ihracatçılara,devletin kayıp paralarına
ve vergi kaçakçılığına göz yumanlar,ekonomide örgütlü suçları, teröristleri,
katilleri, hainleri, hırsızları affedenler,devlet kadrolarını yandaşlarla
doldurup devlete dürüst ve liyakatli insanların hizmet etmesine fırsat
vermeyenler,uçakların inmediği hava alanları , kapısına kilit vurulan
hastane, kamu lojmanı, sosyal ve dinlenme tesisi adı altında tatil
köyleri-kamp yerleri inşa ettirenler, hortumculara devleti ve milleti
soyduranlar, Parfümünden, vitaminine, ayakkabısından iç çamaşırına
kadar ; çikolatasından tıraş kremine kadar Amerikan malını tercih
edenler, Türkiye’deki okulları beğenmeyip borçla aldığımız dolarlarla
çocuklarını ABD de okutanlar,kovboy üniversitelerinde eğitim yaptıran,master
aldatmacasına kapılanlar ve yaptıkları ile de övünüp milliyetçiliği
de kimselere bırakmayanlar,çeşitli kuruluşlarda 10.000 doları geçen
maaşlarla yönetim kurullarında görev alıp bu milletin hizmetkarı olmuş
ama zor geçinen devlet memuru ve işçisini adam yerine koymayıp alay
edenler,yüce milletimizi borç ve emir alan durumuna getirenler bu
millet sizi affetmeyecek ve iki elimiz yakanızda olacaktır.
Op. Dr. Zakir ARAZ