TAHSİN PEHLİVANOĞLU
1997
nin Mart ayının ortalarıydı. Yoğun bir gezi proğramı dolayısıyla
ağır bir çalışma ortamındaydık... Kahramanmaraş ve Kayseri tarafına
gidecek ve 21 Mart'ta nevruz bayramı için Kars'ta olacaktık peşine
de Almanya seyahatimiz vardı... Akşam Keçiören belediyesine ait
Halil İbrahim sofrasında TİSAV ' ın yemeğinden çıkmış eve giderken
Konya yolu Or-an şehir kavşağında bana seslenerek:
-Tahsin , dönün oğlum Ahmed Kayhan Hazretlerinin
evine gidiyoruz, dedi...
Ahmed Kayhan isimli zat Ankara'da yaşayan büyük
bir veli, bir Allah dostuydu... Başbuğ zaman zaman o nu ziyaret
eder bu piri fani ile muhabbetten çok haz alırdı...
Mamak semtinde bulunan eve geldik...Ahmed Kayhan
Hazretleri'nin ayağı kırık olduğundan platin takılmıştı ve bu zor
vaziyette kapıya kadar gelip Başbuğa ,
-Türkeş hoş geldin diyerek hararetle sarıldı...
Biz çaylarımızı içtik... Ahmed Kayhan Hazretleri önündeki çayın
yarısını içmiş diğer yarısını elinde sallayarak sohbete devam ediyordu...Daha
sonra elindeki yarım bardak çayıda Başbuğa ikram ederek,
-Türkeş buyur bunu da iç , dedi... Başbuğumda aldı
ve zaten soğumuş olan çayı bir yudumda içti... On onbeş dakika daha
oturduktan sonra Ahmed Kayhan efendi:
-Türkeş kalk git istirahat et yorgunsun , dedi...Bunun
üzerine Başbuğ:
-Peki şıhım dedi ve hayırlı akşamlar dileyerek
Ahmed Kayhan efendiye sırtını dönmeden geri geri çıkış kapısına
kadar geldik...Ayakkablarını giyip evin kapısına çıktığı anda Ahmed
Kayhan efendi Başbuğuma seslenerek:
-Türkeş hakkını helal et de öyle git , dedi...
Bunun üzerine Başbuğ:
-Hakkım helal olsun şıhım , sende hakkını helal
et , dedi ve Ahmed Kayhan efendi üç defa Helalı hoş olsun dedi ve
biz evden ayrıldık arabaya binerken :
-Başbuğum , Ahmed Kayhan efendinin dedikleri beni
ürpetti , dediğimde..
-Ürperme oğlum onlar Allah dostudur ne dediğini
bilir , Allah büyüktür dedi...
Bu olaydan onbeş gün sonra Başbuğum vefat etti...
Sekiz nisan 1997 günü Merhum Başbuğumu defnettikten sonra , Ahmed
Kayhan efendinin evine gittim...Beni görünce ağlamaya başladı...Biraz
oturduktan sonra :
-Şıhım onbeş gün önce Başbuğumla geldiğimizde bir
saati aşkın bir zaman yanınızda oturduk ... Kalkarken helallaşmadınızda
tekrar kapıdan çevirip helalleştiniz...Bu neydi ? diye sorduğumda...
-Evladım o an Türkeş'i bir daha göremeyecekmiş
gibi bir hisse kapıldım ama ben mi öleceğim , Türkeş'mi ölecek bunu
bilemezdim o sebepten ona bir daha sarıldım , dedi...
Ben bu gönül erinin yanından ayrılıp giderken ,
Ankara semaları sanki matem şiirleri okuyordu...
Kısa bir müddet sonra bu zatta Rahmeti Rahmana
kavuşacak ve bu fani alemden göçüp gidecekti...

Ahmed Kayhan Hazretleri