
KURTLAR İMPARATORLUĞU YA DA ÇAKALLARIN VALSİ
Christophe Grange' nin “ L'empire des loups” adlı eserinden beyaz perdeye aktarılan ve gösterime girmeden çok önce, çekimleri sırasında Ürgüp'te yaşanan protestolar nedeniyle ülke gündemine giren KURTLAR İMPARATORLUĞU adlı filmi vizyona girdiği gün izledim..
Eleştirmenlerin “haftanın en çok beklenen, fakat en kötü filmi” olarak tanımladığı bu filmin daha önce kitabını da okumuştum.. Anadolu' da güzel bir deyim vardır. “Kendi paramızla rezil olduk” derler ya… Filmin bende bıraktığı izlenim bundan öte değil. Sinemaya bu rezil filmi izlemek için ödediğim bilet parasına pekala iki kitap alıp okuyabilirdim diye hayıflanmadım değil doğrusu..
Sinema teknikleri, görsel efektler, kurgu vs, neresinden bakarsanız bakın film hakkında olumlu tek bir cümle kurmak bile mümkün değil. Öylesine bariz mantık ve kurgu hataları yapılmış ki, izlerken filmden kopuyorsunuz.
Mesela filmde Türk Mahallesi olarak gösterilen bölümde Türk' e benzeyen bir kişi ya da Türk' e özgü bir değer bulmak mümkün değil. İnsanların tamamı Arap.. geri kalanlarda burnu halkalı, saçları rengarenk boyalı, bırakın Türk' e, insana bile benzetmekte güçlük çekeceğiniz ucube yaratıklar..
Ancak bir mekanda arka planda yer alan Türk Bayrağı, Yılmaz Güney resmi ve Cem Evi afişi dikkatlerden kaçmıyor. Filmde Paris'de yaşayan BOZKURTLAR' ın Türkiye ile bağlantılı olarak ALTIN HİLAL adı altında bir uyuşturucu organizasyonu tertiplemeleri ve bu organizasyonun uyuşturucusunu çalarak kayıplara karışan Sema Gökalp adlı bir Türk kızının hikayesi anlatılıyor.
Fransa'dan başlayan ve Türkiye'ye kadar devam eden serüvenin Türkiye' de, Ürgüp' te çekilen bölümlerinde bile Türk' e ve BOZKURTLARA özgü tek bir sembol ya da değere rastlayamazsınız. Mesela BOZKURTLARIN reisi konumundaki İsmail KUDSEYİ, Peri Bacalarında bir mağarada yaşayan, beyaz entarisi içinde tipik bir Arap Şeyhi görünümünde..
Eeee Reis Arap Şeyhi olunca, müritler, afedersiniz bozkurtlar da Permerge – Ninja karışımı ucube tipler olarak çıkıyor karşımıza… Hatırlayacağınız üzere bu filmin çekimi sırasında onlarca Türk figüranda görev almıştı. Filmde gördük ki, bu katılım figüran düzeyinde olmamış. Türk Sinemasında başrol oynayan tipler de (Erdem KINAY) gibi, rahatlıkla ikinci GECEYARISI EXPRESİ olarak tanımlayabileceğimiz bu filmde oynamaktan bir beis görmemişler. Ne var ki, bu büyük (!) oyuncuların filmin sonunda isimleri bile yazılmadı.
Ülkemiz sanatçısı ve aydınının Avrupa'ya bakış açısını ortaya koyması açısından güzel bir örnek aslında. Şimdi gazete sütunlarında isimlerinin bile anılmayışını “emeğe saygısızlık” olarak adlandıran bu güzide (!) sanatçılarımız, dileriz ders alırlar da bir daha her Avrupalıya (!) bir avuç tuzla koşmazlar…
Son olarak filme dair olumlu tek bir cümle kurabilirim. O da ancak kontra bir düşünceyle mümkün.. Film öylesine rezil, öylesine gerçek dışı, öylesine insafsız, öylesine önyargılı ve öylesine başarısız ki, bu filmi izleyen politik düşüncesi şekillenmemiş bir Türk' ün bile tepkisini çekecektir. Değil Ülkücü, siyasi düşüncesi ne olursa olsun damarında Türk kanı taşıyan herkesin “ayranını kabartacak” cinsten bir ucube olan bu film, belki yıllardır bizim yapamadığımızı yapar da, MİLLİ ŞUURUN uyanışına, dirilişine vesile olur bir nebze..
Sahi ne diyordu Ziya GÖKALP;
Vur eski kölesi utandır onu..
Vur da uykusundan uyandır onu…
Vesselam… 31 Mayıs 2005, İstanbul