Unutmak Tükenmektir !

 

Yunus MERAL

Bütün Yazıları

 

11 Şubat 2008

KIRILDIKÇA DİRİLDİK

Yüce Allah buyuruyor ki; “Allah, şüphesiz Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü’minlerin canlarını ve mallarını (Tevrat, İncil ve Kur’an’da söz verilmiş bir hak olarak) satın almıştır” ( Tevbe/3.Ayet )

Kim ne derse desin bir savaşı geride bıraktık. Hem de binlerce şehidi ve gazisi, bir o kadar da dul ve yetimiyle. Yaradılış icabı var olan hak ve batılın savaşı, iman ve küfrün vuruşmasıydı. Allah’ın ismini gönüllerden silmek isteyenlerle Allah yoluna baş koyanların amansız mücadelesiydi bu.
İşte Nizam-ı Alem ülküsünün mensupları olarak verdiğimiz şanlı mücadelede en büyük kaynağımız ayet-i kerimede belirtilen müjde idi. Binlerce şehidin ardında kalan bağrı yanık ana babaların, boynu bükük dul ve yetimlerin, bir kısmı taş medreselerde çile dolduran can yoldaşlarının yegane teselliside bu kutlu müjdedir.

Bu kutlu müjdeden güç alarak çıktığımız yolda bir çok gönül dostumuzu, can yoldaşlarımızı kaybettik. Kimini bir kahpe kurşun, kimini bir kalleş hançer aldı götürdü yanıbaşımızdan. Ve nihayet, Hakk düşmanlarının yerli kuklalarınca kurulan darağaçlarında uğurladık bazılarını. Bir kutsal mücadelenin içindeydik elbette kahpe kurşunlara, kalleş hançerlere hedef olacaktık. Gün oldu vurulup düşenlere dönüp bakacak vaktimiz bile olmadı. Yüreğimizin acısını, mukaddes yolda bir adım ilerleyebilmenin sevinci ile dindiriyorduk. Belki, bir adım daha ileride bizde o yüce makama vasıl olabiliriz ümidi taşıyorduk. Yoluna can koyduğumuz yüce rabbimizin katına uğurladığımız can yoldaşlarımızın ardından ağlayıp gözyaşı dökmek yerine, tevhit bayrağını bir burç daha ileriye dikmenin manevi huzuru ile yüreğimizi soğutuyorduk. O ateş çemberinin sıcaklığı, kaybettiğimiz can yoldaşlarımızın yüreğimize düşürdüğü ateşi dengeleyen bir unsur oluyordu. Fakat sonrası! Bir ızdırap, bir kahır, bir zillet ki sorma gitsin…

Bir Eylül sabahı, bu zilletin başlangıcı oldu. Elimiz kolumuz bağlı bir durumda seyretmek zorunda bırakılmanın, hiçbir şey yapamamanın çıldırtıcı ızdırabı içerisinde, birer ikişer darağaçlarına götürüldü can parçalarımız. Onlar en büyük sevgiliye yollanmanın hazzıyla ölümü kucaklarken, zafer (!) sarhoşluğuna kapılan alçakların çığlıklarını, kahkahalarını duymamak için kulaklarımız tıkamaktan başka bir şey yapamıyorduk.

Yüce Allah’ın huzuruna uğurladığımız can yoldaşlarımızı, Yusuf’lar, Süleyman’lar, Dursun’lar, Mustafa’lar; Sizlere ulaşamadıysak bile, And olsun ki ahdimize sadık kaldık mirasınız olarak bıraktığınız <<Hak dava mücadelesini>> bir adım daha ileri götürmek için elimizden geleni yaptık. <<Kanlarınız yerde kalmayacak>> demiştik sözümüzü tuttuk. Cenab-ı Allah’ın izniyle yanınıza gelene dek de sözümüze sadık kalacağız.

Sizlere gelince; bir bir kırılan ülkü çiçekleri, şehadetinize dar ağaçlarının şahit olduğu iman erleri; kendileri boğazlarına kadar ihanetin içindeyken sizlere, hemde hain damgasını vurarak kıyanları affetmeyeceğiz. Sizler Rabb’binize ulaşmanın hazzını tattığınız o anı, onlar en büyük ızdırapları duyarak geçirecekler. Hiç tasanız olmasın. Mukaddes mücadelenizi bıraktığız yerden daha büyük bir şevkle, daha büyük bir azimle sürdüreceğiz. Taa ki, sizin mertebenize ulaşana kadar.

Ruhunuz şad, makamınız cennet olsun.


DÜN’Ü UNUTANLARA!

Dün yumruklarımızı sıkıp Allah’a yemin ederdik. Omuz omuza yemin edip ölümleri kucaklamanın hazzını yaşardık. Bir lokma ekmeği paylaşıp, bir paket sigarayı jiletle üçe bölüp 60 kişiye dağıtmanın huzurunu yaşar, kimseye boyun eğmezdik. Zulümlerle, işkencelerle değil yok olmak aksine, çeliğin suyu kabul ettiği gibi çelikleşir daha da güç kazanırdık. İdam sehpaları bize vız gelirdi, boynumuza ipi takanlara bile “Sizinde şeref ve namusunuzu biz kurtaracağız” derdik. O kadar dürüsttük ki, sandalyemizi çekenlere bile “sanada zahmet olacak sende hakkını helal”et derdik. Kur-an’ı Bayrağı öper, son mektubumuzu yazar sevdiklerimize yüreğimizi yollardık. Nefsimizin esiri olup çıkarlarımız için kimseye kızmaz, sitem bile etmezdik. Bayrağa kan lazımsa kanımız, vatana can lazımsa işte canımız der seve seve bedel öderdik. Yere birimiz düştüğümüzde, bin kişi olarak dirilip yeniden ayağa kalkardık. Düşenlerimiz için kor ateşle yüreklerimiz yanardı, düşemediğimiz için ağlardık. Ölüm sevgili olurdu bize, onunla yatar onunla kalkardık…

 

HİÇ UNUTMAZDIK… Bu mukaddes yolda yürürken, “Benim için sakın ağlama anam” diyen 16 yaşındaki Muhammed’leri, “2.oğlumuda şehit verdim, bir kızım kaldı onuda veririm” diyen babaları, “Davama leke sürmem ölümse gelsin, safa geldin, hoşgeldin derim” diyen Yusuf BAHRİ’ leri, Bu mukaddes dava için toprağa düşen ön kuzuları, vatan kavgasında topraga düşen son kuzuları hiçmi hiç unutmaz, acılarımızı yüreğimize yazardık. Ve.. toprağa verdiğimiz tüm canlarımızı…

Evet o inançla Allah’a yemin eder hesap soracağız derdik…

HER ŞEYE RAĞMEN!...

…Ve …Vatanımızı, Milletimizi, Bayrağımızı sevenlere kırmızı gül uzatmalıyız. Sevgimizi vermeliyiz, gönlümüzü açmalıyız. 21. yüz yılın büyük Türkiyesinde , 21. yüz yılın süper ülkesinde gururla, eziklik duymadan, aşağılık kompleksi olmadan yaşayacak cocuklarımız ve geleceğimiz için. Millet olarak dikenlerden kurtulup gül bahçesinde yaşamak için, büyük türk birliği, İslam dünyası ve dünya insanlığı için. Omuz omuza, kolkola, umut olduğumuz Milletimize yeniden umut tazelemek için…


BUGÜN NE DEMELİYİZ

1968 yılında ilk sayısı çıkan Ülkü Ocakları dergisinin kapağında “Komunizm iki binli(2000) yıllara varmadan yıkılacaktır” yazısı Ülkücü Hareketin o günlerde ufkunun ne kadar açık olduğunu, günlük düşünmeyi değil, yarınların yarınlarına nasıl baktığını, o günün Türkiye’sini idare edenlerin hayallerine bile sığdıramadığını Ülkücü hareketin görmesi, liderinin (Başbuğ) ve Ülkücülerin farklılığını açıkça ortaya koymaktadır. . Uzağı bilmek veya görmek ülkücü için yeterli olmaz. Gördüğü yere kadar koşup kendine yeni hedefler çizmek zorundadır. 1968 ‘ in genç Ülkücüleri sayıları az olmasına rağmen İmanlı, İnançlı sevdalısı oldukları Vatan, Bayrak Millet için zorlu, çileli bu yolda koştular. Yollarına çıkan bütün engellere rağmen çileye, ölüme rağmen koştular. Alınlarından düşen her damla ter kurak topraklara can verdi. Dökülen kanlarının her damlası bir Ülkü çiçeğinin açmasına vesile oldu. Açan her çiçek üstüne düşen damlayı yanındaki tohuma verdi. Bir tohumdan birkaç çiçek Ülkemin her yanında sevgi çiçekleri açtırdı. Türk Milleti onları sevdi kucakladı, kokladı. Kendini çiçek sanan dikenler onları istemedi. Zehirli dikenleriyle bir çoğunu kırdı döktü. Samyeli estirdi üzerlerinden. Buna rağmen onlar hep çiçek kalıp etraflarına sevgi saçtılar. Sevenleri çoğaldıkça çoğaldı. Sevildikçe dahada sevildiler. O topraklarda yaşayanların umudu oldular.

Bu günün Ülkücüsü göz bebeğimiz. Senin yaşında nice gençler görüyorum dikenlerin arasında. Bu dikenler dünkünden dahada zehirli dokunduğunda yavaş yavaş bir hayatı yok edecek kadar tehlikeli. Aynı topraktan, aynı sudan beslenmene rağmen, Bir fark var sadece, değerler farklı, aynı gıdayı alamıyorsun. Aynı meyvenin iki ayrı yerde yetişmesi gibi. Sana büyüklerin seni yetiştirenlerin çok emek verdi. Bastığın toprağa kanını, yaşadığın vatana binlercesi canını verdi. Kökünde diken, yabancı ot, ayrık otu bırakılmadı. Sen kökünden gelen değerlerle beslendin. Ona sahip çıkılmadı. Sana şimdi düşen görev, onu yabancı inanç ve kültür değerlerinden, ayrık otlarından uzak tutup aynı değeri vererek onu senden biri olarak kucaklamandır.

Genç Ülküdaşım. Başkalarını tehlikelerden koruduğun gibi, önce kendini koruyacaksın. Sana bulaşan her pislik, her yanlış etrafınada bulaşacaktır. Etrafındaki insanların paçalarındaki çamuru konuşma. Kendi paçalarını temiz tutman en güzel mesajlarından birisi olacaktır.

Kötü niyetlerini belli etmeden senin birliğini dirliğini bozmak için senden gözüküp aranıza nifak tohumlarını ekebilirler. Ülkücü gözüküp ülkücü geçinen, ülkücülüğü meslek edinip ülkücülükten geçinenlere çok dikkat etmelisin. En güzel meslek, en güzel san’at, en iyi edebiyatla, bilginle, başarılarınla milletine ışık olmalısın. Altmış sekizin Ülküsü gibi, o günkü liderin gibi sende bu gününü, yarınını, yarınların yarınlarını görmek mecburiyetindesin. Ülkücü Hareket gecenin karanlığından çıkmış nurlu bir sabaha adım atmıştır. Ödenmesi gereken bütün bedelleri cansa can, kansa kan ne varsa hepsini severek ödemiştir. Geriye sadece neferinden liderine kucaklaşarak ufuktan doğacak ve milletini aydınlatacak güneşi bekliyor. O güneş Ülkücü Hareketin tek başına iktidarıdır. Ülkücü hareketin lideri de neferi de hedefi görerek yürüyor. Bize düşen görevse omuz omuza kol kola birlik beraberlik içinde bu harekete güç vermek ve arkasından yürümektir. Doğumuzla Batımızla. 70 Milyon insanımızla. Kucaklaşarak…

Yunus MERAL

MHP Tekirdağ İl Başkanı



Can Verenler...